1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Çocuk İşçiler... Çocuk Gelinler...
Çocuk İşçiler... Çocuk Gelinler...

Çocuk İşçiler... Çocuk Gelinler...

Türkiye eğitim sistemi büyük bir eşik noktasında… 4+4+4 formülü Türkiye’deki hem eğitim bilimcileri hem de meslek grupları ve sivil toplum örgütlerini oldukça tedirgin bir hale getirdi… Aslında bu formülün esası 1+4

A+A-

 

 

 

         Türkiye eğitim sistemi büyük bir eşik noktasında… 4+4+4 formülü Türkiye’deki hem eğitim bilimcileri hem de meslek grupları ve sivil toplum örgütlerini oldukça tedirgin bir hale getirdi…

 

         Aslında bu formülün esası 1+4+4+4 şeklindeydi. 18. Milli Eğitim Şurası’nda alınan tavsiye kararı; 1 yılı okul öncesinde olmak üzere toplam 13 yıllık zorunlu eğitimi içermekteydi…

 

Ancak okullardaki fiziki alt yapı yetersizliği gündeme getirilerek, hem okul öncesindeki 1 yıl, hem de lise eğitimini kapsayan son 4 yıllık eğitim, zorunlu eğitim kapsamından çıkartıldı. Yasallaşması düşünülün sistem 4+4+4’e dönüşmesine rağmen Türkiye’deki zorunlu eğitim kapsamı 8 yıl olarak kalıyor. Daha da önemlisi bu zorunlu eğitim dönemi 4’er yıllık dönemlerde kesintiye uğruyor ve öğrenciler ikinci 4 yılda okul değiştirerek isterlerse bir meslek ortaokuluna gidebilecekler... Hatta getirilmeye çalışılan düzenlemelerle ilk 4 yıldan sonra isterlerse eğitimlerine evde devam edebilecekler… Yani bu formülle yapı 4+4+4 olmasına rağmen zorunlu eğitim dönemi fiili olarak 4 yıla inmiş olacak…

 

Bu nedenle başta eğitim bilimciler olmak üzere, birçok sivil toplum örgütü tasarının geri çekilerek yeniden tartışılmasını istiyor. Hiç kuşku yok ki bu tartışmaların temelini, ikinci 4 yıllık eğitim döneminde imam-hatip ortaokullarının yeniden açılmasını sağlayacak bir yapılanmanın ortaya çıkması oluşturmaktadır.

 

Ancak Türkiye eğitim sistemindeki bu yapılanma bambaşka bir boyutu daha gündeme getirdi. Yasalaştırılması düşünülen böylesi bir yapının iki önemli sıkıntıyı daha beraberinde getireceği konuşulmaktadır. Bunlardan birincisi 4 yıldan sonra okula gitme zorunluluğu olmayan çocuk işçiler, ikincisi de 4 yıldan sonra okula gitmek zorunda olmayan çocuk gelinler…

 

Türkiye’de okul çağındaki çok sayıda çocuğun iş dünyasında olduğu ve bu çocukların istismar edilerek, emeklerinin sömürüldüğü tartışmaya gerek bırakmayacak biçimde ortada… Öte yanda özellikle Türkiye’nin doğusunda kız çocukların okula gönderilmediği ve daha ilk gençlik yıllarında evlendirildiği dizilere konu olacak biçimde yoğun şekilde yaşanmakta… Yasallaştırılması düşünülen bu yeni düzenlemeyle, ilk 4 yıldan sonra yani 10 yaşından sonra çocukların mesleğe veya evde eğitime devam etmesinin yasal hale getirilmesi çocuk işçileri ve çocuk gelinleri artıracağı aşikar…

 

Sosyolojik açıdan bu tartışmalar Türkiye gündemindeki yerini almış durumda ancak gözlerden kaçmaması gereken bir durum daha var. O da bu tartışmaların odağını oluşturması gereken eğitim bilimi ilkeleri… 4. sınıf sonunda yani 10 yaşında bir çocuk gideceği okulu nasıl seçecek? Böylesi bir yönlendirme,  gelişim psikolojisine ve yeni öğretim kuramlarına uygun olarak gerçekleştirilebilecek mi? Pek mümkün görünmüyor…

 

Bu tartışmalar arasında bizi de etkileyecek önemli bir yan var… Biz de 4+4+4’e geçer miyiz? Geçersek ne zaman ve nasıl geçeriz? Sanırım önümüzdeki günlerin en önemli eğitim tartışmaları bunlar olacak…

 

 

 

 

BURAYA DİKKAT   

 

 

 

Bir Alıntı

 

Pazar günleri YENİDÜZEN gazetesi ile birlikte yayımlanan “ADRES Kıbrıs” dergisi; “söz uçar, yazı kalır” sözünü ispatlarcasına kalıcı yazıları evimize taşımaya devam ediyor. Okuyacağınız bu yazı da o dergiden bir alıntı aslında… Okumayanlar için kısa bir özet, okuyanlar için eğitim sistemimiz adına odaklanmasını istediğim önemli bir saptama…

 

Bu alıntı, Cenk Mutluyakalı’nın kaleme aldığı “At Gibi Yarıştırıldık Şimdi Geleceğimizi Göremiyoruz” yazısından… Cenk, “Kıbrıslı Gençlik Platformu”ndan gençlerle buluştu, sohbet etti ve gençlerin anlattıklarından Kıbrıs Türk Eğitim Sistemi’nin en net resmini yazılarıyla çekti…

 

Kıbrıs Gençlik Platformu’ndan gelen bu gençlerin hepsi nitelikli, aydın birer kişilik; Çağrı Dora İstanbul Üniversitesi Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı,   Kasım Aykent Yıldız Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme,   Nuhcan Akçid ODTÜ Coğrafi Bilgi Teknolojileri, Salih Örses Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sosyoloji ve Sıla Murat İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisi… Yazıyı okuduğunuzda, hemen hepsinde şu endişenin olduğunu anlıyorsunuz: “Bizim geleceğimiz ne olacak?”

 

Gençlerin dile getirdiği her unsur, eğitim sistemimizin kanayan bir yarasını ortaya koyuyor. Ancak özellikle Çağrı Dora’nın anlattıkları eğitimimizin çarpık durumunun en açık ispatı gibi… İşte Çağrı Dora’nın söyledikleri:

 

“Koleje girdiğim zaman kendimi bambaşka bir ortamın içerisinde bulmuştum. Tamamen değişik bir ortam... Özel derslerle tanıştım: Kimya dersine git Çağrı, oradan çık Biyoloji dersine git Çağrı!.. Matematik'e git çağrı… Çünkü eğer bu özel derslere gitmezsen sınıfı geçemezdin… Normalde bir dersten 4 alırken, sadece o öğretmenin özel dersine giderek, bütünlemede 9 aldım!.. Yani bu özel ders sürecinde bende farklı bir bilinç, süper bir zeka gelişmişti herhalde (!)"

 

 

 

 

 

 

BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

 

Evde Eğitim

 

Türkiye eğitim sistemindeki 4+4+4 formülü düzenlemeleri TBMM’den bu şekliyle geçerse, ilk 4 yıldık eğitim döneminden sonra öğrenciler isterlerse eğitimlerini evde sürdürebilecekler…

 

         Evde eğitim konusunda dünyada çok farklı örnekler var. Amerika, İngiltere ve birçok İskandinav ülkesi evde eğitime önemli kısıtlamalarla izin veriyor. Fransa, Belçika, Avusturya gibi ülkelerde evde eğitim alan çocukların sürekli denetlenmesi prensibi var. Örneğin Avusturya eğitim sistemi yasalarına göre, bu çocuklar yılda 4 kez sınava girmeli… O sınavlarda okula giden yaşıtlarıyla aynı performansı gösteremezlerse okula dönmeleri gerekiyor.

 

         Almanya, İspanya, İtalya ve Güney Amerika ülkelerinde ise evde eğitim yasal değil… Dahası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de bu yasağı destekler kararlar almış durumda.

 

Almanya’da yeterli din eğitimi almadığı için çocuklarını evde eğitmek isteyen bir ailenin 2003'de AİHM'e yaptığı başvuruya AİHM, Almanya’daki evde eğitim yasağının arkasında durarak 2006’da şu kararı verdi. Kararda "Aileler, mecburi eğitimi inançları sebebiyle reddedemezler. Çocuklar ailelerinin evde eğitim kararının sonuçlarını öngöremezler. Okullar toplumu temsil eder ve o toplumun bir parçası olmak, çocukların yararınadır. Ailelerin çocuklarını eğitme hakkı, çocuklarını bu deneyimden mahrum bırakma noktasına kadar gidemez" denildi…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1313 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler