1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Dedesinin kemiklerini inceleyen bilim insanı…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Dedesinin kemiklerini inceleyen bilim insanı…”

A+A-

Almanya’da yayımlanan SÜDDEUTSCHE ZEITUNG gazetesi, Kayıplar Komitesi Laboratuvarı’nda görevli bilim insanı Emine Çetinsel’in öyküsünü kaleme alan bir yazı yayımladı. Gazetenin 13 Haziran 2016 tarihli sayısında Almanca olarak yayımlanan yazısını Sevim Süreç Türkçeleştirerek dün sosyal medyada paylaştı…

Emine Çetinsel’in “kayıp” dedesinin bulunmasında gazetemiz okurları önemli rol oynamış ve Koççinodrimitya’daki gömü yerlerini Kayıplar Komitesi’ne yıllar önce göstermiştik. Bu alanda yapılan kazılarda iki ayrı kuyuda toplam yedi “kayıp” Kıbrıslıtürk’ten geride kalanlara ulaşılmıştı.

Emine Çetinsel’in dedesi de bu yedi “kayıp” Kıbrıslıtürk arasındaydı, Koççinodrimitya’daki sıra kuyulara gömülen…

Ve Kayıplar Komitesi Laboratuvarı’nda bu kuyulardan çıkarılan “kayıplar”dan geride kalanları incelemek, bizzat kendi dedesinden geride kalanları incelemek de Emine Çetinsel’e düşmüştü…

Bu dokunaklı hikayeyi kaleme alan SÜDDEUTSCHE ZEITUNG gazetesi muhabiri  Mike Szymanski özetle şöyle yazdı:

“Büyükbabası  ona  geri  döndüğü  zaman,  masanın  üzerinde  idi,  arkada  sol  tarafta,  hemen  pencerenin  yanında.  200’ün  üzerinde  kemik  parçası  titizlikle  temizlenerek  hazır  vaziyete  getirilmiş. Hatta,  bütün  halinde.  Böyle  bir  bütünlüğe  nadir  rastlanır  aslında.

“Şansımız  varmış” diyor  Emine  Çetinsel.  Kendisi  bir  Adli  Tıp  uzmanı.  Bu  sebepten  meseleye  soğukkanlı  bir  bakışı  var.

İlk  başta  hissetttiği  duygu  bu  iskeletin  dedesine  ait  olabileceği  ihtimalinden  ibaretti.  İskeletin  bulunduğu  yerin  adı  Koççinodrimitya  idi.  Nenesi,  kocasının  hep  bu  bölgede  bir  kampta  olduğunu  düşünmekteydi.  Ve  sonra  da  bu  kadın  oradaydı,  Emine  Çetinsel  bunu  anımsayınca  gülmek  zorunda  hissetti.  Kadın,  uzun  uzun  telkinlerini  anlattı,  sonra  ansızın  Emine  Çetinsel’i  kendine  doğru  çekip  sordu: “Akraba  mısınız ?” ve  Emine  Çetinsel’in  arkasında  sol  tarafta,  pencere  önündeki  kemikleri  işaret  etti.  İşte  bu  noktada,  Emine  Çetinsel’in  meşguliyeti  ve  dedesinin  iskeleti  ile  ilgili hikayesi başlamış oldu.                                                                                                                                                     

Üç  ay  sonrasında  yapılan  bir  DNA  testi  ile  tasdik  ediliyor :  Evet,  bu  bir  gerçek !  Test  neticesi  Amerika  Birleşik  Devletlerinden,  Virginia’dan  geldi.  Böylece  Emine  Çetinsel  2014  yılının  Ağustos  ayında  dedesi  hakkında  daha  fazla  şey  öğrenmiş  oldu.                                                                 

Emine  Çetinsel,  Kıbrıs’ta  doğup  büyüdü.  Kıbrıs  normal  bir  ülke  değil.  180  kilometre  uzunluğunda  bir  tampon  bölge,  adanın  bir  ucundan  bir  ucuna  çarprazlama  uzanmakta;  1974  yılından  beri  bu  bölge  BM  Barış  Gücü  askerleri  yönetimi  altında.  Başkent  Lefkoşa’da  insana  tehditkar  Eski- Berlin- Duygusu’nu  anımsatmakta.  Kontrol  noktaları (Checkpoints),  öfkeli  sınır bekçileri,  dikenli  teller,  gözetleme  kuleleri.
Geçtiğimiz  on  yıllık  zaman  sürelerinde,  Kuzey  ve  Güney’in  üzerinde  anlaşabildikleri  fazla  bir  şey  yok.  Ancak,  anlaşma  muhtemelen  şurada  olmalı:  Acıyı  her  iki  tarafta  yaşayanlar  eşit  biçimde  algılıyorlar.  Ve  işte  bu  nokta  Emine  Çetinsel’in  işinin  esas  temeli.  Kıbrıslı  Türklerle,  Kıbrıslı  Rumlar  arasında  1963  yılından  1964  yılına  kadar  olan  çatışmalarda  ve  1974’de  adanın  işgali  ve  bölünmesi  yılında,  binlerce  yerinden  kovulan  insanlar  başka  yerlere  gitmeye  zorlandılar  ve  hayatlarından oldular.                                                                                                                   

Emine  Çetinsel  kemikleri  bir  araya  getiriyor.  Birleşmiş  Milletler  için  çalışıyor.  O,  Kayıp  Şahıslar  Komitesi’nin  yaklaşık  75  bilim  insanından  bir  tanesi.  Akıbeti  meçhul  2001  tane  isim  var  listede.  Bunlar,  Kayıp  Şahıslar  Komitesinin  haklarında  10  yıldan  beridir  araştırma  yaptığı  insanlar.  1508  tanesi  Kıbrıslı  Rum,  493  tanesi  ise  Kıbrıslı  Türk.  Ve  Şevket  Cemal  da  bunlardan  bir  tanesi.  Yani,  Emine  Çetinsel’in  büyükbabası.                                                                                                                                              

Emine  Çetinsel  25  yaşında.  Öyle  bir  bayan  ki,  her  türden  yumuşaklık  ve  incelikle  çalışmakta.  Kenarsız  gözlüğü,  bileğindeki  ince  zincircik,  ve  boynundaki  küçücük  baykuş  kolye.  Fakat  o,  ölü  insanların  kemiklerine  dokunur,  hiç  çekincesi  olmaksızın.  Çalışma  masası  üzerinde,  içerisinde  kahve  tozu  olan  bir  bardak  ve  bir  de  yaşam  kılavuzu  var,  şu  sözlerden  ibaret:                                                                                                                        

“ Başkalarını  affetmenin,  içimdeki  barışa  doğru  atılmış  bir  ilk  adım  olduğunu  anımsıyorum.”   Daha  sonra  dedesinin  gömülü  olduğu  mezarlığa  doğru  yol  alan  araba  yolculuğunda  toplu  mezarlara  ilgisi  olduğunu  söyledi.  Lütfen  ama  kimse  kendisini  yerleşmiş  Norm’lardan  sapan  bir  kişi  olarak  nitelendirmesin.  Fakat,  karışık  kemik  kalıntıları  ile  çalışmanın  kendi  tercihi  olduğunu  kaydetti.  Kayıp   Şahıslar  Komitesi,  Kıbrıs’ta  Birleşmiş  Milletler  şemsiyesi  altında  uzmanlığı  en  üst  seviyede  olan  topluluktur.  Laboratuvar  tampon  bölgenin  orta  yerindedir.  Bir  konteyner  köyü,  etrafı  dikenli  tellerle  çevrilidir.  Giriş  sadece  BM  kimliği  ile  olmaktadır.  Ortak  çalışan  iş  arkadaşlarından  yarısı  Güney’den,  diğer  yarısı  ise  Kuzey’den  gelmektedir.  Bu  genç  bilimciler  takımının  özel  bir  hususiyetidir.  Onlar  adanın  rüyası  olan  yeniden  birleşmeyi,  henüz  birleşme  gerçekleşmemişken  yaşıyor  pozisyonundadırlar.                                                                                 

“Ben  bu  ülkeye  doğdum  onu  sadece  bölünmüş  haliyle  tanıyorum”  dedi  Emine  Çetinsel.  Evine  giden  güzergahta  trafik  yoğunluğu  onun  için  normal  bir  şey,  çünkü  zaten  pasaport  kontrolleri  sırasında  uzun  bir kuyruk oluşmaktadır.                                                                                                                                 

Evinde,  aile  çevresinde  geçmişe  dair  pek  fazla  konuşulmamaktadır.  Büyükbabası  hakkında  pek  az  şey  bilmektedir.  Fakat  Aralık  ayı  yaklaştığı  zaman  ailenin  üzerine  bir  ağırlık  çökmektedir.  “O  zamanlarda  büyükannem  ile annem için her şey çok yükseklerdedir.”                                                                                                                                    

Şevket  Cemal  23  Aralık  1963’te  kayboldu.  Yapıcı  ustası  olarak  çalıştığı  işinden  evine  bir  daha  dönemediğinde  henüz  32  yaşındaydı.  Bu  şu  anlama  gelmekteydi.  Askeri  kontrol  sırasında  tutuklanmıştı.  Birkaç  gün  sonra  Kıbrıslırum  askerler  kapının  önünde  duruyorlardı. Cemal’ın  nerede  olduğunu  bilmek  istiyorlardı.  Eğer  bu  adamlar  Cemal’ın  nerede  olduğunu  bilmiyorlarsaydı,  o  zaman  kim  bilebilirdi  ki?  Aile  babasının, Şevket  Cemal’ın  gaybubiyeti  sürüyordu.  Günler  ayları,  aylar  yılları  buldu.  Emine  Çetinsel’in  ailesi,  diğer  Türk  aileler  gibi  güneyden,  kendilerini  daha  fazla  emniyette  hissedecekleri  Lefkoşa’nın  kuzeyine  göç  etmek zorunda  kaldılar.                                                                                                                          

Emine  Çetinsel  kendisinin  büyükbabası  hakkında  bir  araştırma  yapmakla  ilgili  önceden  hiç  bir  niyeti  olmadığını  söyledi.  Fakat  şunu  bilmek  isterdi: Ölülerin  bizlere  yaşayanlar  hakkında  neleri  gösterebileceğini...  Ve  adli  tıp  uzmanı  olmak  istedi..  Böylesine  küçük  bir  adada  ölüm  olayında  çok  seyrek  olarak  bazı  şeyler  gerçekte  tesadüftür.  Ve  insan  kendi  geçmişinden  kaçıp  kurtulamaz.  Hiç  konuşmasa  bile  gene  de  kurtulamaz.  Bunu  kendisi  tahsil  yapmak  için  İngiltere’ye  gittiğinde  öğrenmişti.  Kıbrıs  anlaşmazlığı  yaşlı  insanların  arkalarında  yalnızca  izler  bırakmadı.   Dikkatini  çeken  bir  üniversite  arkadaşı  ile  sohbete  başladılar.  Adam  nerden  geliyor  diye  kendi  kendilerine  sordular.  Her  ikisi  de  “Kıbrıs’tan”  diye  yanıtladı.  Sonra  kadın  İngilizce’den  Rumca’ya  geçti.  Güneyden  birisi.  Emine  Çetinsel  tek  kelime  anlamadı.  “Saçma”  dedi.  “Duygusal  açıdan  o  kadar  yakındık  ki.  Aynı  adadanız.  Buna  rağmen  birbirimizi  hiç  anlamadık.”

Her şeye  karşın  iyi  arkadaş  oldular.  Aralarındaki  tek  kavga,  adanın  neden  böyle  olduğu  ya  da  nasıl  olduğuna  dair  konuşmalarında  beliriveriyordu.  Emine  Çetinsel  tahsili  ile  ilgili  staj  yapmak  zorunda  kaldığında,  uzun  uzun  düşünmedi.  Çözümlenmemiş  cinayetler? Cürüm’ün  işlendiği  büyük  lokaller?  Kıbrıs.   2011  yılı  yaz  tatilinde  Birleşmiş  Milletler  Komitesi’nde  staja  başladı.  Ve  2012  yılında  kadrolandı.  2013  yılında  Koççinodrimitya’daki  bir  kuyuda  beş  cesetin  bulunduğu  bildirimi  geldi.  O  yöre  insanlarından  tam  zamanında  bir  uyarı.                                                                                     

Her  kim  ki  bir  kez  dar  kuyu  çukurları  içerisinden  aşağıya  doğru  bakmışsa,  gönüllü  olarak  bu  karanlık  içerisine  bırakılmayı  asla  isteyemez.  Oysa  ki  Kıbrıs’ta  ceset  odaları  haline  getirilen  bir  çok  kuyu  bulunmakta.  Koççinodrimitya’daki  kuyuların  yalnızca  altı  metre  derinliğinde  olması  ise  bir  şans  oldu.  Diğerleri  20  ve  30  metre  derinliğe  kadar  uzanmakta.  Arkeologlar  yeni  bir  kazı  yerine  gittikleri  zaman  heyecan  hep  büyüktür.  Çünkü açtıkları sadece toprak değil, yaralardır da ayni zamanda.                                            

Sıklıkla  yaşlı  insanlar  evlerinden  çıkarak,  ağaçların  gölgesinde,  bilim  adamlarını  izlemek  için  gelirler.  Yani,  bu  şu  demek  oluyor.  “Orada  siz  de  arama  yapmak  zorundasınız...”  Ve  öyle  köyler  vardır  ki,  oralarda  halà   kimse  sessizliği  bozmak  istememektedir,  hatta  kemikler  ortaya  çıktıktan  sonra  bile.  Tanık kim idi? Cürümü işleyen kimdi ?                      

Emine  Çetinsel  işini  tamamladıktan  sonra,  sıra  işin  en  zor  kısmına  gelir.  Bu  safhada  mendiller  var  hazır  durumda.

Labaratuvar’a  geri  dönüyoruz.  Emine  Çetinsel  önlüğünün  düğmelerini  kapatıyor,  üşüyor.  İçi  kemiklerle  dolu  sıradaki  karton  kutuları  çalışma  alanına  taşıyınca,  işi  başlıyor.  Büyükbabasının  durumunda  çok  kartonlar  vardı.  Bilim  adamları  beş  tane  ölü  bedeni  kuyudan  çıkarmışlardı.  Bir  iş  arkadaşı  da  kemikleri  yıkamaya  başlamıştı.  Emine  Çetinsel  iskeletlerin  olduğu  masaya  yaklaştı.  Dedesinin  dosyasında,  onun  iki  tane  eğri  kesici (ön) dişleri  olduğu  yazılıydı.  Şevket  Cemal  1.80  metre  boyundaydı.  Emine  Çetinsel  o  gün  işten  çıkıp  evine  döndüğünde  annesi  ile  büyükannesine  anlattığı  zaman  çok  heyecanlanmıştı : Yeni  şeyler  var.  O  şimdi  herşeyi  bilmek  istiyordu.  Dedesi  evden  ayrıldığında  üzerinde  neler  vardı ?  Genellikle  yanında  sürekli  olarak  neleri  taşıyordu.  Ailesi  ağlamaya  başladı.  “ Büyükbabanı  buldunuz  mu ?”                                                                          

O  hiç bir şey  için  söz  vermek  istemiyordu.  Fakat  gene  de  umutluydu. “ Dedemle  birlikte  zaman  geçirdim.”  Ortaya  çıkarmıştı  ki,  dedesi  mermi  ile  vurularak  öldürülmüştü.  Tüm  kemiklerin  numaralandırılarak  tüm  bilgilerin  kayıt  altına  alınması  haftalarca  devam  etmişti.  Şimdi  cevapları  hazırdı.                                                                                                                

Bilim  insanları  işlerini  tamamladıklarında,  ardından  en  zor  olan  bölüm  gelir.  Emine  Çetinsel  trajedi  salonuna  girer.  Kocaman  bir  hol.  Ortada  ahşap  bir  masa,  üzerinde  sade  gösterişsiz  bir  tahta  tabut.  Onun  üstünde  büyük  bir  kilit  var.  Anahtar  kayıp  yakınlarına  aittir.  Ceseti  buradan  alıp  da  defnetmek  için  buraya  gelirler.  Üzerinde  beyaz  örtüsü  olan  küçük  bir  masa  üstünde  gazyağıyla  yanan  bir  lamba  var.  Çiçekler  yerine  ise  mendil  kutuları  hazır  durumda.  Normal  olarak  burada  kayıp  yakınları  bilim  insanlarından  hangi  bulguları  ortaya  koyduklarını  öğrenirler. Kayıp  olan  yakınlarına  ait  cesetleri  nerede  bulduklarını  ve  onları  oralardan  nasıl  çıkardıklarını.  Ve  ölüm  hikayeleri  hakkında ne  bildiklerini.  Emine  Çetinsel’in  bir gece  önceden  ailesine  herşeyi  anlatmak  izni  vardı.  Kayıp  yakınları  ölülerini  almaya  geldiklerinde  Emine  Çetinsel  sık  sık  oradadır.  Bu  işi  yapmaya  başlayıncaya  kadar  bu  kadar  çok  Kıbrıslı  Rum  ile  hiç  karşılaşmamıştı.  “ Her  iki  tarafın  da  kayıp  olan  yakınlarını  nasıl  özlediklerini  öğrendim.”  Adanın  birleşmesine  kadar  daha  çok  uzun  bir  yol  olduğunu  düşünüyor  Emine  Çetinsel,  politikacılar  farklı  bir  resim  yansıtmış  olsalar  bile.  Bu  amaç  için  o,  halà  daha  çok  fazla  kızgınlık  ve  kederi  deneyimlemeye  devam  ediyor.                                                                         

İç  savaş  artık  42  yıldır  geride.  Fakat  her  birkaç  haftada  bir  Lefkoşa’nın  kuzeyindeki  şehitler  mezarlığına  yeni  mezarlar  ilave  edilmekte.  Bazı  mezar  kümeleri  henüz  çok  yeni.  Geçici  levhalar  üzerlerine  fırçayla  baştan  savma  yazılmış  bir  halde  sarı  toprak  içine  takılı  durumdalar.  Bunların  arasında  Emine  Çetinsel’in  büyükbabası  gömülüdür.  Mezarına  takılı  levhanın  üzerinde  doğum  ve  ölüm  tarihi  yazılıdır. Gömülme  tarihi  ise  20  Şubat  2015 tarihini taşımaktadır.                                                                                               

Her  hafta  sonu  Emine  Çetinsel  ailesi  ile  birlikte  mezara  gelmektedir.  Taşın  üzerine  büyükbabasının  oval  bir  resmi oturtulmuştur.   Üzerinde  takım  elbise  ve  kravat,  gözlerinde  ise  çok  ciddi  bakışları  var.   Emine  Çetinsel  bugün  ailesinin  daha  iyi  olduğunu  söylemektedir : “En  nihayet  ailem  onun  ölü  olduğunu  kabullenmiş  durumda.”    Emine  Çetinsel  diğer  ölülerin  geçmişlerini  de  bilmektedir.  Hemen  arkada  bir  bayan  yatmakta,  100  yaşını  aşmış.  İç  savaş  başladığında  ayağı  topal  olduğu  için  kaçamamış  ve  ölmüş.  Tam  yanında  bir  güreşci.  Dev  gibi  iri  bir  adam.  Emine  Çetinsel  onu  önündeki  masada  yatırken  görebiliyordu.  Mutlaka  güçlü  kaslara  sahip  olması  gerekti.”

(Almancadan  tercüme  eden: Sevim  Süreç)                                                                                                             
(SÜDDEUTSCHE ZEITUNG – HAZİRAN 2016)

------------------------------------------------------


***  Kayıplar Komitesi Kıbrıslırum Üyesi Nestoros:

“Kayıpların gömü yerleriyle ilgili bilgiler arşivlerde!”

Lefkoşa, 10 Temmuz 2016 (T.A.K): Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Kıbrıslı Rum Üyesi Nestoras Nestoros, Birlemiş Milletler (BM) arşivlerine erişimin, çok geç olmasına karşın, kayıpların akıbetiyle ilgili bilgilerin zenginleşmesi açısından, bir fırsat penceresi açmakta olduğunu dile getirdi.

Haravgi gazetesinde yer alan söyleşisinde, bunun bir adeta fırsat penceresi olduğunu, çünkü değerlendirilebilecek birçok arşiv bulunduğunu ifade eden Rum üye, yalnızca Türk Ordusu arşivlerinin değil, bahse konu kritik dönemde Kıbrıs’ta hizmet veren birliklerden İngiltere ile İngiliz Üslerine vs kadar, bağımsız araştırmacılar atanması koşuluyla, diğer müdahil taraflara ait arşivlerin de değerlendirilebileceğini ifade etti.
Gazeteye göre Nestoros,  Mustafa Akıncı ile Nikos Anastasiadis’in, Kayıp Şahıslar Komitesi’ne bilgi vermeleri için Kıbrıslı Türk ve Rumlara yaptıkları çağrının, beklenen karşılığı bulmadığını da ifade etti.

Nestoros, 1963 yılından itibaren arşivleri göreceklerini ve bu arşivlerde olası gömü yerleriyle ilgili bilgiler tespit edeceklerini de söyledi.

Gazeteye demecinde, askeri bölgelere erişim konusuna da değinen Nestoros, yarın 5’inci bölgeye başlayacaklarını ve “Voni’de” (Gökhan) olacaklarını dile getirdi.

Burada üç nokta, “Ay. Demet’te” (Metehan) ise bir nokta bulunduğunu dile getiren Nestoros, toplam sekiz bölgeye ulaştıklarını ve 10 noktayı aşabileceklerini de dile getirdi.

Bunların toplu mezarlar olduğunu düşünerek, bu konuya büyük bir önem ve ağırlık verdiklerini ancak bu şekilde olmadığını dile getiren Nestoros, Voni’deki 3 noktada 12 kişiye ait kalıntılar bulmayı beklediklerini, “Mora” (Meriç)’te ise dört kişiye ait kalıntılar bulduklarını belirtti.

Nestoros, sözlerinin sonunda, 1974 olaylarıyla ilgili olarak daha fazla Kıbrıslı Türk’ün, (Rum tarafında Kıbrıslı Türklerin aranmakta olduğu) 1963 olaylarıyla ilgili olarak ise Kıbrıslı Rumların daha çok yardımcı olabileceklerini hissettiğini de sözlerine ekledi.

FOTİU: “KAYIPLAR KONUSUNDA İŞBİRLİĞİNDE BULUNMAK TÜRKİYE’NİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ”

Alithia gazetesine göre, Rum Başkanlık Komiseri Fotis Fotiu ise açıklamasında, kayıplar konusunda işbirliğinde bulunmanın, Türkiye’nin yükümlülüğü olduğunu söyledi.

Dün bir cenaze töreninde konuşan Fotiu, kayıplar konusunun çözüme kavuşmaması ve kayıp yakınlarının bunca yıldır yaşadıkları trajedinin sorumluluğunun, Türkiye’nin tutumuna bağlı olduğunu iddialarına ekledi.
(TAK Ajansı Rumca Haber Bülteni’nden – 10.7.2016)

Bu yazı toplam 1886 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar