1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Çok erken gittin dedeciğim…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Çok erken gittin dedeciğim…”

A+A-

1964 yılında Mora-Kurumanastır yöresinden “kayıp” edilen  ve kalıntıları Kömürcü’de bir okurumuzun gösterdiği alanda bulunan Theodosis Vurkas’ın Kalohoryo’daki cenaze töreninde onu hiç tanımamış olan torunu Paraskevi Konstantinu Hristodulu konuştu: “Çok erken gittin dedeciğim…”

 

sevg-006.jpg

Bir okurumuzun 2010'da bize ve Kayıplar Komitesi'ne gösterdiği yerde, Kömürcü'de kalıntıları bulunan 1964 kaybı Theodosis Vurkas'ın Kalohoryo Leymosun'daki cenaze töreni 12 Şubat 2017 Pazar günü yapılıyor. Bu törene katılmak üzere canyoldaşımla birlikte Leymosun’a gidiyoruz… “Birlikte Başarabiliriz” iki toplumlu kayıp yakınları ve katliam kurbanları örgütünde birlikte gönüllü olarak çalıştığımız, çok değerli arkadaşım, “kayıp” yakını Hristina Pavlu Solomi Patça ve eşi Vassos bizi bekliyor. Hep birlikte Kalohoryo köyüne gidiyoruz…

Nisan 1964’te Mora-Kurumanastır yöresinden bazı Kıbrıslıtürkler tarafından “kayıp” edilen Theodosis Vurkas henüz 37 yaşındaydı…

Eleni Hanım’la Theodosis Vurkas’ın beş çocuğu vardı, dört oğlan ve bir kız çocuğu… Çocuklarından Savvas dokuz, Mihalis yedi, Maria dört, Stelyos bir yaşındaydı… En küçük çocukları Andreas ise henüz bir aylıktı…

Theodosis Vurkas, aslen Ayios Yuannis Ağru köyündendi ve ticaretle uğraşmaktaydı… Eleni hanımla evlendikten sonra Kalohoryo köyüne yerleşmişti. Köyünden ve o yöreden sebze toplayarak bunları başka yerlerde satan Vurkas, köyünde satmak üzere başka yerlerden ticari mallar alıp köye getiriyordu… Theodosis Vurkas, köyünde gazlı içecekler de üretmekteydi.

Mora yöresinde “kayıp” edildiği zaman, Mağusa’ya yakın Prastyo (şimdiki Dörtyol) köyüne satmak üzere tavuk almaya gitmekte olduğu tahmin ediliyor. Bir Kıbrıslırum okurumuzun verdiği bilgiye göre, Vurkas “kayıp” edildiğinde Morris Minor Van arabasıylaydı… Bir okurumuza göre Vurkas, Kurumanastır civarında “kayıp” edilmişti… 10 Nisan 1964 günü saat sabah sekizde köyünden Lefkoşa’ya gelen Vurkas, tavuk satın alacağı için Morris Minor Van arabasına kafesler yüklemişti… Köyden Lefkoşa’ya, bir köylüsüyle birlikte gelmişti…

Kalohoryo, Leymosun’dan yarım saat uzaklıkta bir dağ köyü… Kalohoryo’ya gitmek için Ayios Filoksi çıkışını kullanıyoruz ve buradan tırmanıyoruz Trodoslar’a… Palodya’yı geride bırakıyoruz, Yerasa’yı geride bırakıyoruz ve en sonunda Kalohoryo’yu buluyoruz…

Kilise kalabalık, herkes toplanmış, tüm aile, tüm evlatlar, torunlar, tüm tanıdıkları Vurkas’ın, tüm sevdikleri, tüm köylüleri…

Evlatları hep ona benziyor…

Küçük tabutun yanında duruyor ailesi… Torunu Paraskevi’yle tanışıyorum, evlatlarıyla… Hristina, Theodosis Vurkas’ın en büyük oğlu Savvas’ı tanıyor… Theodosis Vurkas’ın küçük tabutuna bir çelenk de ben koyacağım, onunla veda edeceğim, ailesinin acısını paylaşacağım… Suçsuz-günahsız, yoldan alınarak “kayıp” edilen bu Kıbrıslı’nın öldürülmesinden duyduğum acıyı onlarla paylaşacağım… Kendi toplumumdan bazı insanlar bunu yapmış olsa dahi, benim bunu asla onaylamadığımı görmelerini umacağım… Bütün bu acıların ortasında Vurkas’ın ailesinin yarasına azıcık merhem olan okurumu saygıyla anacağım…

Küçük kilisede duracak yer yok, üst kata çıkıyoruz Hristina’yla…

Theodosis Vurkas’ın eşi Eleni Hanım, 2013 yılında yaşama veda etmiş… Bir okurumuz bize ve Kayıplar Komitesi yetkililerine Vurkas ve onunla birlikte başka 63-64 “kaybı” Kıbrıslırumlar’ın gömü yerini gösterdiği zaman 2010’du… Yani süreç daha hızlı işleyebiliyor olsaydı, belki de Eleni Hanım kocasından geride kalanların bulunup defnedilmek üzere kendisine iade edildiğini görebilecekti… Ancak bu olmadı… Ancak şimdi, 2017’de Theodosis Vurkas’tan geride kalanlar defnedilmek üzere kilisedeki küçük tabutta ailesine geri veriliyor…

Cenaze töreninde, dedesini hiç tanımamış olan Paraskevi Konstantinu Hristodulu konuşmaya başladığında herkes ağlamaya başlıyor… Paraskevi o kadar dokunaklı bir konuşma yapıyor ki…

Theodosis Vurkas’ın torunu Paraskevi Konstantinu Hristodulu, şöyle diyor:

“Çok sevgili dedeciğim,

Sana hayranlık beslemeyi, sevgili nineciğimden, senin Eleni’nden, üzüntüsüyle boğuşan o çok değerli nineciğimden öğrendim! Çok erken gittin dedeciğim…  Ve nineciğim Eleni kendisini evlatlarınız Savvas, Mihalis, Stelios, Maria ve Andreas’ı tek başına büyütmek durumunda kaldı… Kaç kere dinledim bunu, hatırlıyorum hep: “Çocuklarım bir şey yiyebilsin diye ben aç yatardım kaç defa…” diyordu… Şunu söylediğini de hatırlıyorum: “Gidip ziyaret edebileceğim bir mezarı bile yok, bir yağ kandili yakabileceğim…”

Dedeciğim, bu onun en büyük şikayetiydi, ta ki 14 Ocak 2013’ü şafağına kadar, işte o zaman ruhu göklere yükseldi…

Ona veda ettiğimiz gün o kadar güzel ve o kadar sakindi ki… Çok güzeldi… Sanki de bize gülümsüyordu! Nedenini ancak şimdi anlıyorum… Çünkü sen oradaydın dedeciğim, Cennet’in bahçelerinde onu bekliyordun! Bugün de bedenleriniz bir araya gelecek… Bugünden sonra bizim ruhlarımız da dinlenecek…

Bana senin bir kahraman olduğunu, bu nedenle gurur duymam gerektiğini söylediler… Ancak kimse bana sordu mu ki??? Ben kahraman bir dede istemiyorum ki… Ben, seninle hatıralarım olsun istiyordum dedeciğim… Senin kollarında geçirdiğim dakikaları hatırlamak istiyorum… Her gün okuldan dönüşümü beklemeni istiyorum, tıpkı sevgili karıcığın, nineciğimin beklediği gibi! Ancak beni tüm bunlardan yoksun bıraktılar dedeciğim…

Büyürken insanların senin “kayıp” olduğunu söylediklerini duyuyordum. Anlayamıyordum… Ne zaman ki anladım, o zaman öğrenmek istedim. Nasıl, nerede, ne zaman, neden? Neden??? Neden ninem eşini kaybedip beş evladını tek başına büyüttü? Tek başına… Neden anneciğim babasız büyüdü? Ve ben??? Neden dedemle hiç tanışamadım? Neden?

En sonunda seninle tanışacağımız beklenen gün geldiğinde kendimi 206 tane kemiğin sıralandığı bir masa başında buldum… Bu kemikler bana konuşmadı dedeciğim, beni kucaklamadılar… Uzanıp kurşun delikleri bulunan kafatasını öptüm ve şöyle düşündüm dedeciğim, “Tanrım, inşallah işkence görmemiştir, inşallah işkence görmemiştir…”

Ve merak ettim… “Neler düşünüyordun dedeciğim? Seni neden öldürdüklerini anlamış mıydın?”

Çünkü savaşta değildik dedeciğim… Barış zamanı öldürülmüştün… Barış zamanı… O sabah canlı olarak çıktın ve ailene ancak kemikler olarak geri dönüyorsun… Biz, torunların savaşı yaşamadık ancak bizler savaşın en acı sonuçlarını yaşadık…

Bu acı dayanılmazdır dedeciğim… Ancak 53 yıl aradan sonra en azından sana veda edebiliyoruz! Evlatların, torunların, torun çocukların… Bu senin ailen dedeciğim!!! Tek umudumuz bize hem babalık, hem dedelik yapan sevgili nineciğimizle kol kola bizim koruyucu meleklerimiz olacağınızdır… Tekrar Cennet’te buluşuncaya kadar hoşça kal dedeciğim! Anıların sonsuz olsun! Anıların sonsuz olsun!!!

Ailemiz adına Kayıplar Komitesi arkeologlarına, antropologlarına, genetikçilerine, sosyal çalışanlarına duyarlılıkla yaptıkları bilimsel çalışmalar ve bu zor dönemde bize duyarlılıkla davrandıkları için çok teşekkür ederiz.

Kayıpların akibetini bulabilmek için gönüllü olarak çalışmalar yapan ve babamız ve dedemizden geride kalanların bulunmasına başlıca katkıyı yapmış olan gazeteci Sevgül Uludağ ile Bayan Hristina Pavlu Solomi Patça’ya teşekkür ediyor, minnetimizi sunuyoruz… Dileiğimiz tüm kayıpların akibetinin belirlenmesidir… 

Hayatımızın en acı anlarından birinde bizimle bugün burada olmaya ve bizi desteklemeye gelen sizlere de özel olarak teşekkür ediyorum… Sağlık sorunu olan köylülerimize yardımcı olarak onların da buraya gelmelerini sağlayan sizlere teşekkür ederim, böylece babamız ve dedemizin hatırasını onore ettiniz… Hepinizi köyümüzün Sosyal Refah Konseyi alanında kahve içmeye davet ediyorum…

Hatıran sonsuza kadar yaşasın dedeciğim!!!”

Biz de Theodosis Vurkas’ın ailesinin acısını paylaşıyoruz…

Huzur içinde uyu Theodosis Vurkas!

 (Cenazede Paraskevi Konstantinu Hristodulu’nun yaptığı bu konuşmayı değerli arkadaşım, çevirmenim Gina Chappa Rumca’dan İngilizce’ye çevirdi. Ben de İngilizce’den Türkçe’ye çevirdim. Gina’ya sonsuz teşekkürler…)

Bu yazı toplam 1042 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar