1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. CTP-AKP İLİŞKİLERİNE TUZ BİBER!
CTP-AKP İLİŞKİLERİNE TUZ BİBER!

CTP-AKP İLİŞKİLERİNE TUZ BİBER!

CTP ile AKP arasındaki ilişki; ülkemiz siyasetinde, üzerinde en çok demagoji yapılan konulardan biridir. CTP içerisinde Ali ile Veli birbirlerini sevmiyorlarsa; Ali, Veli için “Sen zaten AKP’cisin, liboşsun!”, Veli ise Ali için, “S

A+A-

 

 

 

CTP ile AKP arasındaki ilişki; ülkemiz siyasetinde, üzerinde en çok demagoji yapılan konulardan biridir. CTP içerisinde Ali ile Veli birbirlerini sevmiyorlarsa; Ali, Veli için “Sen zaten AKP’cisin, liboşsun!”, Veli ise Ali için, “Sen geri kafalısın! Çağa ayak uyduramamışsın!” diyebilir. Ülkemizde siyasetin ham maddesi büyük oranda dedikodu olduğu için, bu kısır döngü bu şekilde devam ediyor. Genellikle tüm partilerde, şahıslar arası sürtüşmelere, sözde düşünsel kılıflar uydurularak kavgalar sürdürülüyor. Bu durumdan o kadar bıktık ki, iki kişi arasındaki tartışmanın gerçek anlamda ideolojik olduğunu görünce artık seviniyorum “Kavga edin de böyle edin” diye! Peki mesele demagojiye açık diye, CTP-AKP ilişkileri üzerine hiç mi kafa yormamak lazım? Aksine konuyu demagojilerden arındırıp, objektif olarak analiz etmekte fayda görüyorum. 

 

 

CTP’NİN İLKELERİ Mİ AKP’NİN GÜCÜ MÜ?

 

 

Görünen o ki, Türkiye Cumhuriyeti artık KKTC’ye olan ekonomik bakış açısında şöyle bir değişikliğe gitti: Türkiye’den gelen para artık hükümete, hükümet aracılığıyla da kamu çalışanlarına ve yeni istihdamlara aksın istenmiyor. Türkiye diyor ki: “Artık benim girişimci sermayem adaya yatırım yapacak, siz de bu yapılan yatırımlardan çıkacak olan vergilerle KKTC’yi idame ettireceksiniz”. Bu plana katılmak ya da karşı olmak tam da siyasetin başladığı yer olacak. Yapacağımız siyaset, yapacağımız analizlere paralel olacak. Burada analiz yaparken temel alınacak iki adet veri var. Bu verilerin birincisi, bulunduğunuz siyasi hareketin ilke ve prensipleri (CTP için sosyalizm, hümanizm, özgürlük, eşitlik ve emek), ikinci verisi ise; muhatabınız Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, mevcut durumda tüm Ortadoğu ve hatta dünya siyasetinde hak iddia eden ve hatırı sayılır derecede gücü olan AKP. Bu iki veriyi analiz ederken, hangisine öncelik verdiğiniz yaptığınız siyasetin teorisini de pratiğini de doğrudan etkiliyor. Meseleye “AKP bu denklemde çok büyük bir güç, ama biz de sosyalistiz, bir orta yol bulmak lazım” şeklinde yaklaşıldığı durumda:

 

 

1- Sosyalizm, hümanizm, özgürlük, eşitlik gibi ilkeler, AKP’nin gücü doğrultusunda eğilip bükülmeye çalışıldıklarında anlamlarını büyük oranda yitiriyorlar. Sulandırılmış ilkeler ise, hiç olmayan ilkelerden bile daha büyük sıkıntı yaratıyor.

 

 

2- AKP’nin gücü doğrultusunda talep ettikleri, mevcut ilkelerle harmanlanmaya çalışıldığı durumda, AKP’nin de tüm talepleri harfiyen karşılanamadığı için, AKP açısından da bir memnuniyetsizlik oluyor. Bu durumda AKP, söylediklerini harfiyen uygulamaya dünden razı olan UBP’yi daha cazip bir ortak olarak görüyor.

 

 

“CTP ne yapmalı?” sorusuna yanıt vermeden önce yapılması muhtemel demagojileri ayıklayalım. Birincisi, “CTP ilkelerine sahip çıkmalı!” demek; “CTP, AKP ile olan diyalogunu askıya almalı!” demek olarak anlaşılmamalı. Küresel bir aktör olan AKP ile tıpkı diğer küresel aktörlerle olduğu gibi diyalog içinde olmak son derece önemlidir. Mesele muhatabın büyüklüğüne aldırmaksızın, doğru olduğuna inandığınız düşünceyi savunabilme cesaretidir. Yıllarca “Kıbrıs NATO üssü olamaz!” diye slogan atan CTP kadroları, sadece AKP’yi değil, tüm NATO’yu bile karşılarına alma cesaretini gösteren yürekli insanlardır. Eğer birilerinin; “CTP kendi ilkelerine sahip çıktığı zaman AKP tarafından muhatap alınmayacak!” gibi bir endişesi varsa, buna da şu karşı-endişeyi yöneltmek isterim: “CTP kendi ilkelerine sahip çıkmazsa, kendi halkı tarafından muhatap alınmayacaktır!”

 

 

“ULUSAL SERMAYE”NİN AKLI!

 

 

CTP-AKP ilişkilerindeki en belirgin uyuşmazlıklardan bir tanesi özelleştirme konusunda yaşanıyor. AKP’nin Kıbrıs’a para gönderme yöntemi olarak belirlediği özel sektör yatırımları iki şekilde oluyor:

 

 

 1- KKTC’ye sıfırdan bir yatırım yapılıyor.

 2- KKTC’de mevcut olan bir kurum özelleştiriliyor.

 

 

Her iki durumda da çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Birinci durumda, sıfırdan yapılan yatırım adil koşullarda ve serbest piyasa ekonomisine tapınanların bile “Adil rekabet ortamı vardı” diyemeyeceği koşullarda yapılıyor.

 

Daha öz Türkçe ile ifade edecek olursak; “Peşkeş çekme” yaygın bir uygulama alanı buluyor. Birinci yatırım modelinin yarattığı en büyük sıkıntılardan bir tanesi de ilgili yatırımcıyı KKTC’ye yatırıma ikna etmek için çalışanların, yurttaşların ve devletin neredeyse tüm haklarından feragat ediliyor. Liberal terminoloji ile güzel bir “yatırım iklimi” yaratmak adına sosyal haklardan, hümanizmden ve insan onurundan verilen inanılmaz tavizler oluyor. Bazen liberal cenahın, PR konusundaki başarısını takdir ediyorum. “Sömürü şartları” demek yerine “Yatırım iklimi” ifadesini kullanmak takdire şayan bir durum. KKTC’de mevcut olan bir kurumun özelleştirilmesi ise en az birincisi kadar sorunlu bir vakıa. KTHY örneğinde olduğu gibi özelleştirilmek suretiyle yok edilen kurumlardan tutun da, KKTC’nin tüm kamu hizmetlerinin elden çıkarılmasına kadar bir sürü  müzakere edilmesi bile zor hedefler.

 

En çok merağıma dokunan ise bu yatırım ve özelleştirme furyasına bizim Kıbrıslı Türk sermaye kesimlerinin nasıl becerip de sempati duyduğu. “Ulusal Sermaye”miz, özelleştirmeler dolayısıyla sendikasızlaştırılan çalışanları zaten umursamıyor da, bu özelleştirmelerde yaratılan haksız rekabet koşullarında bizzat kendi menfaatlerini çiğnenmesini de mi önemsemiyor? Çok sevdiğim bir tanıdıkla sohbet ederken bu durumu ona da bahsedince veciz biçimde şöyle dedi: “ Bizdeki burjuvazi, komisyoncu burjuvazidir! Yabancı sermaye memleketi alsın, ‘Benim dükkandan da bir şeyler alırlar muhakkak!’ diye sevinir bu arkadaşlar...” demişti. Bu işin başka da bir açıklaması yok galiba.

 

 

CTP bu ülkede her kesimden insanın en çok yorum yaptığı partidir. Kimileri bunu art niyetli  şekilde yapar, kimileri iyi niyetli şekilde. CTP’nin, Kıbrıslı Türklerin kaderindeki rolü her zaman hayati olmuştur bundan sonra da olmaya devam edecektir. Herkes CTP ile ilgili yorum yapmaya meraklı olsa da, bence en güzelini CTP’nin efsane Genel Sekreteri Naci Talat söylemiştir: “CTP kedinin kuyruğunda maşrabba değildir!” ve olmayacaktır...

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2461 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler