1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Çocuklar … Çocuklarımız… Ve…
Çocuklar … Çocuklarımız… Ve…

Çocuklar … Çocuklarımız… Ve…

Eylül de geçti… Sonbahar, soluk sarı kartvizitini gösteredursun… uzatmalı sevdalar gibi yaz, selamını göndermeyi sürdürüyor güneşle meşveretleşerek… Bu mevsimde ben – hala – ilkokulların çevresinde dolanıp duruyorum…

A+A-

 

 

 

Eylül de geçti…

Sonbahar, soluk sarı kartvizitini gösteredursun… uzatmalı sevdalar gibi yaz, selamını göndermeyi sürdürüyor güneşle meşveretleşerek…

Bu mevsimde ben – hala – ilkokulların çevresinde dolanıp duruyorum… Özellikle de teneffüs saatlerine denk getirerek… Uzun uzun yüreğim çarparak izliyorum çocukları… Oyunlarını…

Bazen de bir çocuk bahçesinin rengi soluk bankına oturarak…

Dün de öyle yaptım… Uzun uzun izledim onları… Kimbilir oynadıkları oyunlar, oyuncaklar onlara neler öğretiyor… Ör. tahtaravalliye binerken hayatta birilerinin yükselişinin çoğu kez ötekilerin batışına yol açtığını anlamaya başlarlar mı acaba…

Kumtepelerini yapmanın ne kadar zahmetli, yıkmanın ise ne kadar kolay bir iş olmasından, gelecek için ders çıkarırlar mı? Yoksa yalnızca oynar ve güler geçerler mi?

Çocuk bahçeleri okul oyun sahaları her zaman cıvıl cıvıl mutluluk tabloları değil… Bazen kavga gürültü dolu… Bahçenin mevzilerini, özel mülkiyet seftahı oyuncakları ve oyunlardaki rolleri paylaşmak pek basit görünmüyor…

Protesto ağlamaları tatsızlığın yumuşak yüzü… İtip kakmalardan, ani tekmelere kadar bir dizi zorbalık denemeleri var küçük ve masum çocukların…

Nereden öğreniverdiler hemen şiddeti…

Büyüklerden mi…

Yoksa, genlerinin dokusuna sinen bir şeyler mi var… Bu ve bunun gibi soruların yanıtı, bizim çocuklarımızın geleceğiyle ilgili en büyük sınav soruları… Yanıtlarını ertelemeyeceğimiz bir çizgiye dayanmış…

Artık ertelemeyi bir yana bırakarak, bu sınavın sonucunda tam not almaya hazırlanmalı büyükler… Çünkü bıçak kemiğe değil… İliğe dayandı…

 

***

 

Ötesi fasa fiso… Ötesi laf-ü güzaf…

Hem, ne zamana kadar tahtaravallinin yukarıdaki yarısında oturmak mümkün…???

Kumtepeleri nasılsa bir gün yıkılır…

Yıkılmayacak mı???

 

 


 

Ceyhan Özyıldız’dan

SONRA A MATU…

 

Ceyhan Özyıldız…

Öykü ve Şiirleri, ülkemizde, Güney Kıbrıs ve Türkiye’de yayımlanmış, yazın alanında ödüller almış genç bir yazar - sanatçı, yazarken ‘mükemmelliyetçi’ olmaya çalışan bir yazar olsa da, kendini şöyle tanımlayan bir yazar: “Arada bir, elinize aldığınız kitaplar gibi değilim hem yazıyı hem de fotoğrafı barındırır bedenim… Ve…

 

SONRA, A MATU…

Bu,  onun ‘Yastık Altı Gülkurusu’ kitabından sonra ikinci kitabının adı.

Kitap, alışılmış kitap kalıpları dışında görsel ifade ve zenginliklerle beslenmiş… İnsanın içini titreten fotoğraflar, şiirler ve anlatımlar… En ince detayına kadar tasarlanmış… Gerçekle fantazinin, o, insanı içten – yürekten vuran, ince bir titreşimi ama onunla karışık ‘şiddet değil’ insanı kendi varlığına ve ‘artı-eksi değerlere’ meydan okuma + sorgulama…

Bunlar benim düşüncelerim, etkileşim sonucundaki duygularım…

 

***

 

Bir başka etkileşimi de yazmadan edemeyeceğim: Bizde, ‘Yazar – Sanatçı’ dediğimiz kitle, farklı gerekçelerle, ‘ortak disipliner çalışmaya’ pek yanaşmaz. Oysa, bu tür çalışmalarda ve oluşumlarda, insanlar hem birbirlerine dokunma hem de birbirlerini eleştirme cesareti buluyorlar…

Sanat da tam bu noktada ortaya çıkıyor… Ve, nihayetinde, sanatın algılamadaki çizgisi değişecekse, bu, sanatçıların birbirleriyle iletişim kurmalarıyla gerçekleşecektir. İşte bu kitap,  bunun da güzelim bir örneği: Editörü: Gürgenç Korkmazel, İngilizce Çeviriler: Oya Akın, metinleri okuyarak ögörüşlerini bildiren: M. Kansu, Fotoğraflar hakkında görüş bildiren, Mustafa Tevfik İleri ve yazıların ilk düzeltmeni, Bener Hakkı Hakeri… Ve, kitabın yayıncısı: Işık Kitabevi…

 

ÖRNEKLEME…

Kitaptaki yazınla biraz yüz yüze getireyim sizi ve öncelikle, kitaba adını veren şiirden bir bölüm sunayım: “AMATU / … Pırıltılı gözlerini göster bana; yeşilini / ülkemin; ağaçlarını kaybettim. / Ne kadar da çok isterdim seninle sevişmeyi / Üstelik, beyaz köpükle yıkanan kıyıları vardı(r)  ülkemin / Yitirmeden önce kuytu kayalıkları… / İnce bileklerinden önce, altın sarısı saçlarını göster / kumsallarımı, dağlarımı kaybettim…”

 

***

Yaşanmışlığa ve yaşama dair pek çok şey var bu kitapta…

Kimi sanatçı vardır, sözcüklere – resimlere anlamlar yükler, kimi, anlam yüklü sözcüklere melodi, kimi de sözcüklere yüklenen bu anlamları görselleştirir…

Ceyhan Özyıldız, tüm bunları başarmış…

Onu yürekten kutluyor ve başarılı çalışmalarının sürmesini diliyorum…

 

 

 

 

Bu haber toplam 805 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler