1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Çocukluk!
Çocukluk!

Çocukluk!

Babasıyla yalnız kalmıştı. 12 yaşındaydı henüz… Henüz çocuk yaş ama yaşına göre oldukça olgun. Annesi daha birkaç ay önce dünyalarından ayrılmıştı. Ancak bu ayrılış beklenmeyen bişey değildi. Uzun zamandır beklenenin sonlanmasıydı bu gidiş. Ahmet,

A+A-

 

 

 

Babasıyla yalnız kalmıştı.

12 yaşındaydı henüz… Henüz çocuk yaş ama yaşına göre oldukça olgun. Annesi daha birkaç ay önce dünyalarından ayrılmıştı. Ancak bu ayrılış beklenmeyen bişey değildi. Uzun zamandır beklenenin sonlanmasıydı bu gidiş.

Ahmet, bu gidişi de kişiliğine! uygun olarak olgunlukla karşılamıştı. Hiç ağlamadı, hiç annesini aramadı.

Ağlaması için zorlandı hatta… Ama O sanki de olgunluğundan ödün verecekmiş gibi gözlerini bile yaşartmadı, annesinin mezarı başında soğuk bir şekilde durdu.

***

Annesinin öldüğü günün ertesi okula gitti, okulda dün hiçbişey olmamış gibi davrandı.

Arkadaşları O’na karşı nasıl davranacaklarını düşünürken O, bu düşüncelerinin çok da gerekli olmadığını gösteriyordu sanki…

Hiçbişey yokmuş gibi derse girip çıktılar, ders aralarında koştular, terlediler. Okul bitti, eve gitti, ödevlerini yaptı, yemeğini yedi, tv seyretti ve yattı. Bunları yaparken babası onu meraklı ve endişeli gözlerle izliyordu.

Bir danışmana başvurmak istiyor ama Ahmet’e bunu söylemekten de çekiniyor. Haberi olmadan götürmek Ahmet’in mutlaka ki çok sinirleneceği bişeydi.

İşte böyle annesinin ölümünden sonraki birkaç aylık süre yaşandı.

Ama nasıl! Yukarıda anlatılan gibi… Ahmet’in hayatından hiçbirşey değişmemiş gibi…

***

Babası ne yapacağını düşünürken Ahmet istedi;

Baba, beni bir psikoloğa götür.

Babası hemen bir randevu aldı. İki gün sonra psikiyatr’ın kapısını çaldılar.

Bugün sizi beraber alalım ama ikinci randevuya Ahmet’i yalnız isterim dedi doktor…

İlk randevuda psikiyatrı kendi isteyen Ahmet ağzını hiç açmadı. Hekimin sorduğu hiçbir soruya yanıt vermedi.

Babası konuştu, doktor dinledi, Ahmet sustu. Sanki orada yok gibiydi.

Birinci randevu böyle geçti, eve geldiler, “tekrar ne zaman gideceğiz baba” diye sordu Ahmet…

Artık haftaya dedi babası…

Yine hiç sesini çıkarmadan odasına gitti Ahmet… Ertesi sabah yeniden okula, eve, ödev yapmaya, arkadaşlarıyla mahallede oynamaya, tv seyretmeye ve odasına çekilip uyumaya devam etti.

***

Böyle geçti bir hafta daha…

Sonunda psikiyatrla randevu günü, saati geldi. Babası Ahmet’i doktorun odasına soktu ve dışarıda beklemek için çıktı.

Kapı henüz kapanmıştı ki Ahmet daha koltuğa oturmadan ağlamaya başladı. O ana kadar duyduğu ‘suçluluk’ duygusunu saklıyor ve o anda boşalıyormuş gibi…

Hepsi benim suçum… Annemin ölmesine ben sebep oldum, ben olmasam annem ölmeyecekti. Ben neden yaşıyorum, keşke ben ölseydim gibi suçluluk psikolojisiyle cümleler sıralarken hiç müdahale etmedi doktor… Sadece not aldı, Ahmet’in içindekileri dökmesini bekledi.

Sonunda Ahmet biraz sakinleşirken yanına oturdu, ona sarıldı ve sordu?

Neden böyle düşünüyorsun?

Ben doğduğum zaman annem çok hasta olmuş, o zaman bedeni çok zayıf düşmüş. Sonunda çok hasta oldu işte ve gitti, bizi bıraktı gitti.

Ama annenin hastalığı başka bir hastalıktı… Senin doğumunla ilgili değil. Hatta emin ol ki annenin o hastalıkla mücadele etmesinin en önemli nedeni de senin varlığındı.

Nasıl yani?

Bir insan çok sevdiği insanları bırakıp gitmemek için çok çaba sarfeder. Onları yalnız bırakmamak için hayata sarılır. Annen de öyle yaptı. O babana sarıldı, sana sarıldı. Sizin varlığınız onun ömrünü uzattı. Sen kendini sakın suçlu yerine koyma. Hatta bu hayatta oluşunla annene ne kadar güç verdiğini bil. Annen şimdi çok mutlu, çünkü biliyor ki hem eşi, hem de sevgili oğlu çok güçlü… Onlar birbirlerine güç veriyorlar. Buna inan ve kendini artık bu suçluluk duygusundan kurtar.

***

Ahmet, seans bitip de kapıyı açtığında annesinin öldüğü günden sonra hiç yapmadığı şeyi istedi aylar sonra;

Baba, annemin mezarına gidelim mi?

  

  

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 577 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler