1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Denktaş Bey de Ölümlüymüş
Denktaş Bey de Ölümlüymüş

Denktaş Bey de Ölümlüymüş

Denktaş bey felç geçirip hastahanelere kaldırıldıktan sonra 3 Haziran 2011 tarihinde onun hakkında bir makale yazmış ve Yenidüzen’de yayınlamıştım.. Birkaç gün sonra YDÜ hastahane ziyaretine gittim. Ailesi bile yanına sınırlı dakikalarda girebiliy

A+A-

 

 

Denktaş bey felç geçirip hastahanelere kaldırıldıktan sonra 3 Haziran 2011  tarihinde onun hakkında bir makale yazmış ve Yenidüzen’de yayınlamıştım..

Birkaç gün sonra YDÜ hastahane ziyaretine gittim. Ailesi bile yanına sınırlı dakikalarda girebiliyordu. Giriş katında eşi, kızları ve gelini ile konuştuk. Ender, yazımı çok beğendiğini ve babasına okuyacağını söyledi. Nitekim sonra yanına çıktı ve döndüğünde, babasına  benim geldiğimi söylediğini ve “selam” yolladığını aktardı. Yazımı da dinlemiş çok beğenmiş..

Makalemin sonunda, onun bu hastalığı atlatacağı umudumu belirtmiştim..Çünkü, Kıbrıslıtürkler’in çoğu gibi onu “ölümsüz” sayıyordum...

Ama mantığım ve mesleğim, bana “öleceğini” söylüyordu ki, bir nevi “veda” yazısı yazdım..Ölüm gerçekleşti, Kıbrıs’ın bir daha göremiyeceği bir törenle toprağa verildi..Ölümü gerçeğe dönüştü.

Siyaseti, insan ilişkileri, Kıbrıslıtürkler için yaptıkları, yapmadıkları daha uzun yıllar tartışılacak, anılar, tarih paylaşılacak.

Günün sonunda şunu söylemek isterim: sol eğilimli insanlar karşıtına dahi kızabilir ama kin güdemez. İnsan sevgisi bunu engeller. O başka dönemin, biz başka dönemin insanları idik. Bizi bağlayan “Kıbrıslılık” idi. Herkesin “iyi ve hoş” anıları bu kültüre dayanmaktadır. Ben ve benim gibi düşünen arkadaşlara ne mutlu ki, ondan hiç korkmadık, sözümüzü ve kendi mücadelemizi Denktaş beye rağmen yürüttük ve bize saygı duymasına neden olduk.

Derin ve uzun dinlenmesinde rahat uyusun...  

 

 

DENKTAŞ BEYİ ÖLÜMSÜZ SANMAK

 

Hastahaneye kaldırıldığı mesajı geldiğinde boşluğa düşmüş gibi oldum. Ne yapacağımı şaşırdım. Tıpkı, evimizin bahçesinden geçen  ve Türk sınırı sayılan “varillerin” 2005’te yıkılması gibi. 28 yıl onların yıkılmasını istemiştim, ön bahçemizin askerden arındırılması da dahil. Bir Türk albayı geldi ve bize bu iyiliği yaptı. Variller yıkılınca Rum kesimi ile birleştik gibi oldu. Birkaç dönüm “yeşil hat” toprağı ve ileride Rum mevzileri. Tabak gibi, çıplak insan gibi ortadaydık. Birkaç hafta sonra bahçe sınırımıza yeşil renk teller kondu ve yaşantımız tül perdeler ile gizlendi.

Denktaş beyin hastahaneye kaldırılmasındaki duygularım tıpkı varillerin yıkılışındaki gibiydi. O eğri büğrü, içi toprak doldurulmuş eski variller, Kıbrıs çatışmasını anlattığı kadar, barış ve çözüm için mücadele ruhu katardı bize.

 Denktaş bey ile de hep siyasi zıtlık yaşadım. Onun benimsemediğimiz fikirleri bize yolumuza devam etme enerjisi verirdi. Kendisi Rumlar ile asla anlaşamıyacağımızı söylerken biz Rumlar ile dostluk kurduk. Onların “insan” tarafını keşfettik. İki toplumu yakınlaştırmak için yıllarımızı verdik.

Denktaş beyin Kıbrıs ile ilgili mücadelesi-kendisi “davam” derdi- ile hiç uyuşmadım. 1972 de Kıbrıs’a meslek sahibi olarak döndüğümden beri siyasi görüşlerimiz farklıydı. Kendisi, bizim “kandırıldığımızı” “beynimizin yıkandığını” söylerdi hep. Benim gibi düşünen genç arkadaşlara hayret eder, “bu çocuklar gelsin özür dilesin ya da düşüncemizden vazgeçtik desin, başımın üstünde yeri var” demiştir. Gerçekten, bizim niye sol düşüncede olduğumuza hiç anlam veremiyordu.

Taa ilkokul-ortaokul-lise dönemimden beri Denktaş bey hayatımızdaydı. Okul kaptanlığım nedeniyle “milli günlerde” ya şiir okur ya bayrak taşırdım. Müsamerelerimize, diploma törenlerimize gelirdi. Üniversite sonrası, sivil toplum örgütlerinde ve toplumda yeni statüler kazandım. Bu nedenle, KTFD Kurucu Meclisi’nde, siyasi toplantılarda, sosyal etkinliklerde her zaman karşılaşır sohbet ederdik. Onun Cumhurbaşkanlığı döneminde, sorunu olan her dernek mutlaka Rauf beyi ziyaret eder, çözüm yolları arardı. Eczacılar Birliği olarak davet ettiğimiz profesörleri ziyaretine götürmüşüzdür. Herkes bilir ki Denktaş bey, çok zeki ve espirili birisidir. 1982 yılında Kasım Cemal Güven hocamızı götürmüştük. Rauf bey, “Hocam, siz bunu eczacı yapmaya çalıştınız ama o dişçi oldu bize diş söktürüyor!” demişti. Türkiye’den gelen konuklar, bir cumhurbaşkanıyla bu kadar rahat görüşebilme ve şakalaşmayı hayretle karşılarlardı. Cengiz Çandar, 90’lı yılların başında gazeteci olarak sık sık Rauf beyle konuşmaya gittiğinde onu öğlen yemeğine alıkoyduğunu söyler ve şaşardı.Cengiz’e “Kardeşim bu kültür Denktaş beyin değil Kıbrıslı kültürüdür” derdim.

Denktaş beyin “insan” yüzünü tanıma fırsatım oldu. 1984-85 yılları arasında oğlu rahmetli Raif ile Bekir Azgın iki toplumlu entellektüeller grubu üyesiydi. Grubun ABD’de hocalık yapan üyesi Markidis, balayını geçmşte, Girne’de geçirmiş, evlilik yıldönümünde eşi Emili ile Girne’ye gitmek için Denktaş beyden izin istemişti. Bir gün cumhurbaşkanlığından aradılar. “Bekir bey ve Fatma hanım Markidis ailesini kuzeyde istedikleri yere ve sonra yemeğe götürsün, biz araba da tahsis edeceğiz” dediler.

Öyle yaptık. Sonradan anlatırdı; “aynı kafa yapısına sahip insanlarsınız, sizin ağırlamanızı istedim”.Böyle incelikler yapabilen birisi, apansız bu grubun toplantı yapması için Lidra Palas otele geçmesine izin vermedi. Böylece grup dağıldı.

Çok sürmedi Raif trafik kazasında öldü. O kadar metin davrandı ki anlatamam. Karısı ile kol kola cenazenin arkasında uzun uzun yürüdüklerini anımsıyorum. Aradan bir süre geçip de “saray” tenhalaşınca birkaç akşam onlara uğradık. Eşi ve kızları ile oturuyorduk. Rauf bey çalışma odasındaydı. Yanına gittim. Bana oğlu ile ilgili “iç hesaplaşmalarını” anlattı. Gerçek bir Kıbrıslı olduğunu, çocuklarını, ailesini çok sevdiğini o zaman anladım. Biz onun duygusal yönleri olabileceğini hiç düşünmezdik.

Denktaş beyin “Türk milliyetçisi” kimliğini öne çıkardığı ve Türkiye’ye hizmeti misyon edindiğini kimse inkar edemez. Ne yalan söyliyeyim, ben ona bu kimliği yakıştıramazdım. Benim gözümde kendisi, İngiliz kültürüne sahip Kıbrıslılar’ın son temsilcilerinden birisi gibiydi. Örneğin çok okurdu, çalışırdı, disiplinliydi. Hobileri vardı. Ziyaretine gelenlerin resimlerini çeker, sonra da kart vizitiyle zarfa koyup gönderirdi. Fotoğraf sergisi açmıştı. Birkaç tane almıştık. Hayvan sevgisi çok derindi.

Bir başka kibarlığını da unutamıyorum. Bir zamanlar Bekir Azgın “Çalışan Halkın Partisi” başkanıydı. Denktaş bey, özellikle yabancı konuklara yemek verdiği zaman parti başkanlarını, genellikle eşleriyle davet ederdi. Bir akşam Dome otelde verilen  yemek davetine gittik. Etrafa baktım hiç kadın yoktu. Hata yaptığımızı anladım ve Girne’de yaşayan abimlere gitmeye karar verdim. Ayrılırken Denktaş bey koştu. “Gitme kal” dedi. Masada bana da yer ayrıldı. Denktaş bey açılış konuşmasında, “kadınsız masa olmazmış, Fatma iyi yaptı da geldi” demişti. Türk protokolünde böyle şeyler asla olmaz. Bunlar hep Kıbrıslı kimliğinin verdiği “rahat ve mütevazi” davranışlardır.

                                                             ****

1990’lı yılların başında kurucusu olduğum Conflict Resolution grubu nedeniyle sık sık ziyaretine gider, Lidra Palas’a geçmek için izin isterdik. Neşe Yaşın’ı dışarıda bırakmamı istediğinde “ Koskoca devletiniz, püf deseniz düşecek bu incecik şair kızdan nasıl korkar, devletinizi mi yıkacak?” demiş ve izin koparmıştım. Bir gün çok önemli bir work-shop vardı, ansızın izin “yok” dediler. Mücahitler derneği bizlerin CIA ajanı ve vatan haini olduğumuzu yazan bildiri dağıtmıştı. Denktaş bey de onları destekleyici konuşma yaptı. Toplantının olması için ABD elçisi ziyaretine gitmiş. Sanırım Baucherdi. Work-shopları Fullbright finanse ediyordu.  Sonra biz grup olarak gittik. Denktaş bey elçiye sinirlendiğini söyledi. “ Denktaş bey, biz bu işler için para harcadık izin vermelisiniz” demiş. “Sanki de başımın üzerinde oturuyordu” dedi. “İzin veriyorum gidin” deyince sözü aldım:“Biz ne olacağız? Mücahitler aleyhimize bildiri dağıttı, siz de aynı tarzda demeç verdiniz” dedim. “Sen sus!” dedi. Fotoğrafçısını çağırdı, bizimle resim çektirdi. “ Resim çektik ya durum düzeldi, rahat olun” dedi.

1992 yıllarının başında UBP’den kopmuştu. Solcuları, özellikle CTP’lilere az biraz sempati duymaya başlamıştı. O dönemde, saraydaki ofisinde, ülkenin tanınmış hekimlerinin buluştuğu Cumartesi kahve toplantısı yapardı. Bir gün Dr.Turhan Korun beni de götürdü. Sonra fırsat buldukça Cumartesi kahve içmeye gidiyordum. Tamamen siyaset dışı konular konuşulurdu. UBP den soğumuş, muhaliflere ısınmıştı.

Zaten 1993 seçimlerinden sonra oğlu Serdar Denktaş’ın UBP’den kopup kurduğu DP ile CTP’nin koalisyonuna yeşil ışık yakmıştı. O hükümeti bir süre destekledi.

                                                                     ****

Çoğu insan gibi benim de Denktaş bey ile ilgili anılarım anlatmakla bitmez. Zaten zaman zaman makalelerimde yazıyorum.

2000’li yılların başında Kıbrıs’ın AB’ye katılımı yaklaşırken UHH’yı kurdurup desteklemesi ile ilişkimiz kesildi. Çünkü bu grup AB savunucularını ölümle dahi tehdit ediyordu. Kaç sefer rahatsızlandı, kalp ameliyatı geçirdi ama ziyaretine gidemedim. Benim kinim nefretim yoktur ama, bir nokta gelir ve kendimi geri çekerim. UHH olayı ve AB sürecine şiddetli karşı çıkışı nedeniyle yıllardır görüşemez olduk. Bazan düşünmüyor değilim, acaba bizi, fanatik taraftarlarının hışmından, kötülüğünden korudu mu? Belki de..Bunun yanıtını ziyaretçi kabul edecek duruma gelince kendisine soracağım. Denktaş bey rahatsızlandıktan sonra genellikle şu meziyetleri için insanlar tarafından takdir ediliyor. “Lider olduğundan beri ideali, düşüncesi değişmedi,  zik-zak çizmedi. Gerçek bir lider vasfı vardı”. Bu görüşlere sempati ile bakılabilir ancak, bana göre, Denktaş bey değişen dünyaya göre politik çizgisini esnetmeliydi. Toplumunu AB’ye bağlamalıydı. Yapmadı, yapmak istemedi.

                                                                   *****

Denktaş bey, tez zamanda iyileşir, toparlar umudundayım. Çünkü o yaşadığı sürece biz ölümden uzaktayız sanki. Bize, doksanına merdiven dayamış insanların da sağlıklı ve akıllı biçimde yaşabileceğini göstermiştir. Son rahatsızlığına kadar, sosyal etkinliklere katılır, televizyonlarda konuşmalar yapar ve gazetelerde köşe yazarlığını sürdürürdü.

Fiziksel bazı arazlar kalsa bile, hafıza ve zekasında bir gerileme olmayacaktır sanırım.

Geçmiş olsun ......  

                                                                                             3 Haziran 2011 Yenidüzen

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2550 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler