1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÇOCUKLARIMIZIN HAYAL GÜÇLERİ…
ÇOCUKLARIMIZIN HAYAL GÜÇLERİ…

ÇOCUKLARIMIZIN HAYAL GÜÇLERİ…

YENİDÜZEN-Deniz Plaza Öykü Yarışması’nda dereceye giren çocuklarımızın öykülerini yayınlamaya devam ediyoruz

A+A-

 

 

YENİDÜZEN-Deniz Plaza Öykü Yarışması’nda dereceye giren çocuklarımızın öykülerini geçtiğimiz sayımızda yayınlamaya başlamıştık. İki grupta birinci gelenlerin ardından bugün de ikinciler var sırada… 9,10,11 Yaş Grubu’nda üç ikincimizden birini bu hafta, 12,13,14 Yaş Grubu’nun ikincisiyle yayınlıyoruz. Gelecek hafta da ilk grupta ikinci gelen diğer iki öykü yayınlanacak.


Eylül Ceylan

 

Yaş: 13

Okul: Türk Maarif Koleji

Sınıf: 8

Konu: Dünya Sadece Bizim Değil…

 

 

Karanlık Dünya

Yıl 2800, dünya en kötü zamanlarını geçiriyor. Küresel ısınma has safhada, sokaklarda tek bir insan göremezsiniz. Hepsi de bilim adamları tarafından yapılmış tehlikeli “x” ışınlarını geçirmeyecek materyaller içeren “x-trone” ısmi verilmiş özel evlerde ümitle, her gün ve her gün bu kabusun sona ereceği, tekrar normal yaşantılarının olacağı günü bekliyorlar. Evlerin içerisindeki özel gaz solunarak yeme-içme gibi yaşamsal faaliyetler yerine getiriliyor. Ağaçları sorarsanız eğer; İnsanlar arasında bir tanesi bile ağaçların ne olduğunu bilmiyor. Çocuklar ailelerine “Hayvan nedir?” diye sorduklarında; yetişkinler duydukları çeşitli efsaneleri anlatıyor: Kimisi hayvanların konuşamayan, renkli, tüylü insanlar olduğunu, kimisi hayvanların doğa üstü güçlerinin olduğunu söylüyor. Dünyanın dört bir yanındaki bilim adamları durmadan nefes bile almadan bu vahim durumdan kurtulmak için yeni çözümler arıyorlar.

Ayşe sabah uyanır uyanmaz, tek iletişim cihazı olan “MegaMart” isimli, görüntüyü holograflarla gösteren, bir top büyüklüğündeki cihazı açıp yeni gelişmelerin olup olmadığına bir göz atıyor ve aniden gözleri parlıyor. Hemen koşup annesini uyandırıyor ve onu bu haberi izlemesi için çağırıyor. Haberde Amerika’daki bir bilim adamı olan Joseph While’ın yeni buluşu anlatılıyor; giyildiği zaman “x” ışınlarını geçirmeyecek, “Joseph Coat”  adlı bir yeni buluş tüm insanlara dağıtılacaktı, böylece insanlar dışarıya çıkabilecektiler. Ayşe korkuyla heyecanı aynı anda yaşıyordu; ilk kez dışarıya çıkacak olduğu için heyecanlıydı. Fakat Ayşe’nin annesinin ona hamile olduğu zamanlarda, ozon tabakasındaki delik ilk tehlikeli bir hal aldığında, Ayşe’nin babası zararlı ışınlardan ölen binlerce insandan biriydi. Birkaç hafta sonra Joseph Coat’lardan Ayşe ve annesine de ulaştırıldı. Ayşe hemen tulumu giyinip dışarı çıktı. Fakat büyük bir hayal kırıklığına uğradı; her yer kapkaraydı. Ayşe dışarısını hiç böyle hayal etmemişti. Joseph’in bu buluşu pek de kullanışlı değildi çünkü kimse dışarısının bu halini görmek istemiyordu. Yine de artık nadiren de olsa sokaklarda insanları görmek mümkündü.

Aradan aylar geçince Ayşe artık lise çağına ulaşmasına rağmen hiç eğitim alamamıştı, çünkü dünyanın içinde bulunduğu durumdan dolayı sadece maddi durumu çok çok iyi olan kişiler eğitim alabiliyordu. Akşam üstü Ayşe, Mega Mart’ı açıp ümit verici bir haber var mı diye kanalları gezerken bilim adamlarının yeni bir proje üzerinde çalıştığını gördü. Projeye göre dünyayı 1-2 yüzyıl, kalıcı bir çözüm bulunana kadar koruyacak, ozon tabakasındaki deliği kaplayacak yapay bir gaz yapılıyordu. Ayşe bunları heyecanla annesine anlattı. İkisi de sevinçten çığlıklar attılar, dans ettiler ve kahkahalar attılar. Ayşe ilk kahkahasını bugün atmıştı. Aradan haftalar, aylar geçmiştii projeden hiçbir haber yoktu. Ayşe daha da büyümüş, olgunlaşmış, annesi ise Ayşe’nin nedenini bilmediği bir şeyden yatalak yaşamaya başlamıştı. Ayşe’nin bildiği tek şey evin içindeki gazın hastalıkları önleyeceğiydi. Ayşe artık ümidini her şeyden kestiğinden eskisi kadar sık haber de izlemiyordu, bu yüzden bugünün o büyük gün olduğundan haberi yoktu. Tüm insanlar dışarıdaydı. Ayşe ve annesi dışında. Ayşe ümitsiz bir şekilde evde otururken çok korkunç bir patlama sesi duyunca korkuya kapılmıştı fakat bu ses ozon tabakası yerine geçecek müthiş gazın serbest bırakılmasıydı.   Aradan saniyeler geçince Ayşe dışarıdan alkış ve çığlıklar duydu. Hemen ne olduğunu öğrenmek için dışarı çıktı. Diğer insanlarla konuşunca güzel haberi aldı. Hemen annesine koştu fakat annesi Ayşe’nin anlattıklarına hiçbir tepki vermedi. Bunun üzerine Ayşe olanları görmesi için annesini dışarıya çıkardı. Oradaki insanlar annesine ne olduğunu öğrenmek için Ayşe’ye sorular sordular fakat Ayşe annesine ne olduğunu halen bilmiyordu.

Aradan birkaç hafta geçince tüm insanlar el ele verip dünyayı yenilemeye başladılar, elektronik bitkilerle oksijen ve besin sağlandı, yeniden yağmur yağmaya başladı. Artık güneş zarar vermeden nazlı nazlı parlıyordu gökyüzünde. Ayşe her gün annesine olanları göstermek için dışarı çıkarıyordu. Günden güne güneş yüzü gören annesi iyileşmişti. Maddi durumu iyi olmayanlar için okullar açılmıştı ve artık okula gitmeyen kalmamıştı. Ayşe artık bilgili bir genç kızdı.

Ayşe bir gün okuldan dönerken eskiyi, çok uzun yıllar öncesini düşündü. 2000’li yılların insanlarının neden çevrelerindeki güzelliklerin değerini bilmediğini, ağaçları bilinçsizce kestiğini, hayvanları zevk olsun diye avladığını, iki adımlık yola bisikletle ya da yürüyerek gitmek yerine arabayla gittiklerini anlamaya çalışıyordu. 2000 yılındaki dünya insanları dünyayı gelecek nesillerden ödünç almıştı. Biraz sinirlendi. Aynı hatanın yapılmaması için unutulmaması gereken bir şey olduğunu biliyordu. Dünya sadece bizim değil.

 

 


 

 

Azra Say Ötün

Yaş: 11

Okul: The English School of Kyrenia

Sınıf: 5

Konu: Dünya sadece bizim değil…

Yaşamak Çok Zor!

Bir gün veterinerde minik bir yavru köpek doğdu. Doğduğunda ağlamaya başlamıştı. Çünkü, bilmediği kötülüklerle dolu bir dünyaya gelmişti. Sonu da, bu zalimliklerden biriyle gelecekti. Annesinin yanında mutlu bir hayat sürdürüyordu. Ta ki o acımasız adam veterinere girene kadar.

Birinci yaşına bastığında, hayatında en değer verdiği varlığını kaybetmişti. Artık kendi başının çaresine bakması gerekiyordu. Belki de birisi onu satın alırdı, iyi birisi.

Ve, birkaç gün sonra… Hayallerinin gerçekleştiğini sandı. Birisi onu satın almıştı, ama keşke almasaydı. Sahibi olan kişi, korkunç ve acımasızdı. Eve vardıklarında köpecik, çok dar bir kafese tıkıldı. Suyu kir doluydu, pis kokuyordu. Yemeği de küflenmişti, karınca doluydu ve içinde kum vardı. Aslında bu hiç de umduğu gibi değildi. Veterineri, annesini düşünerek ağlamaya baladı. Veteriner kız, annesinden sonra, en değer verdiği ve saygı duyduğu kişiydi. Ve onu düşünmek çok acı vericiydi. Neden ona ihanet edip, kendisini  bu adama vermişti? Nasıl biri olduğunu görmüyor muydu? Artık kesinlikle annesinin gittiği yere gitmek istiyordu, hep aydınlık, iyiliklerle dolu bulutların üstüne…

Hayatının devamı dövülerek, aç bırakılarak geçmişti. Sahibi onu yarışlarda kullanıyordu. Her gün, terk edilmek ve ölmek korkusuyla yaşıyordu. Bu nasıl bunaltıcı bir duyguydu! Hiç kimse bu duyguyu hissetmek istemezdi, değil mi? Kuşkusuz. Ama, yeni bir yarış gününden sonra, bu duygusu inanılmaz bir şekilde artmıştı.

Yarıştan sonra, yine yenilmişti. Sahibi her zaman, yarış kazanmadığında, para kaybettiği için ona vurur, tekme atardı. Hayvancağız artık yaralarla kaplanmıştı. O akşam da adam, bir güzel sarhoş olmuştu, iyi davranmayacağı kesindi.

Eve geldiler. Her zaman olduğu gibi, köpek, kaba odunlarla, büyük taşlarla, güçlü yumruklarla ayağa kalkamadı. Acısından, sahibinin elini ısırdı, kanattı. İşte bunu yapmamalıydı! Ama köpeğin suçu değildi. Adam ona eziyet çektiriyordu ve devam ediyordu.

Aniden, sahibi ona şeytanca bir gülümseme attı. Gözlerinden şiddet okunuyordu. Köpeğin kâbusu gerçekleşiyordu, inlemeye başladı. Adam eline bir bıçak aldı. Yaklaştı, inledi, yaklaştı, inledi, yaklaştı...

ÇAT!

Zavallı köpeğin kuyruğu kesildi. Son kez inledi ve kuyruğuna baktı. Üzüntüyle bayıldı…

Bir müddet sonra uçtuğunu hissetti. Yok, bu uçma değildi, daha çok düşme gibiydi. Evet, düşüyordu, ama nereye? Gözlerini açıp baktı.

Önünde kocaman bir tarla uzanıyordu. Birden yere ‘güm’ diye düştü. Bu canını çok acıtmıştı. Sahibi ona bakmadan, arabasıyla uzaklaştı. Terk edilmişti. Bu gerçek olamazdı. Arabanın arkasından koşmayı denedi ama gücü yoktu. Havlamayı denedi ama sesi kalmamıştı. Bulunduğu yere yorgun bir şekilde uzandı. Yine annesini ve veterineri düşündü. Ölürken tek düşüncesinin onlar olmasını istiyordu. Çok yorgundu, kestirmek istedi. Son değerli nefesini aldı ve sonsuz bir uykuya daldı…

Sonra mı ne oldu? Yoldan geçen birkaç araba hayvana bakıp “Aaa, ne olmuş burada? Yazık.” deyip geçtiler. İnsanoğlunu anlamak çok zor. Nedense bu dünyanın tek sahibi olduklarını düşünüyor ve öyle hareket ediyorlar.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 985 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler