1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÇOK BEKLERSİNİZ!
ÇOK BEKLERSİNİZ!

ÇOK BEKLERSİNİZ!

20 Temmuz’a doğru hem mevcut bilgilerimi tazelemek hem de her zaman ilginç bir şeyler bulabildiğim arkeolojik yolculuk için gazete arşivlerine daldım. Gazete sayfalarında yolculuk, kapsadığı zaman diliminde nedenlerini ve sonuçlarını öngöremediğim

A+A-

 

 

20 Temmuz’a doğru hem mevcut bilgilerimi tazelemek hem de her zaman ilginç bir şeyler bulabildiğim arkeolojik yolculuk için gazete arşivlerine daldım.

Gazete sayfalarında yolculuk, kapsadığı zaman diliminde nedenlerini ve sonuçlarını öngöremediğimiz bir çok olayın yıllar sonra bizi nereye taşıdığını anlamamıza rehberlik ediyor. 

Haberler arasında dolaşırken rastladığım bir kupüre takılıp kaldım.

27 Temmuz 1974, yani harekâtın 7. gününde Özer Oral imzalı ve “Kıbrıs için işçiler 15 grevi derhal durdurdu” başlıklı haberde İşçi sendikalarının harekât nedeniyle yürürlükte olan grevleri derhal durdurdukları ve 70 sendikanın bir toplantı düzenleyerek Ordu ve Hükümete destek biçimini tartıştıkları bilgisi yer alıyor. Haber aynen şöyle:

“Kıbrıs çıkartma harekâtı sırasında bütün kuruluşlar gibi işçi ve işveren sendikaları da hükümeti desteklediklerini, maddi manevi her türlü fedakârlığa hazır olduklarını açıklamışlardır.

Türkiye’nin en büyük işçi kuruluşu Türk-İş, üye sendikaların sürdürdükleri grevleri derhal durdurarak bütün işçilerin derhal işbaşı yapmasını sağlamıştır.

Türk-İş ayrıca yüzbinlerce üyesinin bir gün ücretsiz çalışarak karşılığının bir fonda toplanmasını kararlaştırmış, bu arada başlangıç olarak 4 milyon liralık bir fon ayırmıştır.

Ankara’da teşkilat başkanlarının Kıbrıs Harekâtına maddi yönden yardımcı olmak amacıyla yaptıkları toplantıdan sonra İstanbul’da da 70 sendika lideri Tek-Gıda İş’te bir toplantı yapmışlardır. Bu toplantılarda yardım şekli tesbit edilmiştir.

Yalnız İstanbul 2 binden fazla işçinin katıldığı 6 grev kaldırılmıştır. Grevleri kaldırılan Çim-İş, Petrol-İş, OLEYİS, Yeni Haber-İş sendikaları olmuştur.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre bağımsız sendikalarla birlikte Türkiye’de 15 iş yerinde grev ertelenmiştir.

Türk-İş bu arada üyelerinin kan bağışı yapmaları için bir kampanya açmıştır.

Bu arada Deniz ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’na bağışlar hızla artmaya başlamıştır. Bazı işyerlerinde işçiler sendika dışında aralarında topladıkları paraları bağışlamışlardır. Bazı sendikalar ise milyonlara varan fonlarını Silahlı Kuvvetler Vakfı’na verdiklerini açıklamıştır.

DİSK de son olaylar karşısında Türk-İş’i “işbirliğine” çağırmıştır. DİSK üyelerinin birer gündeliklerini devletin savaş fonuna yatırmaları istenmiştir.

DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, “Biz bir savaş fonu kurulması için hükümete başvurduk. Henüz cevap alamadık” demiştir.” (Milliyet, 27.07.1974, sf.9)

Gösterilen bu “refleks” Türkiye işçi sınıfının ve Türkiye solunun, genel olarak da Türkiye kamuoyunun ordu-devlet-savaş konularındaki duruşunun ilginç bir özetidir aslında. 1974’ten bugüne ne Türkiye kamuoyunun Kıbrıs “okuması” ne de ordu-devlet karşısındaki duruşu çok fazla değişmedi.

1974’te Kıbrıs’ta ne olduğu, Harekâtın neden ve hangi gerekçelerle yapıldığı, sonrasında nelerin yaşandığı ve 38 yıl sonra bugün Kıbrıslı Türklerin nasıl olup da Türkiye’ye karşı bu denli kırgın olduğu üzerine kafa yorulmadı.

Türkiye kamuoyuna sadece Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlar ve Yunanlılar tarafından katledildiği “gösterildi”. Türkiye kamuoyu da önüne sonuna bakmadan devletinin ve ordusunun yanında yer aldı…

Kıbrıs’ta Yunan Cuntası desteğiyle faşist bir darbe yapıldığı, bu darbe sonucu Makarios’un devrildiği, Yunan ve Rum faşist ordusunun öncelikle Kıbrıslı Rum Komünistleri, demokratları katledip saf dışı bıraktığı ve hemen ardından da Kıbrıslı Türklere yöneldiği üzerinde durulmadı.

Rum ve Türk etnik milliyetçiliğinin adayı göz göre göre sürüklediği büyük felaket hiçbir zaman analiz edilmedi.

Türkiye kamuoyu, Kıbrıs sorununu bir Türk-Yunan, Türk-Rum çatışması olarak gördü, öyle görmeye devam etti…

Bugün hâlâ Kıbrıs sorununun çözümünde bir milim ilerleyemiyorsak, bugün hâlâ Kıbrıslı Türkler ile Türkiye ilişkisini “kurtaran/kurtarılan” üzerinden okuyorsak, bugün hâlâ Kıbrıslı Türklerin bize neden “kırgın olduklarını” bir türlü kavrayamıyorsak bunun altında sadece ve sadece “reflekslerimizle” hareket etmemiz, 38 yıl sonra bugün bile Kıbrıs sürecini derli toplu değerlendiremeyişimiz yatıyor…

Türkiye’de kendisini sol, sosyalist, komünist olarak nitelendiren siyasi parti ve oluşumların programlarına bir bakın… Kaçının Kıbrıs sorununa ilişkin politikası, sözü, derdi var?

Solcusunun barut ve kan kokusunu duyar duymaz ekmek mücadelesini erteleyip, savaş fonu kurulması için teyakkuza geçtiği bir toplumun kendilerini anlamasını mı bekliyor Kıbrıslı Türkler?

Çok beklersiniz!

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1354 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler