1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Çözüm değişim
Çözüm değişim

Çözüm değişim

Ekonomist Doç. Dr. Mustafa Besim ve Yrd. Doç. Dr. Kamil Sertoğlu, Kıbrıslı Türkler’in Kuzey Kıbrıs ekonomisini düzeltecek insan kaynağı ve kapasiteye sahip olduğunu söyledi Çözüm değişim · Doç. Dr. Mustafa Besim: “Biz Kıbrıslı

A+A-

 

 

Ekonomist Doç. Dr. Mustafa Besim ve Yrd. Doç. Dr. Kamil Sertoğlu, Kıbrıslı Türkler’in Kuzey Kıbrıs ekonomisini düzeltecek insan kaynağı ve kapasiteye sahip olduğunu söyledi

 

Çözüm değişim

 

·        Doç. Dr. Mustafa Besim: “Biz Kıbrıslı Türkler değişim istiyorsak artık oturup ne istediğimize karar vermeli, siyaset ve sivil toplum örgütleri planını, vizyonunu, stratejilerini kendi belirlemelidir. Biz ne istediğimize karar vermeli ona göre Türkiye’den teknik veya mali destek istemeliyiz”

 

·        Yrd. Doç. Dr. Kamil Sertoğlu: “Politika ve ona uygun önceliklendirme, planlama ve bütçenin politikalara göre şekillendirilmesi şart. Hedef turizm ise dolum tesisini tartışmak bile komik,  aynı şekilde eğitim adası olacaksak kumar turizminin nereden çıktığını sorgulamak gerekir”

 

   DAÜ Bankacılık ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Besim ve DAÜ Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kamil Sertoğlu, Kıbrıslı Türkler’in geleceklerini kendilerinin şekillendirmesi gerektiğini söyledi.

   DAÜ Bankacılık ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Besim, DAÜ Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kamil Sertoğlu ve Ekonomist Dr. Vargın Varer Kıbrıs Türk Ticaret Odası için “Kuzey Kıbrıs Ekonomisi ve Rekabet Edebilirlik Raporu” hazırladı. Doç. Dr. Mustafa Besim ve Yrd. Doç. Dr. Kamil Sertoğlu Face to Face’e ekonomiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

   Doç. Dr. Mustafa Besim, değişimin gerekliliğinin altını çizerek, “Biz Kıbrıslı Türkler değişim istiyorsak artık oturup ne istediğimize karar vermeli, siyaset ve sivil toplum örgütleri planını, vizyonunu, stratejilerini kendi belirlemelidir. Biz ne istediğimize karar vermeli ona göre Türkiye’den teknik veya mali destek istemeliyiz” diye konuştu.

   Yrd. Doç. Dr. Kamil Sertoğlu da çalışmadaki iş dünyası anketinde politikaların istikrarsızlığının birinci sırada çıktığına dikkat çekerek, “Özet olarak söylemek gerekirse politika ve ona uygun önceliklendirme, planlama ve bütçenin politikalara göre şekillendirilmesi şart” dedi.

 

·        Soru: Rekabet Edebilirlik Raporu’nda Kuzey Kıbrıs Pakistan, Uganda gibi ülkelerle yarışıyor. Ancak bireysel zenginlik veya yaşam standardımıza bakıldığından onlardan daha iyi durumdayız. Sorun nedir veya rekabet edebilirlik ne demektir?

·        Doç. Dr. Besim: Rekabet edebilirlik çalışması bir ülke ekonomisinin gerek kamu kurumlarının gerekse özel sektörün kaynakları ne derece verimli ve etkili kullandığını çok kapsamlı, çok detaylı bir yöntemle ölçer. Rekabet edebilirlik aslında bir ekonominin toplumuna mal ve hizmet sunabilme kapasitesini gösterir.

Niçin Kuzey Kıbrıs gibi geliri 10 bin doları aşmış bir ülke milli geliri çok düşük ülkelerin yanında yer buluyor? Gelir yaratma kaynaklarımıza baktığımız zaman 10 bin doları aşkın gelirimizin tamamen bizim sektörlerimizden yaratılmadığını görüyoruz. Eğer bir ülkenin bütçesinin %30’u, milli gelirin de %15’i dışarıdan kredi veya yardım olarak gelirse, bu orada yaratılan gelirin tümü o ekonomide yaratılmadığını, dışarıdan sağlanan mali destekle yaratılıyor demektir. Bu da Kuzey Kıbrıs’ın gerçek anlamda gelir ve istihdam yaratıcı kaynaklarının sürdürülebilir olmadığı, güvenilir olmadığı anlamına gelir. Bu büyük bir sorundur ve rapor da buna işaret ediyor. Bunun yanında Kuzey Kıbrıs’ın çalışmada bu kadar kötü çıkmasının diğer sebebi ise iş insanlarımızın son zamanlarda hükümetin uyguladığı politikalardan pek memnun olmaması, hükümetin uyguladığı politikaların istikrarsız oluşu, belirgin olmayışıdır. İşletmelerin gelecekle ilgili beklentilerinin olumsuz olması kendilerini olduklarından daha kötü gösterme psikolojisine sokmuştur. Oysa toplumun tükettiği  dayanıklı dayanıksız mallara, eğitim kalitesine, sağlık hizmetlerine, hayat standardımıza baktığımız zaman bahsettiğiniz ülkelerden çok daha iyi durumdayız.

 

“YATIRIM YAPMAZSAK NASIL GELİŞECEĞİZ?”

 

·        Soru: Sayın Besim, 2009-2010 raporuyla ilgili yaptığımız röportajda yardıma dayalı büyümenin sürdürülebilir olmadığını söylemiştiniz ki az önce de buna vurgu yaptınız. Türkiye’nin katkılarıyla nereye kadar gidilecek? Çözüm nedir?

·        Doç. Dr. Besim: Çözüm değişimdir. Zaten bu yılki raporumuzun tema çalışması da “değişimlere ayak uydurabilen esnek bir ekonomi” dir. Eğer biz bunu anlatamazsak ve tipik “varolanı koruma” anlayışıyla devam edersek, belki 5 yıl sonra yine aynı tespit yapılacaktır. Dünyadaki ekonomiler de dışarıdan kaynak alırlar, borç alırlar ama önemli olan aldıkları mali kaynakları doğru yerlere yönlendirip yatırım yaparak ekonomilerinin kapasitelerini geliştirmeleri ve rekabet edebilirliklerini artırmalarıdır.

Kamuda bütçede hem gelir hem de giderlerde büyük sorunlar vardır. Özellikle cari harcamalar çok yüksektir. Bunu keselim anlamında söylemiyorum. Bütçede %40 maaşlara, %45 transferlere, %7 savunmaya ve %5 de yatırımlara ayrılmıştır ki yatırımlar milli gelir açısından %2.5-3’e gelmektedir ve bu çok düşüktür. Bizim bütçemizin özellikle cari kalemler altında görev zararına neden olan kurum kuruluşların bir şekilde görev zararlarını minimize etmeye yönelik çalışma yapmamız lazımdır. İkincisi sosyal güvenlik sistemimizin yeniden düzenlenmesi lazımdır. Kayıtdışı çalışan kayıt altına alınmalıdır. Ayrıca daha önceleri çok cömertçe uygulanan erken emeklilikten dolayı bugün bir ekmekliye 2,8 çalışan karşılık geliyor ki bunun 4’e çıkması lazımdır. Sosyal güvenlik sistemiyle ilgili son bir düzenleme yapıldı. Emeklilik yaşının artırılmasını ben olumlu karşılıyorum, bunun benzerinin kamuda da yapılması lazımdır. Değişim olmazsa biz yardıma dayalı olmaya devam edeceğiz.

Diğer önemli bir sorun Türkiye’den alınan kaynakların, ki almaya devam etmemiz lazımdır, yatırımlara gitmemesidir. Ne yazık ki yatırımlar kalemi giderek düşüyor. Yatırım yapmazsak nasıl gelişeceğiz?

Bütçenin gelirler tarafında da kayıtdışı ekonomi yani beyan edilmeyen gelirler çok yüksektir. Dolayısıyla bir taraftan beyan edilmeyen gelirleri kayıt altına almak, diğer taraftan da bu kayıt dışı ekonomiyi milli gelir hesaplamalarına dahil edecek şekilde halletmemiz lazımdır ki ülkenin vergi gelirleri artsın. Vergi politikamızda revizyona gitmemiz lazımdır, vergiyi devletin yalnızca gelir elde etme aracı olarak görmekten çıkarıp ülkedeki kaynakların rasyonel kulanılmasını da sağlayacak şekilde düzenlemeliyiz.

 

“LÜKSÜN VERİLENDİRİLMESİNE DAHA ÇOK ÖNEM VERİLMESİ”

 

·        Soru: Oysa Maliye Bakanı Tatar, “Vergileri şu anda düşüremiyoruz. Çünkü gelire ihtiyacımız var” diyor...

·        Doç. Dr. Besim: Biz ekip olarak buna karşıyız. Bu yaklaşımın yanlış olduğunu düşünüyoruz. Devletin öncelikle vergiyi tabana yayacak bir yaklaşım içinde olması lazım. Bugün 25 bin işletme var ve sadece 6 bini beyanda bulunmuş. Bunların da sadece 3 bini kar ettiğini beyan etmiş. Yarısına yakınının zarar beyan etmesi olabilir ama Vergi Dairesi hiç beyanda bulunmayan 20 bine yakın işletmeyle ilgili neden birşey yapmıyor. Öncelikle vergi politikasının düzeltilmesi lazım, oranların kabul edilebilir seviyelere çekilmesi, sistemin basitleştirilmesi lazımdır. Önce oranları kabul edilebilir oranlara çekeceksiniz sonra cezai müeyyideleri uygulayacaksınız. Bunu hallederek Türkiye’ye bağımlılığımızı bütçenin %30’larından %10’lara hatta onun da altına çekebilir ve Türkiye’den aldığımız kaynakları da cari bütçeye değil yatırıma kullanabiliriz. Kendi gelirlerimizle cari bütçeyi karşılayacak bir yapıyı oluşturmamız lazım.

·        Yrd. Doç. Dr. Sertoğlu: Lüksün vergilendirilmesine daha çok önem verilmesi gerekir. Asgari ücretlinin aldığı ürünlerden yüksek vergi almanın yerine bunları düşürüp lüks tüketimden alınan vergilerin artırılması gerekir.

·        Doç. Dr. Besim: Bu işi sadece maliye politikalarıyla halledemeyiz. Ekonomiyi büyütücü, genişletici ve gelir yaratıcı tedbirler de almamız lazım. Dış ticaret rejimimizde değişikliğe gitmemiz, ülkeye mal girişini ve çıkışın kolaylaştırıp burayı ucuzlatmamız lazımdır. Bugün güneye her ay %20’ye yakın para kaçıyor. Bunu yasaklarla, polisle, gümrük memuruyla, kamerayla engelleyemezsiniz. Hükümet burayı ucuzlatabiliyor mu? Ucuzlatsın ki insanlar Güney’e gitmesin Rum da gelip bizden alsın. Bir yandan ticaret rejimimizi gevşetmemiz ve buraya mal akışını kolaylaştırmak, diğer yandan sanayicilere girdi desteği verip onların da rekabet edebilirliği sağlanmak lazım.

·        Yrd. Doç. Dr. Sertoğlu: Tarım sektörünün de yeniden yapılanması gerekir. Neden tarım sektörü? Çünkü insanların gelir gücü düştüğü zaman, herşeyden kısabilir ama mutfağından kısamaz. Pahalılık yaratmayan, tüccarı değil üreticiyi destekleyen, böylece tarımsal ürünlerin fiyatlarını aşağıya çekip tüm halkın hissetmesini sağlayacak yeni bir destek sistemi gelmesi şarttır. Yoksa bu ülkede ucuzluktan bahsedemeyiz.

 


“Bütçede verilen açıklar yatırıma gitmiyor”

 

·        Soru: Hükümetin açıklamaları denk bütçe üzerinde yoğunlaşıyor ve denk bütçe hedeflendiği söyleniyor. Denk bütçe aynı zamanda iyi bir ekonomi demek midir?

·        Yrd. Doç. Dr. Sertoğlu: Denk bütçe iyi bir hedeftir ama bizim gibi küçük ekonomilerin, ada ekonomilerinin, kaynakları sınırlı ekonomilerin, denk bütçe tutturmaları pek kolay değildir. Ben açıktan daha çok verilen açığın nereye gittiğiyle ilgilenirim. Bütçede yatırım payı %3’lere düştü, yani KKTC bütçesinde verilen açıklar yatırıma gitmiyor. Maliye Bakanı gelirlerin 1.6 milyar TL’den 2 milyar TL’ye çıktığından bahsediyor. Geçen sene enflasyon %14 oldu, bunun anlamı gelirlerdeki artışın önemli bir kısmını enflasyonun erittiğidir.

·        Doç. Dr. Besim: Denk bütçeyi hedeflemek her zaman iyidir. Çünkü mali sistemin disiplinize olmasını, kıt olan kaynaklarını en doğru yerlere kullanılmasını sağlar. Son zamanlarda makam arabaları gündemde. 570 bin Euro ile araba almak yerine her küçük işletmeye 5000 Euro versek ve  kullandığı bilgisayarı, aracı, teşikilatı yenilese düşünün kaç işletme bundan yararlanırdı ve bu ülke için ne kadar iyi olurdu. Varsın bakanımız da gümrükte kalan arabayı kullansın, ne olur? Düşünce tarzı kaynakları doğru yönlendirmek olmalı. Bütçesi güçlü olan ekonomiler özellikle kriz dönemlerini çok daha rahat atlatma kapasitesine sahip olurlar. Bütçe açıklarımız çok olduğu için krizler bizi çok etkiliyor. Hükümet denk bütçe diyor ama ben cari bütçede harcamalar kalemine bakınca kısıtlama görmüyorum. Çalışanlara hayat pahalılığı artık kaldırılmıştır ama bütçede personele giden kalemde yine artış var. “Terfi alanlar var” denecek tamam ama emekli olanlar da var. Yani personel alımı devam ediyor ve gereksiz yerlere personel alınıyor.

 

“ACI REÇETELER KAMU MALİYESİNİ DÜZELTECEK AMA...”

 

·        Soru: Sayın Sertoğlu, siz zorlu bir sürece girildiğini söylediniz, oysa Maliye Bakanı Tatar “uçacağız” diyor. Bakan Tatar, 4,2 büyümeden bahsediyor, vatandaş bunu hissetmiyor...

·        Yrd. Doç. Dr. Sertoğlu: Ekonomide inişler çıkışlar vardır. bizim 2010-2011’deki büyümeleri vatandaşın tam olarak algılayamamasındaki esas neden bir önceki yıl ekonominin yaşadığı %10’luk küçülmedir. Vatandaş “ekonomi düzeliyor” cümlesini duyduğu zaman aklına en iyi zamanlar, 2006’lar geliyor. Benim söylemek istediğim kısa sürede o günlere dönmek zor. Ben Sayın Bakan kadar iyimser gözle bakamıyorum, o siyasetçidir halka moral vermek durumundadır, olaylara benden daha iyimser bakmak zaten konumu gereğidir. Ancak, ben dünya ekonomilerine baktığım zaman kısa dönemde bir atılım beklemiyorum. Demek ki dıştan gelecek bir tazzik yok. İçeriye baktığımız zaman Maliye Bakanlığı’nın uyguladığı politikalar kendi bakış açısıyla doğru olan, bütçeyi dsipline edecek, açığı azaltacak politikalar ama bunların insanlarımız açısından anlamı reçetenin acı olmasıdır. Bu acı reçeteler kamu maliyesi anlamında birşeyleri düzeltecek ama halkın tüketim gücünü artıracak gelişmeler değil. Dıştan tazzik yok, içeride ekonomiyi uçuracak politikalar yok, o zaman bu ekonominin uçuşunun kaynağı nereden gelecek ben onu net göremiyorum…

·        Doç. Dr. Besim: Küresel düzlemde fazla olumlu gelişmeler olmadığı doğrudur ama kendi büyüme kaynaklarımız turizm ve yüksek öğrenim konusuna biraz daha fazla konsantre olursak bu yıl %3-4 büyümeyi başarabiliriz. Bunun için turizmde geçen sene uygulanan teşvik sistemini daha da yaygınlaştırmak, küçük otellere yönelik destek sistemi geliştirmek, alım gücü yüksek turistler getirmek ve küçük tesislerdeki doluluğu yüksek tutmak gerekiyor. Yüksek öğrenim konusunda da devletin ulaşım ve tanıtım faaliyetlerinde üniversiteleri destekleyip öğrenci akışını artıracak politikalar geliştirmesi lazımdır. Bunları başarırsak uçamayız ama en azından %3-4 oranında büyümeyi yakalarız. İnşaat sektöründe de atıl durumdaki konutların bir şekilde ekonomiye kazandırılması da ekonomimizin büyümesine yardımcı olabilecektir.

·        Yrd. Doç. Dr. Sertoğlu: Küçük bir ekleme yapmak istiyorum. Kumar turizmi bir modadır, sonra geçer. Bugün Türk firmaların Bulgaristan- Türkiye sınırına yakın 5 yıldızlı devasa oteller inşa etmeleri ve kumar oteli olarak açmaları buradaki sektörü olumsuz etkileyecektir. Bu işin geleceği yoktur. Kum, güneş turizmini de Türkiye, Mısır, İspanya, Yunanis’tan bizden çok daha ucuza ve kaliteli yapıyor. Bize alternatif olarak agro turizm kalıyor. Ancak aniden agro turizmin tam ortasına bir petrol dolum tesisi projesi ortaya çıkıyor. Avrupa’dan ve Türkiye’den gelen uzmanlarla turizm politikaları geliştiriyorsun ve Karpaz için ortak akıl gereği kırsal turizmin geliştirilmesi hedefini koyuyorsun. Ancak nedendir bilinmez ortaya dolum tesisi diye fantezi projeler de ayni bölge için düşünülüyor. Bunun nedeni politikasızlıktır. Zaten çalışmamızdaki iş dünyası anketinde de politikaların istikrarsızlığı birinci sırada çıkmıştır. Özet olarak söylemek gerekirse politika ve ona uygun önceliklendirme, planlama ve bütçenin politikalara göre şekillendirilmesi şart. Hedef turizm ise dolum tesisini tartışmak bile komiktir, aynı şekilde eğitim adası olacaksak kumar turizminin nereden çıktığını sorgulamak gerekir”

 

“EKONOMİNİN DARALDIĞI BİR DÖNEMDE ÇOK SIKI MALİYE POLİTİKALARINA GİDİLMESİ YANLIŞ”

 

·        Soru: Hükümetin son iki senedir uyguladığı ekonomik programı başarılı buluyor musunuz? Ülkenin gerçeklerine ne kadar uyuyor?

·        Doç. Dr. Besim: Protokolde bize göre doğru şeyler vardır ama bu protokol Kuzey Kıbrıs ekonomisinin ihtiyaçlarına göre hazırlanmadığı için bence büyük eksiklikler de vardır. Özellikle ekonominin daraldığı bir dönemde çok sıkı maliye politikalarına gidilmesi bence yanlış olmuştur. Özel sektörün desteklenmesi, teşviklerle ekonomik aktivitelerini artırıcı, ayakta durabilmelerini sağlayıcı politakaların güdülmesi lazımdı ki bu kriz daha az zararla atlatılsın. Biz Kıbrıslı Türkler değişim istiyorsak artık oturup ne istediğimize karar vermeli, siyaset ve sivil toplum örgütleri planını, vizyonunu, stratejilerini kendi belirlemelidir. Biz ne istediğimize karar vermeli ona göre Türkiye’den teknik veya mali destek istemeliyiz. Bana göre son zamanlarda en olumlu olan Ekonomi Bakanı Sunat Atun’un protokol hazırlığını ilgili kesimlerle hazırlayacağını söylemesidir. Bunu takip edeceğiz, bakalım Kıbrıslı Türkler kendi gelecekleri için ne istiyorlar ve bunun mücadelesini yapıp Türkiye’den gerekli desteği alabilirler mi? Bence bunu başarırsak değişimi de başarabileceğiz. Kıbrıslı Türlerin bunu yapacak insan kaynağı ve kapasitesi vardır. Yalnızca gerekli siyasi ve toplumsal iradeyi göstermemiz ve kısa vadeli çıkar ve menfaatler yerine daha fazla orta ve uzun vadede düşünmemiz gerekmektedir.  

·        Yrd. Doç. Dr. Sertoğlu: Birileri istedi diye bazı kamu reformu yasalarının göstermelik olarak geçmesi değil kamu reformunun gerçek anlamda kamunun her kademesinde sindirilmesi lazımdır. Kamuda odacısından müdürüne herkes terfi alabilmek ve bir yerlere gelebilmek için işini iyi öğrenmesi ve vatandaşlara-iş adamına kamu yararını gözeterek iyi ve hızlı hizmet vermesi gerektiğini hem teorik hem de pratik anlamda hissetmelidir.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1078 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler