1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÇOCUKLUĞUMUZUN PLAJLARI...
ÇOCUKLUĞUMUZUN PLAJLARI...

ÇOCUKLUĞUMUZUN PLAJLARI...

Adalıysan ilk sevgilindir deniz... Gittiğin plajlar ilk sevgilinle buluştuğun unutulmaz yerler.

A+A-

 

Adalıysan ilk sevgilindir deniz... Gittiğin plajlar ilk sevgilinle buluştuğun unutulmaz yerler.

Aile dostumuz Stephanos küçükken Mare Monte’ye gidermiş annesiyle birlikte. Mare Monte’nin Mare Monte olduğu yıllarda. Hatta annesinin sahilde verdiği bir poz otel tanıtım broşüründe bile kullanılmış yıllarca.

Caretta kaplumbağalarının çoğalmak için doğdukları sahillere geri dönmeleri gibi, kapılar açıldığından beri denize gitmek için yine oraya gidiyor; kızını da hiç karşılaşmadığı nenesinin bir zamanlar yüzdüğü plajda yüzmesi için oraya götürüyor. Geçen 50 yılı aşkın sürede yıpranmak dışında bir değişikliğe uğramamış olması onu çocukluğuna yeniden götürüyor.

Geçen hafta bir akşam üzeri bizi ziyarete geldiğinde, Mare Monte sahilinde geçen o çocukluk yıllarını o kadar yaşayarak anlattı ki ertesi gün biz de çocukları alıp oraya gittik. Gerçekten de otelin yanından ve altından sahile kadar devam eden basamaklar dahil her şey o günlerden kalmış ve bir daha dokunulmamış gibi. İnsan gözlerini kapatıp o yılları canlandırabiliyor.

Yemekten sonra dolaşmak için hazırlanmış patikaları yabani otlar bürümüş ve patikaları aydınlatan sokak lambalarının sadece paslı direkleri kalmış geriye.

Çocukluğum değil ama gençliğimin geçtiği Mare Monte diskoyu görünce afalladım. Ne kadar küçükmüş. Giriş biletimizi alıp aşağıya dans pistine yönelen basamaklardan inince karşılaştığımız manzarayı o kadar görkemli hatırlıyorum ki! Ve bir de şimdiki haline baktım... Benim ‘gençliğim’ dedim dönem, Stephanos’un çocukluğu kadar eskiye dayanmıyor üstelik! Şahit olduğum aşınmışlık ve yıpranmışlık karşısında içimde birşeyler burkuldu, üzüldüm.

Deniz havası solumaktan acıkmış çocuklarımızı yedirmek için oturduğumuz kafenin çok bildik tonlama ve vurguyla konuşan genç garsonu ile sohbet ettik yemek boyunca. Karatahta üzerine tebeşirle yazılı menüsünde ‘karpuz-hellim-ekmek’ görmek gülümsetti bizi.

Evkaf’a bağlı ve Alsancak Belediyesi’nin layıkıyla çalıştırdığı bu halk plajının az ötesinde bulunan hotele tüm sahil şeridi ile birlikte el altından satılmış olduğunu sahilde yanımızda oturan orta yaşlı Karavalı bir amcadan öğrenmek daha da ezdi içimizi. Çocukluğunun değilse de, gençliğinin, yetişkinliğinin plajı olmuş Mare Monte. Mahkeme süreci devam ediyormuş ama onun da inancı yok K. Kıbrıs sınırları içerisinde alınacak herhangi bir karara... “Seneye gelemeyeceyik bu hesaba göre...” diye sürdürürken konuşmasını, hayallere daldım; Stephanos’un annesiyle birlikte geldiği bu plaja, o da kendi ailesiyle birlikte gelmiş, çocuklarının plajı olmuş besbelli buraları...

Benim çocukluğumun plajı, ‘Çıkartma Plajı’ydı. ’74 öncesi adını söylemişlerdi bir sefer ama unutmuşum. Affola...

Ressam dostumuz sevgili Andreas Karayan bu plajı çalıştıran aileyi tanırmış. Hatta küçükken ailenin kızıyla güzel bir arkadaşlıkları varmış, bazen onları ziyarete gelir yatılı kalırmış. Birkaç mevsim önceki son görüşmemizde 40 yıla yakın yaş farkımıza rağmen aynı plajla ilgili ikimizin de çocukluk anılarımızın olması şaşırtmıştı bizi...

Plaja ’74 sonrası adını veren o lanet olaylarda sahile inenler tarafından ilk öldürülenler arasındaymış aile ve arkadaşı olan genç kız...

Neyse eski meselelere, travmatik alanlara girmeyelim yine. Çark edelim...

Ben, ilk ‘aşkımı’ orda yaşadım diyebilirim. Kapıda duş/şezlong/soyunma odası kullanımı için sembolik bir ücret karşılığında bilet kesen ve ‘İbo’ diye çağrılan şarışın tipli bir çocuk vardı. Aşk değil de hoşlanma diyelim; yaz boyunca neredeyse her gün gittiğimiz bu plajın kapısında yüzümün kızardığı çoktur.

Denizin ortasında duran heybetli ‘kaya’ya yüzmek büyük marifet sayılırdı biz çocuklar arasında. Ben küçük yaştan iyi bir yüzücü olmanın verdiği şımarıklık ile, diğer çocuklardan ayrılır annem ve birlikte gittiğimiz aile dostu teyzeler ile kayanın etrafında yüzerek tur atmaya giderdim.

Şimdilerde fazla uzayan misafirlikler durumunda söylenen ‘e karpuz da kesecektik’ esprisine uygun olarak biz de plajda geçen uzun yaz günlerimizin sonunda genellikle karpuz keserdik. Günboyu denizde tepinmenin verdiği açlıkla çekirdeklerini kuma tüküre tüküre yediğimiz karpuzun tadı bir başkaydı. Denizde soğutulmuş karpuzun yanaklarımızdan akan sularını deniz suyuyla yıkar yeniden oynamaya koşardık.

Nasıl yapardık bilmiyorum ama çocuklar olarak o plajda mayomuzun üstünü ya da altını çok kaybederdik. Yaz başında mükemmel uyumlu alt ve üst parçalarından oluşan bikinilerimiz, yazın ortalarına doğru herhangi bir alt ile birlikte giyilmiş herhangi bir üste dönüşür, yaz sonuna doğru ise sadece bir alttan ya da nihayetinde bir dondan ibaret olurdu.

Yıllardır gitmedim oraya. Geçirdiği değişimle ilgili duyduklarım oraya gitmekten hep caydırdı beni. Yine duyduğuma göre turnikelerle giriş yapılıyormuş artık...

Gürgenç’in çocukluğunun plajı ise Kocareis-Bedis. Ne zaman, ‘hade denize..’ desek, o hemen oraya gitmek için hazırlık yapar suratına hınzır bir gülümsemeyle. Hemen telefon eder, çocukluk arkadaşlarıyla orda buluşmak için ayarlamalar yapar.   

Kaç yaşında olursa olsun, neden çocukluğunun plajında denize girmekten daha çok zevk alıyor insan, diye bir soru sormamıza gerek yok herhalde. Çocukken girdiği yerden denize girmekte ısrar edenler mutlaka biliyordur nedenini.

Çocuklarımızın havuzdan çok denizi sevmelerini istiyoruz. Onlar için de ‘çocukluklarının plajı’nı yaratmaya çaba sarfediyoruz, ama durum ortada, bu gidişle her anlamda kirlenmemiş (bozulmamış, satılmamış) ve doğal olarak beleş bir plaj bulmakta zorlanacağız (ormana girmek için bilet mi kesiyoruz?!).

Bu gidişle, çocukluğumuzun plajlarına yaklaşmak için her seferinde daha da uzağa gitmemiz gerekecek...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1059 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler