1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. CTP BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ
CTP BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ

CTP BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ

CTP Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu, Annan Planı referandumunun, 8. Yıldönümü vesilesiyle basın toplantısı düzenledi. Yorgancıoğlu’nun basın toplantısının tam metni şöyle; Bugün 24 Nisan 2012 Kıbrıs Sorununu bitirerek adamızı iki bölgeli, iki topl

A+A-

 

 

 

CTP Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu, Annan Planı referandumunun, 8. Yıldönümü vesilesiyle basın toplantısı düzenledi.

Yorgancıoğlu’nun basın toplantısının tam metni şöyle;

 

Bugün 24 Nisan 2012 Kıbrıs Sorununu bitirerek adamızı iki bölgeli, iki toplumlu ve toplumların siyasi eşitliğine dayalı bir federal çözüme ulaştırmak amacıyla yapılan referandumun 8.  yıldönümü. Kıbrıs’ın geleceğe, iki kurucu devletin ortaklığında bir federasyonla yol almasının, ada üzerinde yaşayan halkların oyuna sunulduğu bu günde, Kıbrıs Türk Halkı çok net biçimde “evet” diyerek, çözüm arzusunu tüm dünyaya beyan etmiştir.  Kıbrıslı Türkler, 2004 referandumuyla adada halen devam eden durumu kabullenmediğini, çözüme ulaşabilmeyi hedeflediğini ve geleceğini de Birleşik Federal Kıbrıs’ta gördüğünü kanıtlamıştır.

Ne yazık ki, halkımızın bu kararlı çözüm arzusu karşılık bulmamış ve Kıbrıslı Rumların çözüm planını reddetmiş olmaları nedeniyle Kıbrıs Sorunu çözümsüz kalmaya devam etmiştir. Ancak tüm halkımız “çözümün olabilme olasılığının” dahi, hayatımızda ne kadar önemli ve olumlu etkiler yarattığına tanıklık etmiştir. Ekonomimizde baş döndürücü bir büyüme yaşanması, başta inşaat sektörü olmak üzere pek çok alanda adeta bir patlama yaşanması bir rastlantı değildir. Çözüm olasılığının gözle görülür ve hissedilir olması, Kıbrıs Türk Halkı’nın kalkınmasına çok büyük bir hız kazandırmıştır. Oysa referandum döneminin daha birkaç yıl öncesinde, Kıbrıslı Türkler o güne kadar yaşadığı en büyük ekonomik darboğazdan geçmekteydi. Ülke bir yangın yeri gibiydi. Bankalar birer birer batıyor, her gün onlarca iş yeri kapısına kilit vuruyor ve gençlerimiz doğup büyüdüğü topraklardan koparak geleceğini göç yollarında arıyordu.

 

 

GURUR VESİLESİ

24 Nisan’ın yıldönümünde öncelikle vurgulamak isterim ki, Kıbrıs Türk Halkı’nın referandumdaki net tutumu bir gurur vesilesidir. Halkımızın barış tutkusu, verdiği “evet” yanıtıyla adeta sembolleşerek, Kıbrıs Türk Halkı’nın dünyadaki prestijini hiç olmadığı kadar olumlu bir noktaya taşımıştır. Geçmişte “uzlaşmaz” veya “çözüm istemeyen taraf” olarak damgalanmamıza yol açan yığınla hatanın yarattığı enkazın altından, Kıbrıslı Türkler referandumda verdiği “evet” ile kalkarak hak ettiği olumlu algıyı yarattı. Bu hatalar öyle büyüktü ki, Kıbrıslı Rumları adanın tek başına tanınan ve yöneten tarafı haline getirmiştir. Eşit ve kurucu ortağı olduğumuz Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal tek temsilcisi olarak Kıbrıslı Rumları Avrupa Birliği’ne üye yapmıştır. Anayasasında Türkçe’nin resmi dil olarak belirtilmiş olmasına karşın, Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi olurken, bütün haklarımız gibi, ana dilimizi dahi gözetmemiştir.  Sonuç olarak, bizleri dünyadan koparan, ağır izolasyon altında çok zor zamanlar geçirmemize yol açan bu büyük hatalarla, Kıbrıslı Rumların bizleri yok sayan siyasi çizgisi birleşince, Kıbrıs Türk Halkı yurduna tutunabilmek için büyük bedeller ödemek zorunda kalmıştır. Kıbrıslı Rumların tek başlarına ve ada bölünmüş olduğu halde, bütününü temsilen AB üyesi olmalarını engelleme şansı Annan Planı ile mümkündü. Ancak bizlere bu şans da kullandırılmamış ve çözüm için en gerçekçi fırsat 2003 yılında heba edilmiştir. İşte 24 Nisan referandumu, bu kayıpların telafisi için bir şans olarak gündeme gelmiş olsa da, Kıbrıslı Rumlar artık hedeflerine ulaşmışlardı ve onlar için herhangi bir kayıp olasılığı yoktu. Kıbrıslı Rumları “evet” demeye zorlayacak bütün koşullar ortadan kalktıktan sonra gerçekleşen referandumda bizler çok güçlü bir “evet” çıkarırken, onlar da tam aksini yaparak buna “hayır” yanıtıyla karşılık verdiler.

Referandumun ardından Kıbrıs Rum Toplumu lideri Papadopulos’un görev süresi sona erip de yeniden seçilemeyinceye kadar, Kıbrıs Sorunu için tam bir kayıp dönem yaşanmıştır. Mehmet Ali Talat’ın liderliğinde Kıbrıslı Türklerin haklılığına ve barışa dair istekliliğine dünyanın sempatisi sürekli artıyor olsa da, bu pratik bir yarar sağlayamıyordu. Çünkü Rum Tarafı AB üyesi ve adanın yasal yönetimi muamelesi görmeye devam ediyordu.

2008 yılında Kıbrıs Rum Liderliğine Dimitris Hristofyas’ın seçilmesiyle müzakere süreci yeniden başladı. Mehmet Ali Talat ve müzakere heyetimizin yapıcı, yaratıcı ve kararlı tutumu nedeniyle, Kıbrıs Sorununun ana unsurlarında çok önemli ilerlemeler sağlanarak çözüme çok yaklaşılmıştı. Özellikle yönetim ve güç paylaşımı gibi Kıbrıs Sorununun en temel anlaşmazlık konusunda büyük ilerleme kat edilmiş ve Kıbrıs Türk Tarafının 4 Ocak 2010 paketi ile ciddi bir hamle yapılmıştır. Ekonomi, iç güvenlik ve Avrupa Birliği ile ilişkiler gibi çok önemli konularda büyük yakınlaşmalara varılmış, diğerlerinde de anlamlı ilerlemeler sağlanabilmiştir. Ancak Dimitris Hristofyas’ın cesaretsiz tavırları ve etkin liderlik gösterememesi nedeniyle sağlanan ilerlemeler kamuoyuna resmen ve karşılıklı olarak açıklanamamış ve bu iklimde 2010 cumhurbaşkanlığı seçim sürecine girilmiştir. Sağlanan ilerlemeleri açıklamaya ikna olmak bir yana, sürekli reddetmeyi tercih eden Hristofyas’ın, aslında bu tutumuyla sadece Kıbrıs Sorununun çözümünü değil, kendi siyasi geleceğini de kararttığı bugün açıklıkla belli olmuştur.

2010 cumhurbaşkanlığı seçimlerini Derviş Eroğlu kazanır kazanmaz, halkımızın ve uluslararası kamuoyunun kendisi hakkındaki güvensizliği dağıtmak amacıyla, ilk iş olarak Birleşmiş Milletlere bir mektup yazarak Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas’ın bıraktığı yerden ve ulaştıkları uzlaşıdan hareketle müzakerelere devam edeceğini ve önceki dönemin müzakere yapısını bozmayacağını ilan etti.

 

EROĞLU’NUN ÖZÜ AYRILIKÇI

Derviş Eroğlu, siyasi yaşamı boyunca Kıbrıs Sorununu hamasi biçimde ele almış ve Rum düşmanlığından siyasi fayda sağlamaya çalışmıştır. Müzakere masasında oturduğu son iki yıldır, herhangi bir konuda en küçük bir ilerleme dahi sağlayamamış olmasını müzakere masasındaki muhatabının tutumuna bağlamaya çalışmış olsa bile sorununun çözümsüzlüğünün esas nedeni kendi politik varlığının özündeki ayrılıkçı tutumdan kaynaklanmaktadır. Hem müzakerelerde sağlanan ilerlemeleri, hem de Kıbrıs Türk Halkı’nın saygınlığını yok etmeye çalışma yolunu seçmiştir. Nitekim geçtiğimiz hafta Limasol’da bir camide yangın çıkarılması olayını kendini bilmez kişilerin yaptığı ve siyasi içeriği olmadığı çok belli olduğu halde tüm Kıbrıs Rum Halkına mal eden yaklaşımı Eroğlu’nun bu konudaki gerçek yüzünü de bir kez daha açığa çıkarmaktadır.

Bugün Kıbrıs Türk Halkı hiç de hak etmediği koşulları bir kez daha yaşamaktadır. Az önce sözünü ettiğim referandum öncesindeki ekonomik zor koşullar ve gençlerimizin göçü ne yazık ki, bugün için de aynen ve yeniden geçerlidir. Bugün, Kıbrıs Sorununda müzakere süreci çökmüştür ve bundan henüz açıkça beyan edilmemiş olsa dahi, Kıbrıs Türk Tarafı ayrılıkçı ve uzlaşmaz tavrı nedeniyle sorumlu tutulmaktadır. Bugün ülkemizde en ağır ekonomik kriz yaşanmaktadır. İşyerleri birer birer kapanmakta, göç hızla devam etmekte, halkımız ağırlaşan yaşam koşullarıyla birlikte ödeyemediği borçları nedeniyle mahkemelerde sürünmekte ve hatta hapse girmektedir.

Bugün, Kıbrıs Sorununa çözüm diye, dünyanın kabul edebileceği yegane çözüm modeli olan federasyon dışında, yeni ama sonuçsuz kalacağı belli olan, yöntemlerden söz edilmektedir. Kıbrıs Türk Halkı bugün geleceğinden ve Kıbrıs’taki varlığından yeniden endişe duyar hale getirilmiştir. Çok yakın geçmişimizde yaşadığımız bu süreçle bugün arasındaki tek ortak unsur Derviş Eroğlu ve UBP hükümetinin görev başında oluşudur.

Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs’ın garantörü ve Kıbrıslı Türklerin en önemli destekçisidir. Türkiye, Kıbrıs Sorununa bulunacak çözümün diğer garantörlerle birlikte en önemli aktörüdür. Kıbrıs Sorununa bir çözüm bulunmasından, bizler gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin de çok büyük kazanımları olacaktır. Çözümsüzlüğün bizim için olduğu kadar ağır olmasa da Türkiye için de bir bedeli vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişte izlediği “bir adım önde olma” siyaseti, bugün müzakerelerde gelinen son durum göz önünde bulundurulduğunda, geçerliliğini yitirmiştir. Kıbrıs’ın kuzeyinde yönetim erkini elinde bulunduran Derviş Eroğlu ve UBP, kendilerini Türkiye’ye tabi hissedebilirler ve Kıbrıslı Türklerin kimliğini, kişiliğini, kültürünü ve yurdundaki geleceğine dair endişelerini önemsiz bulabilirler. Ancak Türkiye, sırf Kıbrıs’taki muhatapları duyarsızdır diye, Kıbrıslı Türklerin öz benliklerini yok sayma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne vilayet muamelesi yapma ve ülkemizdeki demokrasiyi zorlama hakkına sahip olamaz. Böylesi bir durum hem Türkiye’nin uluslararası ilişkilerine zarar vermekte, hem de Kıbrıs Türk Halkı ile Türkiye arasındaki saygıya ve karşılıklı yarara dayanması gereken ilişkilerde onarılmaz yaralar açmaktadır. Referanduma giden süreçte ve sonrasında, Kıbrıs Sorunundaki olumluluk nedeniyle Türkiye de pek çok avantaj elde etmiştir. Sırf bu dahi, çözümün Türkiye için yararının görülmesi bakımından çok önemlidir. Bu nedenle, Türkiye de, çılgın senaryolardan kendini sakınmalı ve federal çözüm konusundaki istekliliğini sürdürmelidir. Türkiye Cumhuriyetinin Kuzey Kıbrıs’a sağladığı katkının, halkımızın kalkınması ve kendi ayakları üzerinde durabilmesini hedeflemesi şarttır. Bu katkıların Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye dönüşmesi hedefine yönelik olarak kullanılmasının Türkiye’ye de, Kıbrıs Türk Halkına da bir yarar sağlaması mümkün değildir.  

 

ÇÖZÜM ANCAK MÜZAKERELERLE OLUR

Cumhuriyetçi Türk Partisi – Birleşik Güçler olarak, 24 Nisan Referandumunun yıldönümünde bir kez daha vurgulamak isteriz ki: Kıbrıs Sorununun kapsamlı çözümüne ancak ve ancak müzakerelerle ulaşılacaktır. Bu çözüm, iki bölgeli, iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı ve iki oluşturucu devletin ortaklığında kurulacak Birleşik Federal Kıbrıs’tır. Derviş Eroğlu’nun müzakereleri sona erdirmesinden sadece Kıbrıs Türk Halkı zarar görecektir. Belirsiz bir zamanda yeniden başlayacak bir müzakere süreci Kıbrıslı Türkler için daha zor koşullarda olacak ve sağlanacak kazanımlar bugünkülerle kıyaslanamayacak kadar az olacaktır. Çünkü zaman Kıbrıs Türk Halkının aleyhine geçmektedir.

Derviş Eroğlu, henüz her şey sona ermeden, geçmişte Talat ve Hristofyas arasında uzlaşılan şekliyle yürütmenin seçimi konusunu kabul ettiğini Birleşmiş Milletlere bildirerek uluslararası konferans çağrısını koşul saymaktan vaz geçmelidir. Unutmamalıdır ki, 1. Greentree Zirvesinde, tüm konularda uzlaşıya varılmadan uluslararası konferansın söz konusu olamayacağını kendisi, bizim bütün uyarılarımıza karşın kabul etmiştir. Daha fazla hata yapmadan bizlere kulak vermeli ve halkımızı yeniden içine sürüklediği çözümsüzlük çıkmazından bir an önce çekip çıkarmalıdır. Yaşamakta olduğumuz süreç felakete doğru hızla sürüklendiğimizi net olarak gösteriyor. Derviş Eroğlu Cumhuriyetçi Türk Partisi – Birleşik Güçler’in uyarılarını dikkate alarak ya bu doğrultuda hareket etmeli, ya da daha büyük kayıplara yol açmadan, bulunduğu makamı bir an önce halkına iade etmelidir.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 730 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler