1. YAZARLAR

  2. Salih Sarpten

  3. Çocuğumu Hangi Okula Göndermeliyim
Salih Sarpten

Salih Sarpten

Yazarın Tüm Yazıları >

Çocuğumu Hangi Okula Göndermeliyim

A+A-

Büyük bir ihtimalle siz de birçok her anne-babanın gibi “çocuğumu hangi okula göndermeliyim?” karmaşasını yaşayanlardansınız. Zihninizde şu sorulara yanıt aradığınız çok olmuştur…

  • Özel okul mu daha iyi resmi okul mu?
  • Evimizin yakınında bir okul var ama diğer semtteki okulun daha iyi olduğunu söylüyorlar gerçekten öyle mi?
  • Çocuğum filanca okulun giriş sınavını kazandı ama bu durum onun özel ders kıskacından kurtulmasına yetecek mi yoksa daha da artıracak mı?
  • Çocuğum falanca okulun sınavını kazandı ama okumak istediği yükseköğretim bölümü için o okul doğru adres mi?

Bu soruları artırmak mümkün, ancak sanırım esas yanıt verilmesi gereken; “çocuğum okulda ne öğrenecek?” sorusudur. Ne var ki bu sorunun yanıtının yerine “okuyup doktor, mühendis, avukat ya da öğretmen olsun, kendini kurtarsın” düşüncesi zihninizde daha ağır basmaktadır…

İşte sanırım bu nedenledir ki iyi eğitimi, koleje giriş ya da iyi bir üniversiteye giriş sınav sonuçlarına bağlıyoruz… İyi ve erdemli insan olma, bilimsel problemleri görebilme, toplumumuzun ve insanlığın geleceğine ilişkin doğruları sezebilme, etik, estetik ve doğaya saygıyı içselleştirme gibi öğretiler hakkında çok fazla gailemiz yok gibi… Başka bir ifadeyle söyleyecek olursam iyi insan olma, nitelikli birey özellikle taşıma yerine “okusun, kendini kurtaracak bir mesleği” olsun düşüncesi çok daha ağır basıyor…

 Oysa yüzümüzü biraz dünyaya çevirdiğimizde, “en iyi okullar” dediğimiz okullarının temel uğraşının iyi insan, nitelikli birey olma olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Eğitim bilimi literatürüne baktığımızda ise; okuma ve anlama kabiliyetini en iyi geliştirenlerin Yeni Zelandalılar, matematiği en iyi öğretip kullandırmasını bilenlerin Finlandiyalılar, yabancı dili öğretmede ve öğrenmede en başarılı olanların Hollandalılar, fen bilimlerini, teknolojiye en iyi aktarıp uygulayan ve bunu en iyi öğretenlerin Japonlar olduğu görmek mümkündür. Benze şekilde lise seviyesinde en başarılı eğitimi veren okulların İskandinav ülkelerinde, en kaliteli mesleki öğretim yapan okulların Almanya’da, üniversite seviyesinde özellikle lisansüstü eğitimde ve sanat alanlarında en iyi öğretimi veren okulların da ABD’de olduğunu birçok nitelikli sıralamada görebiliyoruz.

Tüm bu ülkelerinin eğitim sistemlerindeki ortak nokta ise şu: Bu ülke eğitim sistemlerinde;

  • Her çocuğun kendi hızında öğrenmesine müsaade edilir.
  • Öğrenciler, kendi öğrenme hızlarına göre sistem içinde ilerlerler.
  • Daha hızlı öğrenen öğrenciler, yavaş öğrenenlere yardım edecek bir yapı vardır.
  • Çocuklar onlarca kitap ve metin arasından hoşlarına gideni seçerler. İlgilendikleri ve keyif aldıkları alanlarla uğraşırlar.
  • Arkadaşlarına yardım etme,  sınıf arkadaşıyla rakip değil ekip olma, düşüncesini özgürce söyleme ve beklide en önemlisi; neyi bilip-bilmediğini değil, hangi tutum ve davranışları kazandığının ölçülüp değerlendirilmesi esas alınmıştır.

O yüzden çocuğumu hangi okula göndermeliyim sorusunun yanıtı da aslında buralarda saklıdır. Birileri tarafından oluşturulan “bunlar iyi, diğerleri kötü okuldur” algısı ile hareket etmeniz çocuğunuz iyi eğitim almasını sağlamayacak. Önemli olanın ona, okula gidiş gelişlerden ders çalışmaya, beslenmeden sosyal faaliyetlere kadar bir olguda kendi problemlerini kendisinin çözebileceği iyi bir okul kültürü yaratacak okulu seçebilmektedir. Bu nedenle; oluşturulan algılarla değil, bahsettiğim unsurlara bakarak çocuğunuza bir okul seçmeniz en doğrusu olacaktır.


Biliyor muydunuz?

Her 3 Tezden 1’i Çalıntı

Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, yüksek lisans ve doktora tezlerinin %34'ünde "ağır intihal" yani bilimsel hırsızlık yapıldığını ortaya koydu. Vakıf üniversitelerinde intihal oranı %46 seviyesine çıkarken kamu üniversitelerinde bu oran %31 oldu.

Bilimsel çalışmaların "orjinal" olup olmadığını gösteren benzerlik indeksinde de dünya ortalaması %15 iken Türkiye'de bu oran %28.5 çıktı. Bu da Türkiye'de yapılan çalışmalarda ortaya yeni bir şey konamadığı ve çalışmaların sıklıkla bir birini tekrar eden araştırmalar olduğunu gösterdi. Çalışma kapsamında İngilizce tezlerin benzerlik indeksi yüzde 24 iken, Türkçe tezlerde bu oran yüzde 29 oldu.

Araştırmanın amacı intihal olmamasına rağmen araştırma sırasında yüksek intihalli tezler görmezden gelinemeyecek kadar çok olunca bu tezler intihalli olarak işaretlendi. Araştırma sonucunda 207 tezin, yani tezlerin %34'ünün (3’te 1’i) yüksek intihalli olduğu ortaya çıktı. Yüksek lisans tezlerinde intihalli oranı %36 iken, doktora tezlerinde bu oran %26 oldu. İngilizce tezlerde %28, Türkçe tezlerde ise %35 oldu.

İntihal konusunda oldukça sabıkalı olduğumuz tartışmasız bir olgu olarak karşımızda durduğuna göre KKTC’de durumun daha vahim olduğunu söylemeye gerek yok sanırım... Türkiye’de ve oradan transfer edilen anlayışlarla KKTC'de, neden "bilim" yapılamadığını şimdi daha iyi anlıyor musunuz?

 

Not: İntihal, bir başkasına ait bir fikri, düşünceyi ya da kavramı sahibine atıfta bulunmadan kullanmaya yani akademik hırsızlığa verilen isim.

Kaynak: Kemal Göktaş / Cumhuriyet…http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/egitim/559487/Akademide_intihal_depremi.html

 


Aklınızda Bulunsun

 

Dünya’nın En Pahalı Okulu

İsviçre'nin Rolle kasabasındaki bulunan “Institut Le Rosey” adındaki lise kademesindeki okul yıllık 113 bin dolarlık eğitim ücretiyle dünyanın en pahalı okulları sıralamasında birinci sırada. Her şeyden önce şunu söylemeliyim; bu okul en iyi okul değil, en pahalı okul… Peki, bu okulu en pahalı yapan şey ne?

  • 1880'den beri dünyanın önde gelen isimlerini eğiten okuldan Mısır kralı Faruk, Monaco Prensi Ranieri, İran şahı ve Belçika Kralı Albert II gibi liderlerin mezun olması okulun bu anlamdaki unvanını artırıyor.
     
  • 14'üncü yüzyılda inşa edilmiş bir ortaçağ şatosunda eğitim vermeye başlayan Institut Le Rosey lisesinin mezunları dünyanın en iyi üniversiteleri gidebiliyor. Ancak bu oran sadece %25 yani her dört mezundan biri dünyanın sayılı üniversitelerine yerleşiyor.
     
  • Le Rosey aynı zamanda ülkenin en eski yatılı okulu unvanını da taşıyor. Bu yatılı okulun bugün de çok tutulmasının nedeni babadan oğula bir gelenekle ünlü mezunların çocuklarının da İsviçre'de eğitim görerek görgü ve zarafetlerini de artırmak istemesi.
Bu yazı toplam 4405 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar