1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. DEĞİRMENLİK’TEN AKDOĞAN’A...
DEĞİRMENLİK’TEN AKDOĞAN’A...

DEĞİRMENLİK’TEN AKDOĞAN’A...

Sabahleyin bir kez daha yollardayız. Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Yardımcısı Murat Soysal, Kıbrıslırum Üye Yardımcısı Ksenofon Kallis ve Kazılar Koordinatörü Antropolog Okan Oktay’la birlikte Değirmenlik (Kitrea-Cirga) ve Akdoğan’a (Lisi

A+A-

 

 

 

Sabahleyin bir kez daha yollardayız. Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Yardımcısı Murat Soysal, Kıbrıslırum Üye Yardımcısı Ksenofon Kallis ve Kazılar Koordinatörü Antropolog Okan Oktay’la birlikte Değirmenlik (Kitrea-Cirga) ve Akdoğan’a (Lisi) gideceğiz...

Değirmenlik (Kitrea-Cirga) köyüne son gidişimizde, yaşlı bir kadın bize evinin az ilerisindeki tarlayı göstermeye söz vermişti fakat o günlerde tarla ekiliydi, ekinler biçildikten sonra bu tarlayı ziyaret etmeyi kararlaştırmıştık.

Tarla biçilmiş, bu yüzden bugün bu ziyareti yapıyoruz...

Değirmenlik’teki yaşlı kadının evini buluyoruz, her taraf sımsıkı kapalı... Bir komşunun yardımıyla evin arkasına geçiyoruz ve yaşlı kadını orada buluyoruz...

Masmavi gözleri olan bu iyi yürekli Alaminyolu kadın, bu köye göçmen geldiğinde, yine Alaminyolu olan C. Hanım ona bir yer göstermiş ve bu tarlaya bazı “kayıplar”ın gömüldüğünü söylemiş. C. Hanım da, eşi de artık hayatta değil...

Değirmenlik köyünden toplam 50 civarında “kayıp” Kıbrıslırum var ve bunların ezici çoğunluğu sivil insanlar – yaşlılar, kadınlar, genç kızlar, genç delikanlılar... Askerlikle, savaşmakla alakası olmayan bu Kıbrıslırumlar, bu köyde öldürülüp “kayıp” edilmişler. Bazı civar köylerden “ganimet”e gelen dönemin bazı Kıbrıslıtürk “askeri yetkilileri”, yaşlı karı-kocaları öldürüp çekmecede buldukları paraları almışlar... Kimileri orada kısılan bazı genç kızlara tecavüz etmişler, annesi-babası direnenleri öldürmüşler... 14 Ağustos 1974 sonrası Değirmenlik (Kitrea-Cirga) köyü tam bir cehenneme dönüşmüş bu köyde kısılanlar, Voni (Gökhan) kampına esir olarak götürülmeyenler için... Kimi aileler tepelerdeki mandralarına sığınmışlar fakat haftalar sonra yakalanmışlar – henüz 17 yaşındaki genç Miltiades Ellinas Değirmenlik (Kitrea-Cirga) köyünün polis karakoluna götürülerek burada hapsedilmiş. Sonra da polis karakolundan “kayıp” edilmiş – burada öldürülüp, karakolun arka bahçesine gömüldüğü yönünde söylentiler var...

Ama Değirmenlik köyünde savaş sırasında dahi yalnızca kötü şeyler değil, güzel şeyler de yaşanmış... Bir Kıbrıslıtürk, köyün yukarısında kalan insanlara yardım etmiş, onlara un taşımış, ihtiyaçlarını karşılamış... O günlerde çektiği fotoğraflardan onun ne kadar iyi karşılandığı belli oluyor... İyiyle kötü hep yanyana, içiçe yeryüzünde: Onca kötülüklere imza atanlara karşılık, savaş sırasında dahi insanlığını unutmayan, iyilik yapmaya devam eden insanlar bulunuyor her yerde... Değirmenlik köyünde de hem kötülük, hem iyilik içiçe geçmiş...

Değirmenlik bir zamanlar Mesarya’nın kraliçesiymiş – Kefalovriso dedikleri suyuyla, un değirmenleriyle, sık zeytin ağaçlarıyla, Mesarya’nın yiyecek deposuymuş... Değirmenlik suyu o kadar gür akarmış ki bağlar bahçeler yeşillenir, bitkiler boy verir, bir bolluk ve refah hakim olurmuş toprağa...

Şimdiki Değirmenlik köyü, bir zamanlar öylesine bir bolluk içinde varolmuş köyün acıklı bir kariktatürü gibi duruyor...

Kefalovriso kurutulmuş – yapılan hatalı kuyu açmalarla binlerce yıldır gürül gürül akan bu su kaynağından kurutulmuş... Su akmayınca ağaçlar kurumuş, zeytin ağaçları artık eciş bücüş ve kuruyan ağaçlar da kesilip kesilip fırınlarda yakılmış... Artık burada ne su var ne yeşillik...

Yaşlı kadın önde, biz arkada, bize sözünü ettiği tarlaya gidiyoruz... Bu tarlada birkaç zeytin ağacının altında Kayıplar Komitesi yarım günlük bir kazı yürütmüştü yıllar önce... Yine bu yaşlı kadın göstermişti tarlayı... Belki bu tarlanın bir kez daha ve daha dikkatli biçimde araştırılması gerekecek...

Ona teşekkür ediyoruz, yanaklarından öpüyoruz ve Değirmenlik’ten ayrılıp Mora’ya gidiyoruz... Değirmenlik köyünü güzelleştiren su yok belki ama yüreği su kadar temiz ve saf olan, iyilik dolu böylesi insanlar var şimdi Değirmenlik’te – bu yüzden bu köye tekrar tekrar gelmeye değer...

Mora bir başka olağanüstü köyümüz... Mora ya da yeni adıyla Meriç, 650 civarında Kıbrıslıtürk’ün yaşadığı, Ercan Havaalanı yakınlarında bir köy... Afanya’yla komşu... Burada bir okurumuzla birlikte göstermiş olduğumuz bir tarlada kazılara başlanmış... Kazı ekibinin başında harika arkeologlarımızdan Demet Karşılı var: Yüreği iyilikle dolu bu genç kadında öylesine bir yaşama sevinci, hayatı öylesine bir kucaklayış var ki, onun çevresine iyilik yapmadan geçirdiği tek bir gün bile yoktur herhalde diye düşünüyorum... Yüreği iyilik dolu insanlar, başkalarını kırmadan yaşarlar, kırıp dökmeden sürdürürler hayatlarını... “İyilik” ille de dramatik hareketlerle belli etmez kendini: küçücük hareketlerde görürsünüz bunu, insanın içini ısıtan, başkalarını da düşünme, kendini başkalarının yerine koyma, onların ihtiyaçlarını hissetme yeteneğidir biraz da “iyilik”... Ve kalbi temiz insanlar yormaz sizi, dinlendirir... Onlara fazla bir şey izah etmeniz gerekmeden de onlar sizin ne hissettiğinizi anlayabilme yeteneğine sahiptirler...

Demet Karşılı’yla birlikte Mora’daki tarlada Andreas ve Hrisanti adlı arkeologlarımız çalışıyor, şiroda ise Ahmet Dayı var... Kayıplar Komitesi yetkilileri, arkeologlarla kazıya ilişkin konuşuyorlar, haritaları inceliyorlar, Mora’da göstermiş olduğumuz başka olası gömü yerlerini konuşuyorlar... Onlara veda ediyoruz ve tam Mora’dan ayrılmaya hazırlanırken, daha önce bize bilgi vermiş olan bir şahitle karşılaşıyoruz, bize kahve ısmarlıyor...

“Noldu Kilisecik yakınındaki kazıda bir şey bulamadınız...” diyor.

Bir okurum 2010 yılında “Kilisecik” diye tabir edilen küçük, yıkık binayı bana göstermişti, ben de Kayıplar Komitesi’ne bu yeri göstermiştim. Okurum bu binada üç Kıbrıslırum’un cesedini görmüştü. “Kilisecik”te bulunanlardan birisi subay üniforması giyiyormuş. O günlerde bu konuda yaptığım araştırmada “Kilisecik”in kendi kendine yıkılmadığını, onu şiroyla insanların yıktığını öğrenmiştim. 30 Haziran 2010 günü “Kilisecik”le ilgili yazdılarımı okuyan bir okurum beni arayarak, bana şöyle demişti:

 “Bugünkü gazetede (30.6.2010) Angastina’nın (Aslanköy) “Kilisecik” diye bilinen kiliseciğinde bir okurunuzun 2-3 ceset gördüğünü yazdınız. Bu söyledikleri kesinlikle doğrudur çünkü biz da o bölgede sulama için çalışma yaparken, “Kilisecik” dediğiniz yerde dozerimle kazarken kepçeme insan kemikleri geldiydi. Yüzeyde gibiydi kemikler... Bunun üzerine kazıyı durdurup, sulama için yapacağımız çalışmayı başka bir noktaya kaydırdıydık.

Kiliseciğin yıkıntılarının oluşturduğu toprak yığınlarını Kayıplar Komitesi kazacak olursa, bu üç kişinin kemiklerini bulabilirler diye düşünüyorum. Kemikler orada bulunan toprak yığınının içerisindedir.”

Bu okurumun söylediklerini de 1 Temmuz 2010’da bu sayfalarda yayımladıktan sonra 6 Temmuz 2010’da Kilisecik denen bu binayı ve Angastina (Aslanköy) ve Eksomedoş’ta (Düzova) başka bazı olası gömü yerlerini Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum yetkililerine göstermiştim...

Şimdi Mora’daki şahit de aynı şeyi söylüyor:

“Mutlaka Kilisecik denen bu yıkıntılara bakın, benim duyduğum onları gömmek için Kilisecik’i yıktıklarıdır... Kazdığınız yer daha aşağıdaydı, orada bir şey bulunamadı zaten” diye konuşuyor, “Yıkıntıları iyice araştırın...”

Moralı bu şahide de teşekkür ederek Lisi’ye (Akdoğan) doğru yola koyuluyoruz...

Mevsim sonbahar ama Mesarya kavurucu güneşin altında – yaz henüz gitmek istemiyor, inatla direniyor... Lefkoşa’da, Leymosun’da, Girne’de veya Baf’ta hissedemezsiniz Mesarya’nın sıcağını – bu çırılçıplak arazi gün boyu güneşi içine çekiyor, toprak alev alev yanıyor ve bu bölgede kazıları yürüten Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum arkeologlar, şirocular, diğer çalışanlar en ağır koşullarda çalışıyor... Çünkü bu alev alev yanan arazide sığınabilecekleri bir ağaçaltı yok, çıplak güneşte yaz boyu ve şimdi güya sonbahar ama gerçek yaz sıcağında kazılarını yürütüyorlar... Zaman zaman tepelerinden aşağı bir şişe su döküp serinlemeye çalışsalar da, Mesarya’nın bu sıcağını kemiklerinde hissediyorlar...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 764 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler