1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. Darbe olmadı ama neler oldu!
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Yazarın Tüm Yazıları >

Darbe olmadı ama neler oldu!

A+A-


Haftaya başlarken hafta sonunun darbe girişimiyle ilgili yazmak gerektiğini herhalde herkes kabul eder. Cuma gecesi Türkiye 12 Eylül Darbesi’inden 36 yıl sonra bir darbe girişimi daha yaşadı.

***

Kimsenin beklemediği bir durumdu bu… Aslında beklenmemesi de tuhaf bir durumdu ama… Askerin içinden bazı komutanların, MİT’in ve askerin emir komuta zincirinin ve de hükümetin haberi olmadan böyle bir girişime kalkışması herkesin kafasında soru işaretleri bıraktı.

***

Darbe girişiminin biçimi de ilginçti; Boğazdaki iki köprünün trafiğe kapatılması ile haberi oldu Türkiye’nin ve de dünyanın… Sonradan anlaşıldığına göre de köprüleri kapayan, tankı halkın üzerine süren emir eri 18,19 yaşındaki çocuk askerlerin bunu bir tatbikat veya bir bomba ihbarına karşı polise yardımcı olmak için gittiklerini sandıkları…

Yanlışlar
Sonuçta nasıl olduysa oldu, bir darbe girişimi oldu. Darbeciler TRT’ye el koydular, bir bildiri yayınlayıp, ülkeye el koyduklarını, sıkı yönetim ilan ettiklerini okuttular. Bildiriyi okuyan sunucu, sonradan darbecilerin teslim olmasından sonra yaşadıklarını anlattı, bildiriyi zorla okuttuklarını anlattı ama TRT işgalin hemen ardından yine iktidarın sesi, gerici, düşman, ötekileştirici yayınlarına devam etti.

***

TV kameralarına ulaşamayan Tayyip Erdoğan cep telefonlarından yayınlara ulaşıp halkı meydanlara çıkmaya devam etti. Bu çağrının yapıldığı sıralarda F16’lar gökte uçuyor, bombalıyor, helikopterler halkı havadan taramaya devam ediyordu. Ama Erdoğan’ın askerleri! meydanlara çıkmaya, tankerlerin üzerine atlamaya, ‘yaşasın demokrasi’ yerine tekbir sesleriyle saldırmaya başladılar.

Düşündüren süreç
İlginçtir ve sosyolojik, psikolojik, siyasi tartışmalara açıktır; Darbeye karşı çıkan, meydanları dolduran, darbecilere saldıran AKP ve AKP-Erdoğan sempatizanı MHP destekçisi oldu… Bu durum bir yandan darbeye karşı çıktıkları için heyecanlandıran ama öte yandan da demokrasiye sahip çıkanlar neden dindar ve milliyetçi kesimlerdi şeklinde de düşündüren bir süreç başlattı. Meydanlara çıkmanın gerekçesi demokrasiye sahip çıkmak mıydı yoksa “meydanlara çıkın” diyen bir sese bağlılık mıydı?

***

Meydanlara çağırmanın diğer bir tartışmalı yanı da o meydanların bazı eylemlere, tepkilere, en masum yürüyüşlere yine aynı isim tarafından kapanmasıydı. Darbecilere şimdi karşı duran polisin o eylemcilere TOMA’larla, coplarla, biber gazlarıyla, gaz mermileriyle o çağrılan meydanlarda saldırtılmasıydı. O meydanlar başı sıkıştığından bazı kişilerin kurtulması için mi kullanılacaktı bundan böyle!

Ayırımcılığa devam!
Darbe girişiminin ertesi günü darbe gecesi defalarca bombalanan ve savaş sonrası bir harabe görüntüsüne dönen Meclis binasında meclisteki dört parti toplandı ve ortak bir metne imza attılar. Demokrasiye sahip çıkan, demokrasi karşıtı eylemler ve örgütlere karşı çıkan bir metindi… Dört partinin galiba ortak imzaladıkları bu anlamda ilk metindi bu ve bu gibi girişimlerin devam etmesi herkesin beklentisiydi. Ancak ne oldu? Tayyip Erdoğan her zamanki ayrımcı ve ötekileştirici tavrını sürdürdü ve CHP, MHP liderlerini arayıp teşekkür ederken HDP’ye bunu layık görmedi! Gerilimin bitmesi veya azalması anlamında bir fırsat olan bu gelişmeyi kullanmak istemedi.

Güvensizlik-Belirsizlik
Şimdi Türkiye’de daha önce polise olan güvensizlik eğiliminin askere karşı geliştiğini söyleyebiliriz. Bütün anketler daha önce en güvenilir kurum olarak ‘ordu’yu belirliyordu. Ancak şimdiki durum öyle ki ordudaki veya etrafınızdaki askerin hangi taraftan olduğunu anlamak mümkün değil. Tabii ki bu darbe girişiminin Fethullah Gülen emrindeki askerler tarafından yapıldığı söyleniyor ancak sadece o mu bu da kuşkulu!... Gülen Cemaatı ile birlikte kendini Kemalist olarak kabul eden askerlerin ortak bir noktada buluşması da olabilir gibi bir durum var.

***

Darbeye katılan erlerin durumu da ilginçti; Yukarıda yazdığımız gibi o erlerin bir tatbikat yapılıyor diyerek tanklara bindirildiği söyleniyor. CNN’i basan askerlerin hallerini de göz önüne getirirseniz o tuhaf hallerini görebilirsiniz. CNN yayınlarını durdurmak için binaya giren küçük çocuk! askerlerin neredeyse çekingen tavırları, nereye ne için geldiklerini bilmeyen halleri gerçekten ilginçti. CNN Türk’ün genel müdürü Erdoğan Aktaş, eli silahlı neredeyse çocuk askere; “benim senin yaşında çocuğum var, yanlış yapıyorsunuz” derken ne yaptığını bilmez asker “doğrusun abi” diyordu. O askerlerden biri de köprüde boğazı kesilerek linç ediliyordu tekbir getirenlerce…

Kim doğru, kim yanlış
Darbe girişiminin süreci, görüntüleri, tuhaflıkları, ilginç yanları bu gibi şeyler düşündürürken hemen ertesi günü Erdoğan’ın atadığı HSYK, FETÖ’cü diye 2745 hakim ve savcıyı açığa aldı. 140 Danıştay, 48 Yargıtay, 5 HSYK üyesi gözaltına alındı. Bu kadar isim hemen o gece mi saptandı, daha önce saptandılarsa neden o gecenin ertesi gününe saklandı ve tabii ki en fazla sorulması gereken eğer öyleyseler bu kurumlara bu insanlar nasıl, ne zaman girdiler? “Bugüne kadar binlerce temizlik yaptık” denirken hala bu kadar daha ismin varlığı korkunç bir durum. Özellikle darbe gecesinden sonra daha da ortaya çıkan bireylere, kurumlara güvensizlik varken, kimin ne olduğu, nereye bağlı olduğu bilinmezken bu açığa alma veya gözaltı kararlarını alanlara güvenilir mi, bu kararların doğruluğuna güvenilebilir mi!?
Bugün yapılması gereken bu sürecin korkmadan, çekinmeden tartışılması, buraya nasıl gelindiğinin gün yüzüne çıkarılması, gerçek sorumluların o çağrılan meydanlarda deşifre edilmesi… Darbeye tabii ki hayır, demokrasiye tabii ki evet çünkü bütün bu tartışmaların yapılması için de demokrasiye ihtiyaç var. Umarım 15 Temmuz gecesi ve başka geceler yaşanan darbeler daha da çoğalmaz, sayıları artmaz.

Bu yazı toplam 1376 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar