1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÇÖZÜM SÜRECİ DONUYOR, ÇÖZÜM GÜÇLERİ HAREKETLENMELİ
ÇÖZÜM SÜRECİ DONUYOR, ÇÖZÜM GÜÇLERİ HAREKETLENMELİ

ÇÖZÜM SÜRECİ DONUYOR, ÇÖZÜM GÜÇLERİ HAREKETLENMELİ

Cumhurbaşkanı Eroğlu, politik yaşamında Kıbrıs sorununa çözüm olarak federasyonu hiç kabul etmedi. Hristofias ise federasyonu hep acı bir taviz olarak niteliyor. Federal çözümü benimsememiş bu iki liderin görüşme sürecinde vardıkları açmaz, gerek içerde,

A+A-

 

 

Cumhurbaşkanı Eroğlu, politik yaşamında Kıbrıs sorununa çözüm olarak federasyonu hiç kabul etmedi. Hristofias ise federasyonu hep acı bir taviz olarak niteliyor. Federal çözümü benimsememiş bu iki liderin görüşme sürecinde vardıkları açmaz, gerek içerde, gerekse dışarıda Kıbrıs sorununa çözüm modeli olarak federasyonu sorgulatıyor. Ancak kusur kendi vizyonları için görüşmeleri tıkayan liderlerdedir.

Artık, görüşme sürecinin 2015 yazına kadar donacağı belli oldu, statüko devam edecek. Şimdi, Kıbrıslı Türkleri ve adayı statükodan kurtarmak ve iç sorunları da çözmek için, barış güçlerinin eylem planı yapma, uygulama ve hareket içinde olma zamanıdır.

Önce, BM parametresi olan federasyona sahip çıkmak, BM’ye bu yönde destek vermek, federasyonun çözüm için ulaşılabilir ve yaşayabilir bir model olduğunu, çarelerin tükenmediğini, açmazın liderlerden kaynaklandığını içerde ve dışarıda, tüm muhataplara söylemek ve anlatmak gerek.

Bunun için barış güçlerinin dış temas kaynaklarını tam kapasite kullanması gerekiyor. Bu konuda en zengin olanağa sahip olan CTP, özellikle Avrupa Sosyalistleri Partisi (PES) ve Sosyalist Enternasyonal (SI) içinde lobi çalışmalarını yürütmelidir. CTP’nin girişimleri, BM parametrelerinin devamı yönünde olacağı için, Güney’den bu kuruluşlara üye olan Kıbrıslı Rum EDEK partisinin engelleme girişimleri başarılı olamayacaktır. Barış güçlerinin diğer unsurlarının da, kendi yurtdışı temsiliyet ve temasları ile benzeri lobi çalışmaları yapması, BM’nin federasyona ve çözüm sürecinin işletilmesine bağlı kalmasını sağlayacaktır.

Diğer önemli bir çalışma alanı da Türkiye ile ilişkilerin bu dönemde yeniden formatlanmasıdır. Deneyimlerden biliniyor ki, görüşme süreçleri tıkandığında ve Kıbrıs Türk tarafı da suçlandığında, Kıbrıs Türk liderini halk tepkisinden korumak için Türkiye hemen destek olacak, gündemi de saptıracak ve Kıbrıslı Türkleri daha kendine bağımlı yapacak girişimlerde bulunur. Bu defa ilk adımı barış güçleri atmalı ve Türkiye ile karşılıklı yarar, eşitlik ve saygı ilkesi temelinde ilişkilerin yeniden düzenlenmesi ihtiyacını anlatmalı ve bunun gerçekleşmesine yoğunlaşmalıdır.

Kıbrıs Türk siyasetinde yanlış bir algı var… Türkiye güçlü, ‘zavallı Kıbrıslı Türkler’ de ona muhtaç; Türkiye ile iyi geçinen siyasi parti de siyaseten nemalanıyor… Türkiye iktidar partilerinin UBP’ye sıcak, CTP’ye soğuk olduğu yorumu yapıldı yıllarca. Ancak, kendi halkının desteğini kazanan CTP ile Türkiye iktidar partisi özellikle Kıbrıs sorunu çözüm sürecinde sinerji yaratarak çalıştı; Annan Planı’na ve Taşınmaz Mal Komisyonu’na karşı çıkan UBP ve liderliği ile de çatıştı. 2009 seçimlerinde ise, UBP’nin başarılı çıkması, sonrasında da Cumhurbaşkanlığını Eroğlu’nun kazanması, Türkiye iktidarının reddettiği bir sonuç olmadı; kazananla da uyum içinde çalışıyorlar… Bu uyumun bir nedeni UBP’nin ve Eroğlu’nun Türkiye’den gelen talimatlara harfiyen uyması olabilir ama bu da Kıbrıs Türk siyasetinde görülen o ‘zavallı Kıbrıs Türk – güçlü Türkiye’ psikolojisinden kaynaklanıyor.

Artık bundan kurtulmak gerek. Kıbrıs sorunu sürecinde bağımlı tarafın Türkiye olduğu bilinmelidir. Kıbrıslı Türkler bu niteliği suistimal etmemeli. Türkiye de Kıbrıslı Türklerin küçük coğrafyası ve az nüfusunu zafiyet olarak görmemeli. Taraflar, ekonomik, siyasi ve sosyal ilişkilerini, ‘eşit güç, eşit taraf - karşılıklı yarar, karşılıklı saygı’ ilkelerine oturtmalıdır.

İç sorunlarının çözümü için projeler Kıbrıslı Türkler tarafından üretilmeli, bu projelerin eksildiği maddi kaynaklar için Türkiye’den ‘uygun koşullu ve geri ödemeli kredilendirme’ talep edilmedir. Türkiye’nin tüm kurumları, Kıbrıslı Türklerin iç işlerinden uzak tutulmalıdır.  

Kıbrıs sorunu bağlamında ise Türkiye, çözümü, kendi ile ilgili sorunların çözümüne odaklı görüyor; kendi açısından da haklı… Kıbrıslı Türkler de, pes etmeden ve boyun bükmeden, kendi koşullarını korumalıdır. Deneyimler göstermiştir ki, Türkiye’nin geliştirdiği politikalar her zaman doğru değildir. KKTC’nin ilanının öncesi ve sonrası süreçlerde yapılan dramatik hataların bedeli ödene ödene bitmiyor… Türkiye’nin bir başka somut hata örneği de, garantör ülke olmaktan vazgeçemeyeceğini en açık şekilde söyleyerek, Rumların eline pazarlık güçlerini artırıcı ve karşılığında büyük ödün koparacakları güçlü bir kart vermesidir. Hele ki bunu, “1920’de imzalanan Lozan Anlaşması ile Akdeniz’de Türkiye – Yunanistan arasında kurulan güç dengesinin korunması” tezine dayandırması, bu çağda artık alıcı bulmuyor. Ama garantörlük talebini sürdürdükçe de ödeyeceği ve Kıbrıslı Türklere ödettireceği bedel artıyor. Halbuki, Türkiye güven duysa ve garantörlüğünün devam etmesi talebini Kıbrıslı Türklere bıraksaydı, Kıbrıslı Türkler de son elli yıl içinde yaşadıkları olaylar nedeniyle can ve mal güvenliği için Türkiye’nin garantörlüğünü talep etseydi, bu iddia rağbet görür, Rumların da pazarlık gücü olmazdı. Dolayısıyla, Kıbrıs sorunu çözüm sürecinin Kıbrıslı Türklerin federasyonu benimsemiş siyasi unsur ve liderlerinin önderliğinde olacağı Türkiye’ye kabul ettirilmelidir.  

Kıbrıs sorununda yaşanacak durgunluk sürecinde, Eroğlu ve UBP statükonun keyfini yaşarken, barış güçleri, geleceği kurmak sorumluluğu ile gelecek günleri değerlendirmeli, ‘ana’ sorunlarına çözüm üretmelidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 955 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler