1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÇOCUKLARIMIZIN HAYAL GÜÇLERİ…
ÇOCUKLARIMIZIN HAYAL GÜÇLERİ…

ÇOCUKLARIMIZIN HAYAL GÜÇLERİ…

YENİDÜZEN-Deniz Plaza Öykü Yarışması’nda derece alan çocuklarımızın öykülerini yayınlamaya devam ediyoruz

A+A-

 

 

YENİDÜZEN-Deniz Plaza Öykü Yarışması’nda derece alan çocuklarımızın öykülerini yayınlamaya devam ediyoruz. Bu hafta da 9, 10, 11 yaş grubunda ikinci gelen iki öyküyü yayınlıyoruz;

 

 

 


 

Cansın Rodoplu

Yaş: 11

Okul: The English School of Kyrenia

Sınıf: 8

Konu: Dünya sadece bizim değil

 

ONLAR DA CANLI

Bam, bam! Of, yine bu avcılar, avlanmaktan başka bir şey bilmiyorlar ki. Tilkiler her ne kadar vahşi hayvanlar olsalar da, biz insanlara hiçbir şey yapmıyorlar. Hatta bazen eve giderken onları görüyorum da, hızlıca kaçıyorlar.

O akşam büyükannemlerde yemek yiyecektim. Büyükannem ve büyükbabamın yanında kalmayı çok seviyordum. Çünkü çeşitli oyunlar oynuyorduk. Ama asıl zevk aldığım, onların arasında geçen sohbetlerdi.

Akşam yemeği yerken masada bir konu açıldı. Büyükbabam kızgın bir bakışla:

-          Bugün yine o avcılar evin etrafındaydı. 

Büyükannem de:

-          Biliyorum. Taa buradan tüfeklerin sesleri duyuluyordu, dedi.

-          Bu sefer de bir tavşan peşindeydiler.

Ben aradan;

-          Ne, tavşan mı avlayacaklar? Ayyy. Yazık tavşanlara. Kıyamam ben onlara!

Büyükannem benim üzüldüğümü gördüğünde:

-          Yavrum sen üzülme, tavşanlar o kadar hızlı ve akıllı hayvanlardır ki, avcılar onları yakalayamaz…

O akşam yatağıma uzanıp yalnız kaldığımda düşündüm. Ne yapabilirdim? Sanki hiç olmamış gibi davranabilir miydim? Hayır bu da hayvanları önemsemediğimi gösterirdi. Ama ben çok küçüğüm, beni kimse dinlemez ki. Keşke büyüsem de bilmeyenlere hayvanların önemini anlatsam. Neyse av mevsimi de çok yakında bitecek.

Sabah kalktığımda nasıl uyuduğumu bile hatırlamıyordum. Herhalde düşüncelerimin içine dalıp uyuya kalmıştım. Aşağıda annemin sesini duydum, bana sesleniyordu. Beraber köpeğimizi sabah yürüyüşüne çıkarmak için doğaya çıkacaktık. Doğa yürüyüşlerinden çok hoşlanıyordum, çünkü doğayla iç içeydik.

Kardeşim Can’la çok sevdiğimiz oyun, o rengarenk kelebeklerin peşinden koşturup, onları daha yakından tanımaktı. Bugün yine dağda yürürken önümüzden kocaman bir yılan geçti.  Can o kadar korkmuştu ki çığlık atıp kucağıma atladı. Annem arkadan:

-          Korkmayın, siz bir şey yapmazsanız o da size bir şey yapmaz, dedi.

Ben zaten donakalmıştım, bir şey yapamıyordum ki. O upuzun siyah yılan sürüne sürüne önümüzden geçip gitti.

Biz yılan şokunu atlatmış, yine eski enerjimize ulaşmıştık. Güle oynaya ilerlerken birden tüfek sesleri duyuldu. Sesin nereden geldiğini anlayamadan yanımızdan mermiler geçti. Bunlar avcılardı. Annem düşünmeden polisi aradı. Kısa sürede polis gelmişti, avcıları alıp götürdü.

Ertesi sabah gazetenin baş sayfasında hiç ummadığım bir haber vardı. Avlanmak yasaklanmıştı. Başlıkta, “AVDAN ÇOK AVCININ OLDUĞU BİR ÜLKEDE YAŞIYORUZ!”

“CANLI KATLETMENİN ADINA DA AV SPORU DİYORUZ!” Belki de bu kocaman haber bizim yaptığımız küçücük aramayla olmuştur, kim bilir. Unutmayalım ki bu dünya sadece bize değil, tüm canlılara aittir.

 

                                                       

 

 

 

 


 

 

Berkant Raşit Kargı

Yaş: 10

Okul: Tatlısu İlkokulu

Sınıf: 5

Konu: Artık Barışa Uyanmak İstiyorum

 

Bir Varmış Bir Yokmuş…

Uzak ülkelerin birinde Barış adında akıllı ve cesaretli bir çocuk yaşarmış. Barış’ın yaşadığı bu ülkede sürekli savaşlar yaşanırmış.

Barış her gün evinin küçük penceresinden dışarıya bakıp gördüğü savaş yıkıntıları ve silah sesleri yerine, tozdan dumandan kurtulmuş, mavisi ve yeşiliyle gözleri kamaştıran bir dünyayı, evlerinin bahçesinde korkusuzca oturan insanları, cıvıl cıvıl kuş seslerini ve sokaklarda özgürce koşturup oynayan çocukları görmenin hayalini kuruyormuş. Barış, hayallerinin gerçek olmasını o kadar çok istiyormuş ki hayalleri rüyalarına giriyormuş. Her sabah hayal kırıklığıyla uyanan Barış, biraz olsun mutlu olabilmek için her gece aynı rüyayı görmeyi umut ediyormuş. Hayallerini rüyasında görmesi onun barış umudunu artırıyor olsa da, her gecenin sonunda şiddetin arttığını, ülkesinin ve insanlarının yok olmak üzere olduğunu görmesi onu bir şeyler yapmaya zorluyormuş.

Barış, ülkesi için bütün tehlikeleri göze alarak, bir şeyler yapmaya karar vermiş. Bir sabah ailesinden habersiz yola koyulmuş. Yola koyulmadan önce evlerinin bahçesinde bulunan ve savaştan nasibini almış, yıkılmak üzere olan zeytin ağacından iki dal koparıp yanında götürmüş. Korkusuzca, savaşı çıkaran liderlerin yanına gitmiş. Liderler, Barış’ın korkusuz duruşuna ve cesaretine hayret edip, ona adının ne olduğunu ve ne istediğini sormuşlar.

Barış sorulan sorulara cevap vermiş:

-          Benim adım Barış. Size hayallerimi anlatmaya geldim.

-          Peki Barış! Hayallerini niçin bize anlatmak istiyorsun.

-          Çünkü hayallerimin gerçekleşmesine siz engel oluyorsunuz.

-          O zaman anlatmaya başla. Biz de senin hayallerinin gerçekleşmesine nasıl engel olduğumuzu anlayalım.

Bunun üzerine Barış, hayallerini ve bu hayalleri her gece rüyasında nasıl gördüğünü anlatmış. Barış hayallerini öyle bir anlatmış ki; liderler yaptıklarından çok pişman olmuşlar. Barış, liderlerin yanından ayrılmadan getirdiği, barışı simgeleyen zeytin dallarını da onlara uzatmış. Akşam olunca Barış eve dönmüş. O gece uykuya dalan Barış, her gece gördüğü rüyayı görmez olmuş. Liderler ise dinledikleri hayalleri rüyalarında görür olmuşlar.

Ertesi sabah Barış, odasını aydınlatan güneş ışığıyla irkilerek, yatağından fırlamış. Pencereye koşmuş. “Yaşasın! Hayallerim gerçek oldu…” diyerek kendini bir anda bahçedeki zeytin ağacının altında bulmuş. Zeytin ağacı da güler bir yüzle onu kucaklamış.

O günden sonra o ülkede Barış’ın hayalleriyle mutluluk ve barış içerisinde sonsuza kadar yaşamışlar.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 908 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler