1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. CTP’nin ‘HAYIR’ kararı barışa ‘EVET’ haykırışıdır
CTP’nin ‘HAYIR’ kararı barışa ‘EVET’ haykırışıdır

CTP’nin ‘HAYIR’ kararı barışa ‘EVET’ haykırışıdır

Her “evet’in ve her “hayır’ın” arkasında siyasette bir proje yatır. “Evet” derken bir şeye, gerçekte o olayla ilgili bir başka olguya da “hayır” dersiniz. Aynı şey, “hayırla” da ilgilidir.

A+A-

 

 

 

Her “evet’in ve her “hayır’ın” arkasında siyasette bir proje yatır. “Evet” derken bir şeye, gerçekte o olayla ilgili bir başka olguya da “hayır” dersiniz. Aynı şey, “hayırla” da ilgilidir. Ayrıca eğer,”evet” diyeceğiniz bir siyasi gelişmede; ona dönük olarak, “ideale uygun değildir” diye, maksimalist bir yaklaşımla, o gelişmeye de “hayır” derseniz; sonuçta o ideale de ulaşamamak, hatta ona hepten zarar vermek durumunda da kalırsınız. Bu yüzden; “Evet” veya “Hayır” kararları çok önemlidir.

 

HAYATIMIZA YÖN VEREN, EVET VE HAYIRLAR

 

Şimdi önce bunlara bakalım, sonra CTP-BG’nin “Hayır’ının” ne anlam geldiğine değinelim. Örneğin 2002 yılının Kasım ayından itibaren Kıbrıs Türk tarafı, BM Çözüm Planı’nın zemin alınacağı görüşme sürecine “Hayır” dedi. O dönemin yöneticileri bu hayırlarını, Kıbrıs Türk halkının egemenlik konusunda, söz konusu planda elde edeceklerinin zayıf olduğu tezine dayandırdı. Bu yüzden daha ileri kazanımlar adına ve devletin, “devletçik” olmaması iddiası ile” hayır” dediler. Aradan yıllar geçti. Şimdi sonuca bakın ne oldu? Devlet mi, Devletçik mi olduk? Maksimalist adım bize, kayıp getirdi...

Kıbrıslı Rumlar o dönem görüşme sürecine “evet” dedi. Ne elde ettiler? BM’den sonra bu kez AB’nin de asli üyesi oldular. Ekonomik, siyasi, demokratik olarak daha da ileri kazanımlar elde ettiler. Biz 2004’te” Evet” dedik. Ne elde ettik? Aşağıdakileri, HİÇ, diyenlere armağan ederim.

 Hem 2002’ de, hem de 2004’te “Hayır” diyenler, bu gün Cumhurbaşkanlığı’ndadır, hükümettedir. Ancak şimdi yaptıkları bir şey vardır. Kıbrıs sorununda hâlâ 2004’teki “Evet’in” arkasına saklanmaya, BM dahil, tüm süreçlerde referandumun artık azalan “Evet” mirasını tüketmeye çalışmaktadırlar.

Bu konuda diğer çok önemli bir başka örnek vardır. Bu da AKEL’in referandumundaki” hayır” kararıdır. AKEL, ne için “Hayır” demişti? “Evet’i”, yani federal çözümü, “çimentolamak için hayır” dediğini ifade etmişti. Yani, ideale daha yakın bir federal çözümü sağlama iddiası ile maksimalist amaç için “ Hayır” demişti. Şimdi ne oldu? Maalesef, ayrılık için koşar adım ilerleyenlerin döktüğü, çelikle karıştırılmış çimentoları öfke ile seyrediyoruz.

Demek ki bir şeye” evet” veya” hayır” derken, mümkün olabilen, hatta o an için imkansız sayılan bir güzelliğe dönük, yakınlaşma amacı ile de bu sözcükleri ifade etmeniz gerekiyor. Şimdi gaz ve petrol konusunda, CTP Parti Meclisi’nden oy birliği ile çıkan “Hayır” kararına bakalım. Bu gerçekte nedir?

A:  Bu gerçekte Kıbrıs Türk halkının varlığını yok saymaya dönük adımlara, büyük bir itirazdır. Bunun iki ayağı vardır. Biri, federal çözüm için niyet ve irade gösterdiğimiz, ortak yurdun geleceğini birlikte belirleme niyetinde olduğumuz; Kıbrıs Rum toplumunun attığı, tek taraflı adımlara dönük itirazdır. Üstelik bu, adanın gasp edilen egemenliğindeki bu yanlış ve ne Kıbrıslı Türklere, ne de Rumlara huzur getirmeyen sonuçları perçinlemek için atılan, hakimiyetçi siyasetlere dönük itirazın ifadesidir.

Diğer ayağı da açıktır. Bu da, bunu karşılama adına, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetme ve iradesini yok sayma olarak, “Türk” tarafında gelişen bu sürece itirazdır. Çünkü Kıbrıs Türk halkının Hükümeti, Meclis’i ve tüm kurumları bu süreçte yok sayılmıştır.

B:  Ayrıca bu adımın planlayıcıları, ne gerekçe ile bu adımı atmıştı? Güneyi caydırma gerekçesi ile. Peki, KKTC ile Türkiye arasında yapılan Kıyı Sınırlama antlaşması güneyin haksızca attığı adımı caydırma kapasitesine sahip mi? Olmadığı, tek taraflı adımların, ilerlemesinden, bellidir. Ama güney caydırılacağına, bu adımlarla, gerçekte başka şeye yol açıldı. Güneyin hakimiyetçileri, cesaretlendi. Çünkü bu yanlış adımlarla, Kıbrıs Türk halkının kendi yurdunda iradesinin zayıf olduğu, söz sahibi olmadığı ve kendisi ile ilgili kararları verme yeteneğine sahip olmadığı anlayışı beslendi... İşte bunun tersinin gelişmesi, gerçekte, tek yanlı adım atan, güneyin hakimiyetçi anlayışını, caydırmaktan uzaklaştıracak olan asıl unsurdur. Ama kuzeyin silikleşmiş iradesi, aksine onların, hakimiyetçi siyasetlerine, yeni, uluslararası destekler bulmalarına,  yol açıyor. Bunu, bir başka örnekle de açalım.

AB siyaseti: Bakın, Türkiye’nin “güney, AB dönem başkanı olursa, AB ile ilişkileri dondururuz” açıklaması, AB’yi bu işten caydırdı mı? Yoksa Kıbrıs’ın bu durumuna, eleştirileri olanları dahi, güneyin yanına mı geçirdi? Çünkü ne isterse olsun, AB’yi de bu tavır, “sizin AB ile ilgili dayatma ve yönetmeyi belirleme hakkınız yoktur” noktasına getirdi. Bu kime güç sağladı, kimin müttefiklerini etkisiz ya da sorgulamaktan vazgeçirdi, kimin kileri artırdı? Yani, caydırmak için atılan adım, gerçekte caydırmaktan uzaksa, aksine o tek taraflı gaspın ya da yanlışın pekişmesine yol açar. Gelişen bu oldu.

Onları, bu tek taraflı adımları atmaktan caydıracak olan esas unsur ise unutuluyor. Bu da, Kıbrıs Türk halkının hem kendisine dair, hem de ortak yurdun geleceğine dair alınacak kararlar ve atılacak adımlarda yetkin, ehil ve demokratik olgunluğa sahip bir halk olduğu gerçeğidir. Buna bazılarının bıyık altı gülmeye çalıştıklarını his ederim. Ama bunun somutu vardır. Her şeye ve zorluğa karşın, Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan Referandumu’nda “evet “kararı vermesi ve bunun arkasından gelişen siyasi, demokratik ve ekonomik süreçtir bu. O günden sonra; bu gün, 19 Nisan 2009’dan sonra gelinen süreçte, dış ve içte, maalesef edilgen ve inisiyatifsiz hale dönüşmüş olmamızın sonuçları da meydandadır. Ne acıdır ki güneydeki hakimiyetçi anlayış, dün kaybettiğini yeniden kazanmıştır.

 

“EVET EFENDİMCİLER”, TÜRKİYE SİYASİ VE BÜROKRATLARINA KOLAYLIK SAĞLADILAR…

 

Evet, Sayın Cemil Çiçek yada Sayın Egemen Bağış; “değişimlerden” sonra daha etkin oldular. Ama ne kazandığımızı da sorgulayalım bakalım. CTP’yi sıkıntıya soktunuz. Ama ne kazandık ve ne kazandınız? Size,” evet efendimden” başka bir şey söylemeyenlerin sayesinde kolay yönetme imkanı elde ettiniz. Ama, hem AB, hem dünya, hem Doğu Akdeniz, hem de dünya indinde hangi zorluklarla karşılaştınız? Evet, Kuzey Kıbrıs’ın içinde etkinliğiniz arttı. Ama hangi tarihte görüldü Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye’nin bu denli gergin ilişkisi? Hangi tarihte göründü gönül bağlarının bu denli erozyonu? Peki güney?

Bu tek taraflı gaz adımını atan, güneyin hakimiyetçi anlayışı, bir kazanç mı elde etti? Görünüş öyle. Ama öyle değil. Eğer Liberal Grubun sözcüsü Andera Daff bile, “Artık bu adımla Kıbrıs bölünmeye gitmiştir” diyorsa ve Orta Doğu’nun tüm çetrefil siyasi ve askeri uzlaşmazlıklarının içine, daha fazla sokulmuşsa yurdumuz; bundan kazanç değil, yarına dair büyük bir kayıp çıkacağı aşikardır.

Nitekim bu atmosfer, Kıbrıs Rum demokrasisine daha fazla zarar vermeye başlamıştır. Bu ne Hristofyas’ı, ne de ondan patlama mahanası ile kurtulmak amacı taşıyan “muhaliflerini” kurtardı. Baksanıza soruşturma komitesi başkanının, hazırladığı raporda, tek sorumlu sayılmayan kişi, Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusu eski komutanı oldu. Neden? Çünkü o Yunanlı? Şimdi güney, derin devletin daha bir etkisi altına girdi. Çözümsüzlük bunu üretti. Andros Kiprianu haklı ve “darbeden “söz ediyor.

 

TARİHİN CİLVESİ; MAKARİOS’U SUÇLU GÖSTERENİN ARKASINA SAKLANDI MİLLİYETÇİLER

 

Üstelik tarihin oynadığı role bakın. Hristofyas’ı yargısız infaza sürüklemek isteyen soruşturma komitesinin başkanının, patlama raporunun arkasına sevinerek saklanan, Güney’deki DİKO, EDEK, EVREKO ile Kuzeydeki tüm ayrılıkçı ve taksimci unsurlara tarih bir oyun oynadı.

Çünkü, bu soruşturma komitesinin başkanı, yazdığı başka eserlerde ve raporlar da Makarios’u, Kıbrıs Trajedisinin baş sorumlusu olarak göstermişti. Onun 1962 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı tek taraflı değiştirme adımını, bugüne sarkan felaketin başlangıcı olarak tanımlamıştı. Ayrıca, 1968’den sonra süren toplumlararası görüşmelerde elde edilen olumlu sonuçları, kendi adına hakimiyetçi maksatla, daha ileri adımlar elde etme niyeti ile sonuca bağlamamakla da, onu; darbeye ve 20 Temmuza giden süreci yaratmakla suçlamıştı. Üstelikte Makarios’u iki bölgeli federasyonu da kabul etmekle suçlamıştı. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’na gelmesini de hata olarak tanımlamıştı.

Şimdi işe bakın, 24 Nisan 2004 Referandumunda” Hayır” oyuna giden DİKO, EDEK, Evreko, Kıbrıs trajedisinin en büyük sorumlusu olarak Makarios’u gösteren şahsiyetin; Hristofyas’ın aleyhine verdiği raporunun arkasına saklandılar. Şimdi de gaz ve petrol konusunda Kıbrıs’ı felakete götüren Makarios’un ayni mantığına sahip, adımları ilerletmek için de gayret sürdürüyorlar. Ne ilginç, tarihten ders almayanlar, o tarihin hatasını işaret eden kişinin ardına düştüler; Hristofyas’a düşmanlık için. Peki neyi döşüyorlar? Ayrılığı. Bunun için güneyden de CTP gibi “Hayır” sesinin çıkması gerekiyor.

İşte, CTP’nin “Hayır’ı” gerçekte, güney ve kuzeydeki bu yanlışlara, dönüktür. Siyasi eşitlik içinde, ortak yurdun barış ve huzur içine girmesine dönük olan ideale yönelik bir “Evet’tir” bu... CTP’nin, “Hayır” kararı, gerçekte; Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs halklarının, çok uzun bir zamandır süren ve halklar arası düşmanlığı körükleyen ve hâlâ yaşatılmak istenen bu akıl dışı niyetlere dönük; halklar arası barış ve işbirliğini öne alan amaçlara bağlı bir barışa “Evet” haykırışıdır. Bu “Hayır” kararı, gerçekte; Orta Doğu’da ve Doğu Akdeniz de kıyısı bulunan tüm halkların, bu değerleri, barış ve işbirliği içinde kullanma niyetine dönük bir dostluk çağrısıdır.

 Bunu, bazıları imkansız olarak ele alabilir. Ama zorluklar sebatla, imkansız denilenler de, inatçı bir kararlılıkla savunulursa, aşılır ve gerçekleşir. İşte, CTP’nin “ Hayır’ı”, bu inatçı kararlılığın sesidir…

 

Başsağlığı: TC Başbakanı Sayın Erdoğan’ın değerli annesi hayata gözlerini yumdu. Yaşı ve konumu ne isterse olsun Anne’nin kaybı çok acıdır. İnsanı çok etkiler. Başbakan Erdoğan da her evlat gibi yüreğinden doğanın bu zorunlu acısını yaşadı. Bu nedenle, Tenzile Erdoğan Hanım’a Tanrı’dan rahmet, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ailesine başsağlığı dilerim. Bu acı olay, bize bir başka olguyu da hatırlatmalıdır. Bu da, annelerin ne savaşlar, ne de ekonomik, sosyal başka yıkımlarla ilgili ağlamamasını sağlamak ve onları yaşarken güldürmek olmalıdır.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1295 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler