1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Denktaş, Toplum ve Eğitim
Denktaş, Toplum ve Eğitim

Denktaş, Toplum ve Eğitim

Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş hayatını kaybetti. Sayın Denktaş yarın defnedilecek. Sevenleri kadar sevmeyenleri, destekleyenleri kadar karşısında duranları, siyasi yandaşları kadar siyasetinden mutsuz olanları vardı. Ancak her şeye rağm

A+A-

       

 

  Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş hayatını kaybetti. Sayın Denktaş yarın defnedilecek. Sevenleri kadar sevmeyenleri, destekleyenleri kadar karşısında duranları, siyasi yandaşları kadar siyasetinden mutsuz olanları vardı. Ancak her şeye rağmen her kesimden saygı gören, önemli bir siyaset adamı olduğu tartışılmazdı...  

 

Kuşkusuz Rauf Raif Denktaş’ın en büyük arzusu Kıbrıs Türk Toplumu’nun ayrı bir devlet olarak yaşam sürmesini başarmasıydı... Kendi tanımlamasıyla “Bay Hayır” olarak bu arzunun gerçekleşmesi için çok çaba sarf etti ve KKTC’nin kurulmasındaki en büyük rolü üstlendi. Ancak ne yazık ki ardında dünyalı olamamış bir toplum ve bölünmüş bir ülke bıraktı... Her şeye rağmen, hem birey hem de toplumsal bir lider olarak Rauf Raif Denktaş, Kıbrıs Türk Toplumu için önemli bir değerdir…

 

Birey ve toplum olarak gelişim konusunda belirli bir beklentimiz vardır. Bu nedenle büyümeye ilişkin bilgilerimiz gerileme konusundaki bilgilerimizden daha çok ve daha keskindir. Örneğin zamanından önce yürüyüp konuşamayan bir çocuk, zamanından önce hasta olan bir yetişkinden daha çok dikkat çeker...

 

Toplum, sınırları belli bir doğal çevrede ortak amaçlar için bir araya gelmiş, karşılıklı oluşturulan kurallara bağlı, işbirliği ve dayanışma içinde olan insanlardan oluşsa da, toplum sadece kişiler topluluğu değildir; bu kişilerin birbirine karşı olan ilişkilerin toplamıdır. Bu ilişkilerin nitelikle hale gelmesi de eğitimin işidir… İşte bu noktadan sonra, toplum ve eğitim birbirlerini tamamlayan iki kavram haline gelmiştir.

 

Ne yazık ki bugün eğitim sistemimiz toplumsal beklentileri karşılayamadığı için çok ciddi sosyolojik sıkıntılar yaşamaktayız.

·      Eğitilen kişinin toplumsallaşması için toplumun eğitimden beklentileri karşılanamamaktadır…

·      Toplumun değişime gereksinimini karşılamada eğitime düşen görevler ihmal edilmektedir…

·      Toplumun benimsediği yaşam biçimine uygun olarak eğitimin biçimlenmesine ve işlemesine ilişin ilkeler göz ardı edilmektedir…

·      Eğitim amaçlarını gerçekleştirmek için eğitim sistemiyle toplumun  nasıl ilişki kuracağını saptamak yerine sadece siyasi kaygılarla kararlar alınmaktadır…

 

Bütün bu olgular, bir eğitim sisteminin var olmadığının temel göstergesidir… Eğitim adına alınan kararların; sistemin kendi yapısı içerisindeki uygulamalar çalıştırılarak değil, tamamen tepeden inme, siyasi kaygıl arla alınması bu sonucu doğuran en önemli etkendir…

 

2011 yılının Eylül ayında okula başlayan çocuklar 2005 doğumludurlar… Yani bu çocuklar;  Annan Planı, Türkiye’nin eruovizyon birinciliği, Amerika’daki ikiz kulelerin yıkılışından sonra doğdular… Bugün doğanlar, Sayın Rauf Raif Denktaş’ı sadece fotoğraf ve filmlerden görebilecek… Kısacası bugün “yeni” diye öğrettiğimiz bilgiler 5 sene sonra ya yanlış ya da eksik bilgiler haline gelecektir. Bu nedenle eğitim; neyi, nasıl öğreteceği üzerinde çok çalışmalıdır…

 

 

Bugünkü gibi bir yönetim anlayışı ile eğitim sistemimiz, kitaplarda yazanı ezberlemekten öteye gitmeyen çarpık bir yapı olarak kalamaya mahkum olacaktır. Dahası bugün eğitim sistemini yönetenlerin hiç yapmadığı ama gelecekten umutlu, dünyalı bir toplum olmak istiyorsak mutlaka gerçekleştirmek zorunda olduğumuz anlayışları eğitim sistemimize entegre etmeliyiz.

 

Çocuklarımıza “nasıl öğrenmemiz gerektiğini”, “düşünmeyi”, “bilgiyi yapılandırmayı ve yorumlamayı”, “yaşamdaki gerçek problemleri çözebilmeyi”, “sağlıklı iletişim kurabilmeyi” ve nihayetinde “kendi yeteneklerini bulabilmeyi” öğretmeliyiz… Aksi durumda, dünyada ama dünyalı olmayan, nitelikli bir toplum olmaktan çok uzakta duran insanlar olmaktan kurtulamayacağız…

 

 

 

 

 

BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

 

“Okul Sporları” Kulüplerin Alt Yapısı Olmalı Mı?

 

Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Kemal Dürüst'ün geçtiğimiz hafta çok farklı bir açıklaması oldu. Sayın Dürüst, "Okul Sporları, kulüplerin alt yapısı olacak" dedi… Ve yanıtlanması gereken birçok soru ortaya çıktı.  “Bu yaklaşım doğru mu? “Okul sporlarının temel amacı kulüplere adam yetiştirmek mi?”, "Beden Eğitimi” öğretim programı ne kadar uygulanıyor?” Bu soruların yanıtlarını iki farklı boyuttan bakarak yanıtlamaya çalışalım…

 

Bu boyutlardan birincisi eğitim yapılanmamızla ilgilidir… Şöyle ki; hem ilköğretimde hem de ortaöğretimde “Beden Eğitimi” derslerinin kulüplerin alt yapısı olma gibi bir amacı yok… Çocuğun gelişimi sadece zihinsel değildir. Aynı zamanda bedensel, estetik duygusu, toplumsal ve ahlaki değerler bakımından da gelişim tamamlanmalıdır. Bu nedenle hiçbir ders bir diğerinden daha çok ya da daha az önemli değildir… “Beden Eğitimi” de bu derslerden birisidir. “Beden Eğitimi” dersi öğretim programı; öğrencinin vücut koordinasyonunu, yaşamsal fonksiyonlarını ve dengeli beslenmesini, takım ruhu, işbirliği ve doğayı tanıma kazanımlarını içermektedir… Yani “Beden Eğitimi” dersi kulüplere adam yetiştirmek için değildir…   

 

Diğer bir boyut ise şu: Zaten alt yapıya ihtiyaç duyan bir ders, nasıl olurda bir başka yapılanmaya alt yapı olarak hizmet eder… Okullarımız spor malzemesi fakiri durumunda. Öğrencilerin basit psiko-motor hareketleri yapacakları minderleri yok, atletizm oyunlarını çalışabilecekleri cirit, gülle, diski yok… Bazı okullarımızda beden eğitimi dersi yapılacak alan yok…  Yani aslında okul sporlarının alt yapıya ihtiyacı var… Bir taraftan, alt yapı çalışmaları için yıllık 2,5 milyon TL ödenek alan kulüpler var. Diğer yandan top alma, hakem parası ödeme, maça gitmek için ulaşım parası ödeme zorlukları çeken okullarımız var… Şimdi siz söyleyin kim kimin alt yapısı olacak…

 

 

 

 

 

 

 

BURAYA DİKKAT   

 

 

DAÜ’de Yaşananlar

 

         DAÜ üniversitesi, Kıbrıs Türk Toplumu’nun önemli bir değeri… Akademik anlamda büyük başarılara imza atmış, önemli bir eğitim kurumu… Birçok bölüm ve fakültesi, uluslararası nitelikteki saygın kurumlar tarafından akredite edilmiş, meslek yüksek okulları ile işgücü piyasasına nitelikli çalışan yetiştirme görevini üstlenmiş bir üniversite… Bütün bunlar, DAÜ’de nitelikle öğretim elemanlarının varlığını, başarılı akademik çalışmaların yapıldığını göstermektedir…

        

         Öte yandan DAÜ’nün yönetimsel durumu,  akademik başarısının tam tersi konumundadır… Kuruluşundan beri süre gelen yönetim sorunları son dönemde görülmemiş bir biçimde derinleşmiştir. Ne yazık ki DAÜ kuruluşundan bu güne en sıkıntılı dönemlerini yaşıyor... Sırf bu yönetim sorunları yüzünden geçen yıl üniversite öncesi kurumlarını satmak zorunda kalmıştır…

 

Peki, ama akademik anlamda birçok başarıya imza atan bir eğitim kurumunda yönetim neden bu denli sorunlu olmaktadır. Kanımca bunun tek yanıtı var o da eğitme siyasetin karışmış olmasıdır… Bunun en acı örneği de bugünlerde yaşanmaktadır. Yönetim sorunlarına karşı çıkan eğitim çalışanlarına uygulanan baskı politikası hat safhaya ulaşmıştır. Sindirme, bezdirme, korku yaratma uğraşları tavan yapmıştır. Oysa üniversite demek; farklı görüşlerin en üst derecede tahammül edilmesi demek ancak yaşananlar bu anlayıştan çok uzaktadır… Ve korkarım ki bu anlayışla Kıbrıs Türk Toplumu, önemli bir değerini, DAÜ’yü kaybetme noktasına gelmek üzeredir…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1562 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler