1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. DAVETİYE…
DAVETİYE…

DAVETİYE…

10 Kasım 1987 sabahı, kışın ağır geçeceğini hatırlatan soğuk bir İstanbul sabahına uyanıyoruz. 49 yıl sonra Atatürk’ün ölüm yıldönümü, ilk kez “Genel Yas” olmadan anılacak… Çapa Tıp Fakültesi’nin eski, kalın taş duvarlı Ka

A+A-

 

 

10 Kasım 1987 sabahı, kışın ağır geçeceğini hatırlatan soğuk bir İstanbul sabahına uyanıyoruz.

49 yıl sonra Atatürk’ün ölüm yıldönümü, ilk kez “Genel Yas” olmadan anılacak…

Çapa Tıp Fakültesi’nin eski, kalın taş duvarlı Kadın Doğum binasının bodrum katındayım… 09.05, belki de sirenler çalıyor dışarıda; ama duymuyorum…

Kendimi, ameliyathane kapısı açıldığında duyacağım bebek ağlamasına odaklamışım… Diğer tüm seslere antenlerim kapalı…

Sonunda o soğuk kapılar açılıyor; sarıyla kırmızı arası bir bebeği hızla yukarıya taşıyor hemşireler... Arkasından, sedyede tam ayılmamış eşim, bitkin bir halde çıkıyor…

Bebeğin peşinden koşmakla, onun yanında durmak arasında kısa süreli bir kararsızlık yaşıyorum…

Bebek emin ellerde” diye seçimime yardımcı oluyor Kıbrıslı doktorumuz; eşimin sedyesine yapışıp yukarı çıkıyorum…

Alt grup kan uyuşmazlığına bağlı sarılık nedeniyle bir hafta kucağımıza alamadığımız oğlumuzun adını kaydettirmek için de bir hafta sıkıntı çekiyoruz…

Fatih Kaymakamlığını bir günde aşabilsek de, KKTC İstanbul Konsolosunun örümcek bağlamış kafasını sallaması için günlerce kavga veriyoruz…

Annesinin ihtisası benim de askerlik sorunlarım yüzünden, iki yıl İstanbul/Girne arasında mekik dokumak zorunda kalıyor; hep hasretlerle büyüyordu oğlum…

Şimdi, her akşamüzeri çalıştığı bankadan yorgun argın gelip; koltukta karşımda oturan bu genç adam ne zaman büyüdü; ne zaman hayat arkadaşını seçip evlilik yoluna adım attı? “Su gibi akıp geçer” dedikleri zamanın bilincimize oynadığı bu oyuna nasıl kapılıp gittik?

Bu soruların yanıtını vermek zor…

Ama şundan eminim ki; iki gün sonra (Pazartesi) düğününü yapacağımız bu genç adam artık hastane kuvözünde çırpınıp duran o sarışın çocuk değil; kendi sorumlulukları ve kişiliği olan; kendi yolunu yürüyen, kararlı, ilkeli, erdem sahibi bir birey olmuş çoktan…  

Altı yıldır arkadaşlık yaptığı Selin kızımız da öyle…

Evet “Filim Şimdi Başlıyor”!..

Artık, kendi kurdukları yuvanın sorumluluğu da yüklenecek omuzlarına…

Hayat denilen bu kavgada, insanca bir iz bırakmak; kendi mutlulukları yanında diğer insanların mutlulukları için de çaba göstermek; her şeyin tüketildiği bu barbarlık çağında, güzel bir aşk destanı üretmenin sorumluluğu da…

Hatırladığım, unuttuğum tüm dostları buradan bir kez daha davet ediyorum; “SONSUZ AŞK” filminin galasına….   

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 880 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler