1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Değişim ve Sol - 2
Değişim ve Sol - 2

Değişim ve Sol - 2

Kuyerel sitesinde okuduğum Nabi Yağcı’nın “Eleştirel düşünce üstüne birkaç söz...” makalesinin önemli bir değerlendirme yazısı olduğunu düşündüğümden hareketle, epeyce bir özetlediğim kısmını sizinle paylaşmak istedim. Tamamı, ilgili sit

A+A-

 

 

 

Kuyerel sitesinde okuduğum Nabi Yağcı’nın “Eleştirel düşünce üstüne birkaç söz...” makalesinin önemli bir değerlendirme yazısı olduğunu düşündüğümden hareketle, epeyce bir özetlediğim kısmını sizinle paylaşmak istedim. Tamamı, ilgili siteden okunabilir.
“Arap Devrimleri henüz yanıtlarını bilemediğimiz yepyeni sorular önümüze koydu. Doğuracağı siyasi sonuçlar ne olursa olsun öyle sanıyorum ki şimdiden ortaya koyduğu gerçek, Aydınlanmayla hegemonyasını oluşturan klasik Batı-merkezli düşüncenin dayandığı paradigmanın artık dünyayı açıklama otoritesini yitirdiği gerçeğidir. Bu durum sol üstüne bizleri de radikal eleştirel düşünmeye davet edicidir.
Ama hemen söylemeliyim ki, radikallikten geçmişin reddini, yeni ve temiz bir sayfa açmayı anlamıyorum. Batılı olmayan bir ülkenin insanları olarak Batı-merkezli düşüncenin paradigmik ve kavramsal eleştirisi gereklidir. İnsanı somut ve bütünsel (ontolojik temelde antropolojik ) bir varlık olarak ele almayan, özne-nesne, düşünce-madde, akıl-tin, teori-pratik düalizmiyle insanın varlık bütünlüğünü parçalayan klasik dünya tasavvurunun eleştirisi demektir bu. Böyle baktığım için en önce, düşünen, yorumlayan, eyleyen, eleştiren özne olarak, kendimi nesneleştirecek eleştiriyi kendimden başlatmalıydım.
Buraya varışım dümdüz değil, dolayımlarla oldu. Zira bu arada bir yandan Batı düşünce tarzının Batılı düşünürlerce eleştirilerinin; yanısıra Batılı Marksistlerin (özellikle Frankfurt Okulu ve çevresi) Marksizm eleştirilerinin üstünde duruyordum; Bu arada 1990'lı yıllarda sezgisel biçimde M.Weber'e dikkat çekmiştim (Yenilenme Tezleri'nde) ama sonra dönüp Weber'i yeniden incelemeye giriştim, becerebildiğim kadarıyla sosyal bilimlerde metot konusunda çok yararlandım. Söylemlerimi ve dünkü pratiği eleştirel-yeniden yorumlamada üçüncü kaynak olarak Anadolu-İslam felsefesi çok yardımcı oldu.
Elbette eleştiri yapıyorduk, hele solda, öbürünü eleştirmek neredeyse bir hastalık kertesindeydi. Ama eleştiri bu demek değildi. Eleştiri (kritik etme) gerçeğe varmanın en emin yolu olduğu için önemliydi. Bu nedenle eleştiri zihnimizde içselleşmiş sürekli bir düşünce tarzı olmak zorundaydı, bu ise bir eleştiri geleneğinin varlığı halinde mümkün olabilir ve eleştiri kendiliğinden işleyen yerleşik bir mantık, bir düşünce tarzı halini alabilirdi. Bu ise, tekil bireyler olarak dışımızda varolan ve gelişen bilimsel, felsefi, etik ve estetik bir yaşam ortamının var olmasıyla koşuttu.
Eleştirinin gelenekselleşmesi yeninin eskinin içinde doğduğunu unutmadığımız, yenilenmeyi süreklilik içinde görebildiğimiz, geçmişi reddiyeci olmadığımız durumda mümkün olabilir.
Eleştirici düşüncenin gelenekselleşmiş olmadığı yerde analitik mantığın yerini çoğulcu olmayan, olgucu-pozitivist, indirgemeci, siyah-beyaz mantığının alması kaçınılmazdı. Geleneksel formel mantığımız (diyalektik mantık lafı kurtarmaz) " ya yanlış-ya doğru", "ya o, ya o" ikilemi üstüne oturur. Hâlbuki bir tez, bir teori için pratik ya da olgular sorgulama için bir uyarıcıdır, ama o tez ve teoriyi yanlışlamaya veya doğrulamaya yetmez. Bu nedenle üçüncü bir ihtimali mantık yapımıza bir ilke olarak yerleştirebilmeliydik.
Belirsiz olanı, bulanık, sorulu olanı zihnimizde mantıksal yollarla yani rasyonalize ederek çözmek yerine belirsiz olduğunu tespit edip çözümü pratik (daha doğru deyişle praxis) içinde gözlemlemek gerekirdi (paradoks mantığı) ; veya çözüm için yeni bilgiler aramalıydık. Geçmişi eleştiri tarzımızda yatan önemli bir mantıksal hata daha var. Bu mantık şu akıl yürütmeyle çalışıyor: "Olan şey olması zorunlu tek durum olduğu için olmuştur, dolayısıyla olan eğer yanlış ise onu doğuran neden de yanlıştır." Koşullar aynı olduğu durumda dahi sonuçlar pek çok öngörülemez etkenler, sapmalar sonucu öyle doğmuş olabilir, öyle olmayabilirdi oysa.
Zorunlu-nedensellik yerine "yeterli neden" sorgulamasını koyup "olumsallık" mantığı inşa etmek tarihsel maddeci diyalektiğe en uygun olanıydı oysa. Ama kaba tarihsel maddeci mantığımız böyle bakmamızı engelledi. Olumsallık mantığı kısaca, olması, gerçekleşmesi zorunlu olmayan ama olması olumsal (mümkün) olabilen, bu nedenle de olması istenen demektir. Sosyalizm gibi.
Olumsallık mantığı düşünceyi, psikolojiyi, bireysel inisiyatifi, yaratıcı imgelemi, özgür istenci öne çıkardığı, ona dinamik bir rol verdiği için de önemlidir. Eleştiri bütün sorularınıza yanıt bulmanız, bütün kuşkularınızı gidermeniz demek değildir. Kuşkularınıza rağmen, ama kuşkularınızı bastırmadan, hatta bunu açıkça ifade ederek doğru gördüğünüz yolu izlemektir. Entelektüel cesaret kuşkularınıza rağmen yürüme cesaretidir. Yolun sizi nereye çıkaracağını kesin kes bildiğiniz bir yola girmek için cesarete hiç ihtiyacınız olmaz. Kazanacağınız kesin olan bir mücadele için cesaret niye gereksin? Bugün Marksizm konusunda sayısız soru var kafamda, sosyalizm için de öyle. Ama gençliğimde o geleceği yani eşitlikçi dünyayı insana en uygun bir gelecek olarak gördüğüm için sosyalist olmuştum, elbette dünden farklı yollardan gidilecektir ama bugün de aynı nedenle sosyalistim.”

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 801 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler