1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. DAÜ Eğitim Fakültesi, Gazi Üniversitesi’ne mi devredildi?
DAÜ Eğitim Fakültesi, Gazi Üniversitesi’ne mi devredildi?

DAÜ Eğitim Fakültesi, Gazi Üniversitesi’ne mi devredildi?

Yenidüzen’de 18 Haziran Pazartesi günü yayımlanan “DAÜ’de isim değişikliği ‘kesinlikle’ yok” başlıklı haberin içinde, isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynağa dayandırılarak iki iddiaya yer verildi. Bu iddialardan il

A+A-

 

 

 

 

Yenidüzen’de 18 Haziran Pazartesi günü yayımlanan “DAÜ’de isim değişikliği ‘kesinlikle’ yok” başlıklı haberin içinde, isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynağa dayandırılarak iki iddiaya yer verildi. Bu iddialardan ilki, Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin adının önümüzdeki altı ay içinde değiştirileceğini ve yeni yıla Doğu Akdeniz Gazi Üniversitesi olarak gireceğini ileri sürüyordu. Haberin içinde, DAÜ Rektörü Prof.Dr. Abdullah Öztoprak’ın yalanlamasına da yer verilmişti. Prof. Öztoprak, DAÜ’de isim değişikliği konusunun tartışılmadığını, böyle bir ihtiyaç da olmadığını belirtmişti. Haberdeki ikinci iddia ise, “DAÜ Eğitim Fakültesi’nin Gazi Üniversitesi tarafından devralındığı, hatta Gazi Üniversitesi’nin fakülteye bir dekan atadığı ve bölüm başkanlarını göndermeye başladığı, DAÜ ile Gazi Üniversitesi’nin birlikte Tıp Fakültesi kuracağı ve Eczacılık Fakültesi’nde de işbirliğine gidileceği biliniyor” şeklinde idi.

TARAFLARIN AÇIKLAMALARI

DAÜ Rektörü Prof.Dr. Abdullah Öztoprak, kendisiyle Yenidüzen muhabiri Osman Kalfaoğlu’nun görüştüğünü ifade ettiği için, Osman Kalfaoğlu’nu aradım. Osman Kalfaoğlu, isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynağın kendisine bu bilgiyi verdiğini söyledi. Kaynağının kim olduğunu sormadım, ancak, isminin açıklanmasını istemeyen kaynağın verdiği, DAÜ Eğitim Fakültesi’yle ilgili bilgiyi teyit etmek için ne yaptığını sordum. Haberi acele yazmak zorunda olduğunu, kaynağın kendisine verdiği bilgiyi doğrulatacak zamanının olmadığını ifade etti.

Prof.Dr. Abdullah Öztoprak’la yaptığım telefon görüşmesinde, haberdeki iddiaları sordum. DAÜ İle Gazi Üniversitesi arasında akademik işbirliğini öngören bir anlaşma imzalandığını, benzer işbirliği anlaşmalarını başka üniversitelerle de yaptıklarını, Gazi Üniversitesi ile ortak programlar açtıklarını, bunları zamanında kamuoyuna duyurduklarını, açılma başvurusu yapılan Tıp Fakültesi’nin de Gazi Üniversitesi ile ortak açılacağını belirtti. DAÜ Eğitim Fakültesi’nin Gazi Üniversitesi’ne devri gibi bir şeyin söz konusu olamayacağını ifade etti.  

DAÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Halil İbrahim Yalın da fakültenin devredildiği iddiasının asılsız olduğunu söyledi. Üniversite Yönetim Kurulu’nda ve Senato’da yer aldığım için bu bilginin doğru olmadığını bilenlerden birisiyim. Prof.Dr. Halil İbrahim Yalın, haberde ifade edilen, bölüm başkanları meselesiyle ilgili olarak, göreve başladığı dönemde 4 bölüm başkanının istifa ettiğini, yerlerine yine fakülteden bölüm başkanları atandığını, Gazi Üniversitesi’nin bölüm başkanı göndermesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını söyledi. Zaten fakülte web sayfasında bölüm başkanlarının kimler olduğu bilgisi de mevcut. Prof. Yalın, Gazi Üniversitesi ile 2010 yılında imzalanan “akademik işbirliği protokolü”ne ek olarak Eğitim Fakültesi’nde yüksek lisans programları açma konusunda da ek bir protokol imzalandığını, yüksek lisans programı açabilmek için Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) öğretim üyesi sayısı konusunda bazı kriterleri olduğunu, öğretim üyesi açığını Gazi Üniversitesi’nden protokol çerçevesinde akademik destek alarak kapatacaklarını da ifade etti. Bilindiği gibi, YÖK tarafından onaylanmayan programlara Türkiye’den öğrenci kabul etmek mümkün değildir. 

PROTOKOL

DAÜ Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Osman Yılmaz, 19 Şubat 2010 tarihinde Gazi Üniversitesi’yle imzalanan “Akademik İşbirliği Protolü”nü bana gönderdi. Bu protokolün gizli olmadığını, isteyen herkesin okuyabileceğini de söyledi. Protokol’ün giriş kısmında şu ifadeler yer alıyor: “Doğu Akdeniz Üniversitesi ile Gazi Üniversitesi, aralarındaki ilişkileri geliştirmek, güçlendirmek ve karşılıklı olarak işbirliğini teşvik etmek amacıyla aşağıdaki konularda işbirliği yapmak üzere görüş birliğine varmışlardır. Gazi Üniversitesi ile Doğu Akdeniz Üniversitesi arasında daha güçlü akademik bağlar oluşturulacak ve işbirliği imkânları yaratılacaktır.” Prokolün 2. maddesinde, “Taraflar, ihtiyaç duyulan alanlarda öğretim elemanı görevlendirme ve/veya izin verme yolu ile akademik işbirliği yapacaklardır” deniyor.

      

OKUR TEMSİLCİSİ’NİN YORUMU

Öncelikle ben de, tıpkı Eğitim Fakültesi, Eczacılık Fakültesi ve en son olarak da Tıp Fakültesi dekanları gibi yasal süreçler çerçevesinde görevlendirme ile gelmiş bir dekanım. İletişim Fakültesi’nin bazı eski dekanları da (Prof.Dr. Aysel Aziz, Prof.Dr. Murat Barkan) görevlendirme ile gelmişlerdir. DAÜ’nün bir üniversite ile akademik işbirliği yapmasından daha doğal bir şey yoktur. Okur, niye Gazi Üniversitesi diye sorabilir. Başka bir üniversite ile de aynı işbirliği yapılabilirdi. Burada amaç, Fakültelerin öğretim üyesi ihtiyacını daha kolay biçimde gidermektir. İşbirliğine Gazi Üniversitesi’yle gidilmesinin en temel nedeni, Gazi Üniversitesi’nin birçok alanda güçlü bir akademik kadro yapısına sahip olmasıdır. Bir başka neden de, Gazi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Rıza Ayhan’ın DAÜ Vakıf Yöneticiler Kurulu (VYK) üyesi olmasıdır.

Peki muhabir, bu bilgilere erişemez miydi? Haberin iyice araştırılmadan, doğrulatılmadan, üstelik ismini gizli tutmak isteyen bir kaynağa dayandırılarak yayımlanmasını gerektirecek sebep neydi? Ben bir sebep göremedim. Yenidüzen yayın ilkeleri içinde yer alan, Soruşturulması olanaklar içinde bulunan haberler, doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” ilkesini hatırlatmak isterim.  

Her ne kadar, muhabire kaynağının kim olduğunu sormadıysam da, kaynağın gazeteciyi açıkça yanılttığı durumlarda, “haber kaynağının gizliliği kutsaldır” ilkesinin geçerli olamayacağını vurgulamak isterim. İsmini açıklamak istemeyen kaynak söz konusu olduğunda muhabirin daha dikkatli olması, kaynağın verdiği bilgileri doğrulatmak için daha fazla çaba göstermesi gerekir. 


 

Sanık hakları ihlâl ediliyor!

 

Yenidüzen okuru Simge Okburan, 15 Haziran’da gazetede yayımlanan “24 Kilo Uyuşturucu Yargıda” başlıklı habere ilişkin oldukça uzun bir eleştiri gönderdi.  Önce kısaca haber hakkında bilgi vereyim. Haberde, “Kıbrıs tarihinin en büyük uyuşturucu operasyonlarından biri”nin Mağusa’da gerçekleştirildiği, İngiltere’den gelen bir yük gemisinde 24 kiloluk uyuşturucu bulunduğu, ithalatçı firma sorumlularından İbrahim Korhan’ın tutuklandığı bilgileri yer alıyordu.  Simge Okburan’ın eleştirisini biraz kısaltarak aktarıyorum:

 

“Sevgili Yenidüzen ailesi. Yıllardır  icraa etmiş olduğunuz mesleğe olan saygınız ve  ilkeli basın anlayışınızı takdir eden  bir okuyucu olarak,  gazetenizin özellikle son zamanlarda “sanık haklarını” gözetmeksizin yapmış olduğu yayınları kınayarak takip ettiğimi buradan sizlere bildirmek, duyarlı ve ahlaki değerleri olan bir vatandaş için bir borçtur. Hukukçu/avukat değilim ama Uluslararası İlişkiler doktorası yapan, ülkesinin içinde bulunduğu sistemsiz sistematiği yıkmak için daha çok okuyan, kendini geliştiren ve akademik araştırmaları  dolayısı ile insan haklarını her daim referans gösteren  bir birey olarak gazetenizin henüz mahkeme kararı ile  suçlu bulunmamış ‘sanık’ durumunda yargılanan ve aksi ispatlanana kadar suçlu kabul edilmeyen şahısların açık isim ve soy isimlerine,  yetmezmiş gibi boy boy kelepçeli resimlerine  YENİDÜZEN’de yer vermeniz beni üzdüğü gibi inanın ilkeleriniz konusundaki samimiyetinizi sorgulamama sebep oldu.

 

Geçtiğimiz günlerde, sanık olarak yargılanan İbrahim Korhan’la ilgili, gazetenizde, ‘adanın en büyük uyuşturucu operasyonu‘ kapsamında gözaltına alınan İbrahım Korhan’ın ismini açık açık yazarak ve buna ilaveten büyük bir talihsizlik yapıp olayın olduğu günün ertesi günü henüz suçluluğu ispatlanmamış adamı ellerinde kelepçelerle diğer gazetelerin yaptığı gibi boy boy resimlerini basmanız, sanık haklarına duyduğunuz saygı konusunda beni hayal kırıklığına uğrattı. İbrahım Korhan için aleni şekilde suçlu denilmemesine rağmen, gazetenizde yer vermiş olduğunuz fotoğraf, sanığın suçlu gibi ellerinden tutulup yaka paça götürülmesi, adamın teşhir edilerek küçük düşürülmesine sebebiyet vermiştir. Gazeteciliğin ilkeleri gereği, “Kişi ve kurumlar, eleştiri sınırları ötesinde aşağılanamaz veya iftiraya uğratılamaz”. Yazı uçup gitse de, görseller maalesef  insanın belleğine kazınıyor. Gazetenizde olayın ertesinde suçluluğu kanıtlanmamış  sanığın boy boy resimlerini vermeniz de aslında aşağılamaların en büyüğü değil midir? Bu adamın okula giden çocukları, onu seven bir anne babası, ne olursa olsun ona sahip çıkan eşi dostu yok mudur?  24 kg’lık uyuşturucu ve adanın en büyük operasyonu gibi cümleleri ard arda sıralayıp görsellere yer verdiğinizde ve açık yazılmış isimle insanları teşhir ettiğinizde bir anne oturduğu yerde, bir evlat okuduğu okulda, bir eş çalıştığı işyerinde ne hisseder sanırım hesaba katılmadı. 24 kilogramlık maddenin 14 kilogramının  Kentucky tozu olduğu söylentilerinin yaygın olduğu bir  dönemde, '24 KİLO UYUŞTURUCU' YARGIDA başlıklı haberinizle aslında Soruşturulması olanaklar içinde bulunan haberler, doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz” ilkenize de bir yerde aykırı değil midir?

 

Demem o ki,  samimiyetine inandığım, sayfalarını zevkle çevirdiğim, insani değerleri olan ve  insan haklarına sonsuz saygısı olduğunu düşündüğüm Yenidüzen beni bu konuda maalesef  hayal kırıklığına uğrattı .İbrahim Korhan ile yakından uzaktan alakası olmayan ama sürekli yabancı basını takip ederek gelişmiş görsel ve yazılı medyanın yazısız kurallarını diğer bir deyişle ahlakını ve etiğini  anlayabilen bir okuyucu olarak , yazılanlardan ve görselleştirilenlerden rahatsız olduğumu da ayrıca belirtmek isterim.”

 

OKUR TEMSILCISININ YORUMU:

Okurun eleştirisini benzer nitelikteki tüm haberler için geçerli görmek lazım.  Maalesef suç haberlerinde gazeteciler hak ihlalleri yapıyorlar. Temel ilke olan, yargı kararıyla kesinleşinceye kadar herkesin masum olduğunu ifade eden “masumiyet karinesi”  genelde görmezden geliniyor.  Zanlı konumundaki kişilerin açık isimlerinin ve görüntülerinin yayımlanmasının kişilik haklarını ihlal ettiğini unutmamak gerekiyor. Yenidüzen gazetesinin, bu tür haberlerde daha dikkatli davranmak ve mağduriyete yol açmamak gibi bir misyonunun olduğunu belirtmeliyim.

 

NOT:  23 Haziran Cumartesi günü, sanık İbrahim Korhan’ın suçsuz olduğunun anlaşılıp serbest bırakıldığı haberi internete düştü. Korhan, serbest bırakıldıktan sonra gazetecilere, “İşiniz gereği suçsuz olduğum halde beni nasıl suçlu ilan ettiyseniz, şimdi de suçsuz olduğumu ve aklandığımı ilan edin” demiş. Ancak, haberi veren internet gazetesinde İbrahim Korhan’ın tutuklanırken çekilmiş kelepçeli fotoğrafı kullanılmış!   


 

 

GÖZE BATANLAR

Yenidüzen’de 20 Haziran Çarşamba günü 3. sayfada Meltem Sonay imzalı, “İşte Böyle Batar!” başlıklı haberde, “Başbakan İrsen Küçük ve LTB Başkanı Cemal Bulutoğluları’nın arası, 2012’de belediyenin ‘iflas bayrağını’ açmasıyla açıldı” deniyor. Bayrak açmak, başkaldırmak, isyan etmek anlamına gelir. Oysa burada kastedilen “iflas bayrağını çekmek”tir. Anlamı da iflas etmek, batmak, topu dikmektir.  

Yenidüzen’de 22 Haziran Cuma günü 2. Sayfada Didem Menteş imzasıyla yayımlanan “Resmen Battı!” başlıklı haberde Lefkoşa Belediyesi’nin telefonlarının borç yüzünden kesildiği bilgisi verilmiş. Haberin içinde, kapatılan 8 telefon hattının toplam borcunun 42 bin 759 TL olduğu söyleniyor. Bir başka paragrafta, hangi telefon hattının kaç lira borcu olduğu da yazılmış. Rakamları topladığımda 42 bin liraya ulaşamadım. Ya hesap hatası var, ya yazım hatası, ya da eksik bilgi.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1982 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler