1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. CTP-BG ve TDP...
CTP-BG ve TDP...

CTP-BG ve TDP...

Artık kalıplaşmış deyimler dilimizde: “Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir”, “Seçtiklerimiz bizim aynamızdır”. Geldiğimiz noktada öyle büyük bir umutsuzluk içindeyiz ki, artık kendimize olan güvenimizi yitirmeye başladık. Hâl

A+A-

 

 

Artık kalıplaşmış deyimler dilimizde: “Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir”, “Seçtiklerimiz bizim aynamızdır”. Geldiğimiz noktada öyle büyük bir umutsuzluk içindeyiz ki, artık kendimize olan güvenimizi yitirmeye başladık. Hâlbuki en büyük tehlike ve çözülme de o ruh hali değil midir? Başı dik durmayan, kendine güvenmeyen insan ya da toplum olmak…

Peki, ama Kıbrıslıtürklerin layığı gerçekten bu muydu?

1940’larda fakirliğin ve terk edilmişliğin pençesindeki bir avuç Kıbrıslıtürk var oluş mücadelesini başlatmadı mı?

 Kıbrıs’ın değişik bölgelerine dağılmış birbirinden kopuk onca insan el ele verip umutsuzluğu umuda çevirmedi mi?

İnsanoğlunun yaşayabileceği en büyük acıları, savaşı ve göçü inandıkları özgürlük mücadelesi uğruna hiç tereddüt etmeden yaşamadı mı?

Çocuklarına en iyi eğitimi vermek için kendini parçalamadı mı?

Kendine “Kıbrıslıtürk” diyen bu toplumun layığı, asla gelinen bu nokta değildir. Çok değil daha 7 yıl önce bu toplum; adaya çözüm ve barış gelmesi için kadın, erkek, çocuk ve yaşlı demeden kendi iradesi ile meydanlara toplanmadı mı? Dünyalı olmak için statükonun zincirlerini kırmadı mı?

BU TOPLUMA İNANMALIYIZ…

Ben, bize ve “Kıbrıslıtürk” dediğimiz bu topluma inanıyorum. CTP-BG’nin yaptırdığı son anket sonuçları da bu anlamda bana çok ümit verdi. Evet, bu toplum bir önceki seçim döneminde büyük şans tanıdığı CTP-BG’yi cezalandırdı, çünkü toplumun ve sistemin çok büyük bir reforma ihtiyacı vardı. O günlerde CTP-BG her alanda köklü bir reform yapılabilseydi eğer, bugün gelinen toplumsal iflası yaşamayacaktık. Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Birleşik Güçlerin, eminim ki kendi içlerinde de nedenlerini çok tartıştıkları bu geniş kesimli reformu yapamaması, toplumun bu partiye olan güvenini sarstı. Belki de uzun yıllar iktidarda olan kadrolarına da güvenerek Ulusal Birlik Partisi’ni yeniden iktidara taşıdı. Toplumun, o günlerde unuttuğu ve yaşadığı büyük yanılgı Ulusal Birlik Partisi’nin popülizmden beslenen bir parti olduğuydu. UBP’nin ideolojisinde her zaman topluma hizmet değil, kişilere hizmet mantığı geçerli olmuştur. Ulusal Birlik Partisi 1974’den sonra üzerine konduğu büyük ganimeti ve Türkiye’den gelen yardımları tam bir peşkeş zihniyeti ile yıllar boyu yeniden seçim kazanmak için kullanmadı mı? Şimdi Ulusal Birlik Partisi, sadece koltukta kalmak için her türlü onursuzluğa razı olan, en kötüsü de halkının bu onursuzluk altında inlemesinden hiç etkilenmeyen bir yönetim sergilemekte. Elbette ki Ulusal Birlik Partisi’ne gönül vermiş onurlu insanların da bu durumdan çok rahatsız olduğunun herkes farkında. Ancak koltuk hırsı yöneticileri öylesine kör etmiş durumda ki… Örneğin; pislik içindeki başkent Lefkoşa bir de sel baskınının darbesini yiyip kan ağlarken, Sayın İrsen Küçük Güzelyurt’ta topu şutlamakta, ama aslında Kıbrıslıtürk halkının kalesine yıllardır gol attığının hiç farkına varamamaktadır.

ESENLİĞİMİZ İÇİN GÜÇ BİRLİĞİ…

Benim aslında bu yazıdan amacım, 1974’den sonra kurulan ve o günden beri hiç meyve vermeyen, şimdi de artık kurumaya başlayan bu ağacın politik analizini yapmak değildir. Ama dedim ya, anket sonuçları bana umut verdi. Hani umut da en son ölür ya; ben kendi adıma bu anket sonuçlarına baktığım zaman Kıbrıslıtürklerin tek kurtuluşunu sol partilerin el ele verip iktidara yürüyüş startını vermesinde görüyorum. Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Birleşik Güçler’in, Toplumcu Demokrasi Partisi ile birlikte oy oranı şimdi bile yüzde 46.3. Bu rakam seçim gününe dek çok artacaktır. Elbette ki “CTP-BG doludizgin iktidara koşarken bunu neden yapsın?” dediğinizi duyar gibiyim. Sevgili dostlar, biz Kıbrıslıtürklerin bu aşamada iktidar olabilmekten çok daha büyük kaygılarımız vardır. Kıbrıslıtürkler, işsizlik, taşıma bir ekonomi ile ve en önemlisi çok büyük taşıma bir nüfusun gölgesinde iplerin çok uzaklarda olduğu bir kaosun tam ortasındadır. Irkçılığın girdabında, kendi ülkemizde yalnızlığın ve ıssızlığın kucağındayız. İktidara gelecek partinin çok büyük bir halk desteğine ve eğitimli kadrolara ihtiyacı vardır. Özelleştirmelerin yine kapıda olacağı, tamtakır bir bütçe ile Türkiye ile ilişkilerde kimlikli bir duruş sergilemek gerekecek. Çözüme gönülden inanmış insanların, Kıbrıslıtürkler’in hakları ve dünyayla ilişkileri için seferber olması gerekecek. İşte böylesine geniş tabanlı bir ittifakla Kıbrıslıtürk halkı güçlü bir motivasyonla yeniden başını dikleştirebilir.

Kıbrıslıtürkleri içine düştüğü bu durumdan ancak sol partiler ve sol zihniyet kurtarabilir. Dürüst, hümanist, kimlikli, kendi kültürüne, coğrafyasına ve bu toprakları vatan bilmiş herkesi kucaklayabilen politikaları içine düştüğümüz ortamda ancak sosyalizmde arayabiliriz. Kuzey Kıbrıs’ta şu anda var olan iki sol parti birbirleri ile didişmek ve liderlik kavgası gibi çatışmalara hiç girmeden yok olmakta olan bir halkın ortak çıkarları uğruna el birliği yapmak durumundadır. Ne diyordu Atilla İlhan: “Sosyalizm iflas etmişmiş! Boş laf! ‘Kıro’ bir şoför kullandığı otobüsü şarampole devirdi diye artık otobüse binmekten vaz mı geçeceğiz? Vazgeçilecek olan o şoför ve onun otobüsü kullanma biçimi… Sosyalizm, asıl şimdi gündemdedir; testiyi dolduranla kıran, nihayet birbirinden ayrılabiliyor”.

CTP-BG ve TDP “farklılıklarını unutmadan, ama bu aşamada ortak paydaları daha fazla öne çıkararak”…

Doludizgin sağdan kaçan bir toplumda soldan yana ağırlık koymak için…”

Ve “ideolojiler öldü” sloganını kullanan ideolojilere meydan okumak için…

Ve öldü sanılan bir “özgürlük, var oluş ve eşitlik” kavgasını gömüldüğü toplu mezardan çıkarmak için…

Ama en önemlisi de bu topraklarda tarihe gömülmemek için kavga veren bir toplumun ‘UMUT MUMUNU’ yakmak için, CTP-BG ve TDP iş birliği yapmak zorundadır.

 


 

Şaka Gibi…

Yeşilırmak ya da Limnidi çocukluğumdan beri tutkun olduğum bir köy.  Geçen hafta Yeşilırmak’taydık. Çilek tarlalarından çilek yemek için. Yıllardır Yeşilırmak’a giderim de, bu mevsimde bu köyü ilk kez bu kadar kalabalık gördüm. Otobüs dolusu turistler Yeşilırmak’ta çilek tarlalarına dalmış çilek yiyor. Yemek parasız, götüreceklerinizi tarttırıp parasını veriyorsunuz. Tarla kenarlarında yenidünya, yeşil erik ve taze taze neler yok ki. Çok keyifli.

 E Yeşilırmak’a gelinir de o minicik otantik koyda balık yenmez mi? Biz de öyle yaptık. Bu mevsimde o koyda denizi koklamak bile mutluluk. Öylesine bir keyif içinde balığımızı yerken, birden yan restorandan sesi sonuna kadar açılmış Rum müzikleri çalmaya başladı. “Ne oluyoruz?” demeye kalmadan, diğer yandaki restorandan sesi daha da açılmış başka bir müzik geldi. İnanılır gibi değil, mehter marşı çalıyor. Allah Allah!  “Herhalde folklor ekibi prova yapıyor” diye düşündük. Biz kendi aramızda bu yorumu yaparken yanımıza restorantın sahibi geldi. “Kusura bakmayın” dedi kadın “Biz her Allahın günü böyle çekiyoruz. Bir yanda Rum müzikleri, diğer yanda mehter marşı, biraz sonra da Atatürk o meşhur konuşmasını yapacak:  “Türk Milleti asildir, Türk milleti soyludur…”

Gülsek mi ağlasak mı bilemedik. Yıllardır turizmin patlamasını bekleyen o şirin Yeşilırmak koyu şimdilerde misafirlerini böyle ağırlıyor.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1198 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler