1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Çocuk cinayetleri de politiktir!
Çocuk cinayetleri de politiktir!

Çocuk cinayetleri de politiktir!

Derdiniz ‘Annelik Mitine Zarar Gelmesin’ mi? Yoksa Gerçekten Bir Çocuğun Yaşamının Sona Ermesi mi?

A+A-

 

Cansu N. Nazlı
Kadın Eğitimi Kolektifi Eğitmeni

cansunazli@yahoo.com

 

 "Çocukların aileleri tarafından sömürülmesini ortadan kaldırmak istemekle mi itham ediyorsunuz bizi? Bu cürümü işlediğimizi itiraf ediyoruz.” F. Engels, K. Marx

Uzunca bir süredir aklımı kurcalayan, Küçük Ercan’ın aramızdan alınması ile açıkça ifade etmemenin bir çocuğun ölümüne sessiz kalmanın yanında bunca yıldır verilmekte olan ev içi şiddet karşıtı mücadeleye leke olacağı bir gerçekten söz etmek istiyorum. Kadınların çocuklara şiddet uygulayabileceği gerçeğinden.

Derdiniz ‘Annelik Mitine Zarar Gelmesin’ mi? Yoksa Gerçekten Bir Çocuğun Yaşamının Sona Ermesi mi?

Konuyla ilgili olarak gerek mevcut olayda gerekse zaman zaman medya yansıyan yurt dışında gerçekleşen benzer olaylarla ilgili olarak kamuoyunda infial oluşurken kutsal, melek anne figürünü yerle yeksan eden bu kadınlar toplum nazarında hedef tahtasındaki yerini hiç tereddütsüz, hemen alır. Yapılan yorumlar ekseriyetle anneliğin sorgulanmasıyla başlayıp gayrı insani cezalandırma talepleriyle sona erer. Bu yorumlardan çok azı çocuk haklarını dert edinir. Ne yazıktır ki çocuk haklarını dert edinen yorumlar da Çocuk Hakları Beyannamesi’ni özetlemekten ileri gitmeyen genel geçer hak söylemlerinden oluşuyor. Hak ihlalini yapanı kınama noktasında dahi düzgün tavır alamayan yalnızca ‘çocuk hakları savunucuları’ değil, aynı zamanda feministler de. Burası dış anlatım gibi okunsa da çuvaldızı önce kendimize batırmak niyetinde olduğumu belirtmeliyim. Bu yüzden kadınların çocuklara uyguladıkları şiddetle ilgili feminist hareketin tutumunu daha da açacağım.

“Sadece Konuştuklarımızdan Değil, Sustuklarımızdan da Sorumluyuz”

Yıllar önce okuduğum Bell Hooks’un Feminizm Herkes İçindir isimli kitabında, toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle çocuk bakımının kadınlar tarafından ekseriyetle üstlenildiği aile yapısı içerisinde kadınların da çocuğa yönelik ev içi şiddetin uygulayıcısı oldukları ve bununla ilgili feminist hareketin sessiz kaldığı söyleniyordu. O zaman fark etmiştim ki, ev içi şiddet karşıtı mücadele verip kadınların özgürleşebilmesi için mücadele eden bizler, bir kadının şiddete uğradığında gösterdiğimiz tepkinin 10’da birini bir kadın tarafından çocuk şiddete uğradığında göstermiyorduk. Bunu fark ettiğim an adeta sarsılmıştım, zira ben de dahil birçok kadın hakları aktivisti kadının çocuk hakları konusunda da duyarlı olduğunu biliyordum. Peki, bu sükunetin sebebi neydi? “Sadece konuştuklarımızdan değil, sustuklarımızdan da sorumluyuz” derdi Aziz Nesin. Öyleyse sustuğumuz bunun gibi her olayda bizim de sorumluluğumuz doğuyordu.

Yıllarca ev içi şiddetin önlenmesi için politika yapan kişilerin yaşanılan şiddetin bir kadın tarafından vuku bulsa da ‘eril şiddet’ olduğunu ifade etmekten öte söyleyecek bir sözleri yok muydu?  İçinde yaşadığımız sistemde kadınların çocuklara şiddet uygulamasının ataerkiyle ilgisi olduğunu söylemek neye yarardı, bir kadın cinayeti yaşandığındaki gibi çocuk cinayeti yaşandığında da suçlunun gereken cezayı almasını talep ederek devletin bu suçun önlenmesi için yeterli önlemleri almadığını bağırmadıkça?

Kadınların Çocuklara Yönelik Şiddetine Karşı Feminist Bir Eleştiri Denemesi…

Kadının hem ev içi emeğinin sömürüsüne, hem de aile içerisinde kadına erkek tarafından uygulanan baskıyı ifade eden en iyi sözlerden biri Engels’e aittir. Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni kitabında şöyle der: Aile içinde erkek burjuvadır; kadın proletarya rolünü oynar.

Engels’in deyimiyle ‘kadınların evcil köleliğine dayanan modern ailede’ ev işleri ve çocuk bakımının kadının sorumluluğu olduğu düşüncesiyle özel alana hapsedilmesi, gerçekliğimizin bir parçası olmaya bugün de devam ediyor. Bununla ilgili pek çok feminist literatür mevcut ancak biz, erkeklerin kadına yönelik şiddetini, erkeklerin çıkarına olan bu sömürü ilişkisinin devamlılığını sağlamak için kadınlar üzerinde kontrol kurarak güç kullanması olarak tarifleyebiliriz.  Peki, kadınların ezilen konumunda olduğu bu ilişkide nasıl oluyor da kadınlar şiddet uygulayarak ezen haline gelebiliyor?

Hayatını ezilenlerin eğitimine adayan bir eğitimci olan Paulo Freire, ezilenlerin ezen haline gelebilmesini, ezilenlerin ezildikleri süreçte özgürlüğün ezenlere ait olduğunu sandıklarından özgürleşmek adına bunu yaptıklarıyla açıklar.

Anne Sadizmini Konuşmak…

Bell Hooks Değişme İsteği isimli kitabında, içinde bulunduğumuz toplumsal sistemde kadınların özgürce hükmedebildikleri gruplara, bu grubun çocuklar ve daha güçsüz kadınlardan oluştuğunu da belirterek erkekler kadar şiddet uygulayabildiğini söyler. Ve daha da ileri giderek, kadına yönelik yetişkin erkek şiddetini daha iyi anlayabilmek için kadınların çocuklara, özellikle de erkek çocuklara uyguladığı şiddeti, anne sadizmini incelemek gerektiğine dikkat çeker.

Birçok feministin bu satırları kanı çekilerek okuduğunu görür gibiyim. Ancak toplumsal bir gerçekliği yadsıyarak ya da kendimizi rahatlatacak şekilde tanımlayarak (kadınların uyguladığı şiddete eril şiddet derken olduğu gibi) onu değiştiremeyeceğimizi, değiştirmek için önce onunla yüzleşmemiz gerektiğini bilmeliyiz.

Ne yapmalıyız?

Kadınların özgürleşmesi için tabuları yıkma mücadelesi verenler, konuşulması kadınların aleyhine olabilecek şeylerle ilgili sükut etme, sükut edileni zikredenleri de bastırma yönünde tavır geliştirirse tabuları yıkalım derken yeni tabular oluşturmuş oluruz ki, bu da hiç feminist bir tavır sayılmaz.

Bu sebeple ev içi şiddete karşı mücadele eden herkes, çocuklara yönelik istismar ve şiddeti uygulayan erkek de olsa, kadın da olsa, LGBT birey de olsa aynı tonda ve kararlılıkla eleştirmelidir.  Bütün çocukların önleyici ve koruyucu tedbirler alınarak istismara ve şiddete uğramadan sağlıklı olarak yetişebilmeleri, cinsiyeti, cinsel yönelimi fark etmeksizin özgür bireyler olabilmeleri, ücretsiz bir şekilde bilimsel, laik, kamusal eğitimden faydalanabilmesi için muhafazakarlaşmaya, cinsiyetçiliğe, homofobiye, neoliberal politikalara karşı örgütlü mücadele vermeliyiz.

Zira, Freire’nin de dediği gibi, ezilenler ancak ezenleri keşfettikleri ve özgürlük için örgütlü mücadeleye girdikleri zaman kendilerine inanmaya başlarlar. Bu mücadele özgürleştirici bir eğitimdir!


Kaynaklar:

  • Freire, Paulo. Ezilenlerin Pedagojisi, 6. Baskı, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2008
  • Hooks, Bell. Feminizm Herkes İçindir, 3. Baskı, İstanbul: Bgst Yayınları, 2014.
  • Hooks, Bell. Değişme İsteği, Erkekler, Erkeklik ve Sevgi, 1. Baskı, İstanbul: Bgst Yayınları,2018.

 

Bu haber toplam 818 defa okunmuştur
Etiketler :
Gaile 454. Sayısı

Gaile 454. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler
İlgili Haberler