1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Derbinin ardından notlar
Derbinin ardından notlar

Derbinin ardından notlar

Hafta içerisinde Galatasaray - Fenerbahçe derbisini izlemek için İstanbul’da, Türk Telekom Arena’daydım. Spor Toto Süper Lig’in 14’üncü hafta karşılaşması olarak nitelendirilse de her iki takım adına lig maçından çok daha fazla şey

A+A-

 

 

Hafta içerisinde Galatasaray - Fenerbahçe derbisini izlemek için İstanbul’da, Türk Telekom Arena’daydım. Spor Toto Süper Lig’in 14’üncü hafta karşılaşması olarak nitelendirilse de her iki takım adına lig maçından çok daha fazla şey ifade eden karşılaşmaydı bu maç.

Fenerbahçe elde edeceği bir galibiyetle bu maça kadar lider konumda bulunduğu maç öncesi farkı açma niyetindeydi. Galatasaray ise elde edeceği galibiyet ile uzun zamandan sonra lider olma şansını yakalayacaktı.

Maçı saha içerisinde foto muhabiri olarak görme şansı ile birlikte maçtan 3 buçuk saat önce TT Arena’ya giderken, İstanbul üzerindeki kara bulutlar da hafiften içini döküyordu. Maçı izlemeye gelecek taraftarlar için tabi yağmur çamur fark etmeyecekti. Benim aklımda ise, saha kenarında fotoğraf çekerken ıslanır mıyız düşüncesinden çok, güzel fotoğraflar çekebilecek miyim düşüncesi hakimdi. Çünkü maç esnasında fotoları gazeteye paslayacaktım.

Tabi Türkiye’de iş profesyonelce yapıldığından onların çalışma sistemini gözlemlemek ayrı bir tecrübe de olacaktı.

Saat 16.15’te metro çıkışında TT Arena’nın kapıları hala daha açılmamıştı ve birkaç bin taraftar yağmurun altında kapıların açılmasını, stat içerisindeki yerlerini almayı sabırsızlıkla bekliyordu. Önceleri maçtan saatler öncesinden açılan kapılar, hafta içi olduğu için geç açıldı diye düşündüm.

Saat 17.00’de kapılar açıldığında basın girişinden stada girerek saha kenarında giyeceğim yeleği ve boyun kartımı aldım. Basın odasında sessizlik hakimdi. Basın mensupları maç öncesi laptoplarında son hazırlıklarını gerçekleştiriyor, notlarını düzenliyordu.

Saat 18.00’de saha kenarına çıktığımda maça bir buçuk saat kalmasına rağmen stadın yarısı dolmuştu. Maçın hafta içi olmasından ve trafiğin yoğun olduğu bir saatten dolayı böyle olmuştu. Foto muhabirleri ufaktan saha kenarlarında yerlerini almaya başladılar. Maçın ilk organizasyonu Galatasaray’ın kendi sahasında oynadığı maçlarda kulübün efsanevi oyuncularına verdiği ödül töreniydi ve bu kez Hakan Şükür’e verilecek ödülü görüntüleyebilmek için sporcu çıkış noktasındaki yerimizi aldık. Sadece foto muhabirleri değil, stat ve kulüp personelinin hummalı çalışması, yayıncı kuruluş Lig TV’nin etkinliği kusursuz bir şekilde yayınlayabilmesi için çabası dikkat çeken noktalar. Hakan Şükür çıktığında ve ödülünü aldığı sırada oluşan basın izdihamı arasından fotoğraf çekebilmek gerçekten marifet işiydi.

Maçın başlamasına yarım saat kala stat dolmuş, yer yer ufak boşluklar kalmıştı. Bunun sebebini sorduğumuzda kara borsacıların satamadığı biletlerden dolayı olabileceğini öğrendik. Maç başlamadan evvel hayatını kaybeden Brezilyalı efsane futbolcu Socrates için yapılan saygı duruşu, anlamlı bir hareketti.

İlk düdükle birlikte taraftarların tezahüratları saha içerisine inanılmaz derecede etki edebilecek bir seviyede yansıyordu. Açıkçası taraftarının alınmadığı konuk takımların ev sahibi takım taraftarı tarafından nasıl baskı altına alınabileceğini bu kez televizyon değil de canlı bir şekilde görme şansı yakaladım. Tabi ki gelen gollerden sonra taraftarın sevincine diyecek yoktu. Devre arasına kısa bir süre kala diğer foto muhabirleri yakaladıkları kareleri laptoplarına aktarıyor, fotoğrafların ışık ve renk ayarları ile hafif bir oynama yapıyordu. Ardından kale arkasında bulunan 15-20 tane internet kablosu ile fotoğrafları çalıştıkları yayın organlarına ulaştırıyordu. Bazı vakit maç esnasında bu işlemi gerçekleştirdiklerinden maçı takip edemedikleri de oluyordu.

Hakem Fırat Aydınus’un son düdüğü ile maç tamamlanmışken taraftarlar eğlene dursun, foto muhabirlerinin işi henüz bitmedi. Galatasaray futbolcularının sevinç fotoğraflarını düzenleyip göndermek ve ardından gerçekleşecek basın toplantısından görüntü almak için mesai devam ediyordu.

Maç sonunda ortaya çıkan 3-1’lik sonuç Galatasaray’ı averajla lider yaparken, 58 maç sonra zirveye yükselmesi anlamına geliyordu. Ayrıca Galatasaray 18 yıl sonra bir lig maçında Fenerbahçe’ye 2’den fazla gol atıyordu. 3 yıl sonra ligde Fenerbahçe karşısında gülen taraf Galatasaray olmuştu.

Maç esnasında yanımda bulunan Star Gazetesi foto muhabiri aksanımdan Kıbrıslı olduğumu anladı ve neden Kıbrıslıların bu tarz derbi maçlarına sürekli geldiğini sordu. Cevap basitti. Ülkemizde bulunan kulüplere bu kadar sevda ve bağlılık çok fazla yoktu. Seyircinin stada gelebilmesi başarı ile doğru orantılıydı. Ülkemizde sezon boyunca birkaç maça gidip takımlarını desteklemek yerine, maalesef kültür içerisinde Türkiye takımlarına daha fazla bağlılık kazanıyordu futbolseverler. Uçak bileti, otel ve maç bileti parası verebilecek kadar ülkemiz takımlarını desteklemezken, ambargolar altında ezilmeyen, Avrupa maçları yapabilen takımları destekliyorlardı o kadar…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1007 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler