1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÇOCUĞUM İÇİN BİR YUMURTA İSTİYORUM
ÇOCUĞUM İÇİN BİR YUMURTA İSTİYORUM

ÇOCUĞUM İÇİN BİR YUMURTA İSTİYORUM

Dino Buzzati’nin Büyülü Öyküler adlı kitabı Gilda Saso adlı yoksul kadının, kızının küçücük bir isteği için verdiği onurlu savaşımın aslında, insanlık tarihinin böylesi simgelerle dolu olduğunu bir kez daha anımsatır. Her bir öyküsünde çağdaş insa

A+A-

 

Dino Buzzati’nin Büyülü Öyküler adlı kitabı Gilda Saso adlı yoksul kadının, kızının küçücük bir isteği için verdiği onurlu savaşımın aslında, insanlık tarihinin böylesi simgelerle dolu olduğunu bir kez daha anımsatır.

Her bir öyküsünde çağdaş insanın gizem perdesini aralamayı deneyen, kaleminden süzülen kelimelerin anlam yüküne yük ekleyen, İtalyan Edebiyatı’nın en önemli yazarlarındandır, Buzzati.  Çağdaş insanın portresinde görebildiklerimizin en güzel yansıdığı sözcük “trajedi”dir. Trajedilere ayna tutan tutumuyla Yumurta adlı öyküsüne şöyle başlar yazar:

Krallık köşkünün bahçesinde Uluslararası Mohaç on iki yaşından küçük çocuklar için büyük bir yumurta yarışması düzenlemişti. Biletler yirmi bin liretti… Yirmi beş yaşında, ne güzel ne de çirkin olan, ufak tefek incecik, uyanık yüzlü, iyi niyetin yanı sıra bastırılmış isteklerle dolu- ne yazık ki baba adı olmayan dört yaşlarında sevimli bir kız anası- Gilda Saso, kendi kızını da buraya götürmeyi düşündü (…)

Gidebildiler mi? Evet.

Yoksulluk içinde yaşayan Gilda, bir karışıklıktan yararlanarak biletsiz olarak çocuğuyla birlikte köşke girmeyi başarır. İnsanın önüne çıkan engellerin sınır olmadığını, hele de bir anneyseniz, Gilda’nın hikâyesinden yüreğinize atılan sızılarla duyumsarsınız.

Engellerin” sınır olmadığını öğrenebilmek için illa ki anne olmak şart mıdır? Onurlu ve insanca yaşamak isteğini “annelik” kavramında simgeleştiriyorum. Sanırım iletilmek istenen söz yerini bulacaktır, okuyucunun usunda. Gönül rahatlığıyla yazı yoluma devam edebilirim. (Sıkıntı veren ve baskılayan kalıp yazıcı görüntüsünden, her zaman kaçmayı ve özgürce cümleler arasında savrulmayı yeğ tutmuşumdur.) Paranteze aldığım bu şahsi açıklamanın ardından öykünün devamına doğru, sizle birlikte gidelim isterseniz? Köşke giren anne kız bir yumurta bulmayı başarır. Lakin aslında kör olan ve fakat hiç de görünmez olmayan kader onların kollarından çeker alır yumurtayı… Kaptırılan yumurtanın acı dolu sahnelere dönüştüğü anlarda yanlarından geçen ve eli kolu yumurta dolu varlıklı bir kız ona acır ve yumurtalarından birini verir. Onur ve acımak sözcüklerinin birbirine toslayarak, hayatta öncelik yarışına giriştiği böylesi bir durum oluşmuşken, varlıklı kızın yine varlıklı annesi işe karışır.

Görüldüğü gibi mutluluk uzun sürmüyor. “Mutluyum” diyebilmek an ile sınırlı değil mi yaşamlarımızda? Ve laf arasında, yüksek sesle telaffuz edildiğinde bu sözcüğün büyüsünün kaçabileceğine de hep inanmışımdır.

Öykünün devamını merak edenler için kısacık bir özetle şöyle aktarabilirim: Varlıklı anne olaya karışınca Gilda Saso’nun köşke bir şekilde biletsiz girdiği anlaşılır. İş iyice çığırından çıkmıştır. Hak ve hukuk savaşı her zamanki gibi güçlü ile güçsüz arasında tüm şiddetiyle meydan muharebesine dönüşmüştür. Bu öykünün ana temasında “istek” vardır. Masumca ve hakça bir istek! Polisler yoksul genç kadını götürmek istediklerinde ise kimse ona dokunamaz. Çünkü o, bileklerini kavrayıp, sürükleyerek yaşam mücadelesinden koparmak isteyenlere karşı duran, saldırıya uğramış, aşağılanmış bir anadır. Doğanın zincirinden boşanmış bu güce kim saldırabilir ki?! Evine döner. Yuvasına… Kollarının arasındaki çocuğun bakışlarına kenetleyerek yüreğini… Ve aynı bakış evinin etrafını saran güçleri hurdaya çevirmeye yetmiştir. Gücü tükenen güçler ne istediğini sormaya gittiklerinde cevabı aynen şöyledir:

Yumurta. Çocuğum için bir yumurta istiyorum.

Bu yazıyı aynı başlıkla daha önce de kaleme almıştım. Girne’deki bu son günümde yine aklıma düştü Gilda Salso ve onun onurlu ayakta duruşu… Yalnızlıkların ördüğü ipekböceği kozalarında saklı yaşamlar keşfettim. Ve gördüm ki: birkaç sözcüğün kapalı kozaları açması için hazır bekler an’lar… An biriktirmenin ötesinde gezinen hayatlar, yaşam büyüsünü kaybediyor. Eğer an’ı biriktirmeyi ve hayattan beklentinin aslında bir yumurta büyüklüğünde olduğunu anlamanın sihrini keşfedersek, insanın kendisinin sihirli değneğe dönüşmesi de gerçekleşiyor. Kişisel hırsların ördüğü bedenler dışa yansıttıklarıyla, duygusal bağlamda, ne yazık ki eğreti otu misali dik duramıyor yaşamda… Özünde iyi ve fakat sorunun sarmaladığı yaşamlarında hayattan usanan gözlere tanıklık ettim şu geçen zaman içinde… Apaçık alınanlar ve gücenenler olacaktır muhakkak ki: laf çok ve fakat iş yok bu diyar-ı âlemde! Hayattaki isteklerimiz gerçekte, bir yumurta büyüklüğünde... Aynı şekilde yaşamın, yumurta kadar da kırılgan bir yapıya sahip olduğunu hiç düşündünüz mü? Ne kadar kolay onurlu bir kişiliği kolayca kırabilmek… Gücüne inanılan inat uğruna hurdaya çevirebilmek… Bir yazarın, tüm içtenliği ile anlattığı öykü, umutsuzluk, çaresizlik duyguları içinde yaşadığımız kendi hayatlarımızdan daha gerçek olabiliyor. Koştura koştura anlam veremediğim bi’ biçimde yol alıyor insanlar… Buzzati’nin, öykülerini, düşünmek, içimdeki sızıyı hissetmek,  acıyı anlamak ve özlemleri duyumsamak için mavi denizin sakinliğine bakarak okuyorum. Sonrasında yazıyorum. Sessizliği dinleyip, şikâyet psikolojisine takılı kalmış zaman ibrelerine gülerek geçiyorum. Eğer saatiniz yoksa zamanla da ilişkiniz yoktur şu gerçek (!) dünyada…

Doğruyu söylemek gerekirse, uzun sürmüş bir soluklanmanın ardından bu yazı bir göndermedir. Ben Ada’da doğdum. Yeşilin yeşil olduğu en güzel zamanda açtım gözlerimi ve gördüm yeşilden önce maviyi… Tuzu kokladım mavinin ışıltılı yıldızlarında ve yıllar sonra yine Ada’nın en güzel yeşiline tosladım. Zaman zamana aktığında an denilen kısacıklığın içinden umutları, arzuları, yaşanmış cümlelere kattık. Geriye tek bir soru kaldı:      

Aslında küçücük bir yumurta değil midir, hayattan istediğimiz?

Yanıt “Evet” ise;

Dön ve bak kıyıya…

Orada göreceksin hırçın bir dalga…

Hoyratça bırakmış bedenini ıslak kum taneleri arasına.

Her şey bizimle başlamamış mıydı?

Zaman geldi ve böldü başlangıçları…

Kifayetsiz sözcükler değil sadece satır aralarında sıkışıp kalan;

Duygudan yoksun sessizlikler aynı zamanda…

Dönüp bakmak gerek arada yaşanmışlıklara…

Ve zamana!

Aslında küçücük bir yumurta değil midir, hayattan beklentimiz?

Ve doğarken ağlıyor insan; yaşama, yalnızlıklarına, yaşanmışlıklarına ve korkularla çevrili hayatlara… Tükettiği her acıya…

Kıbrısla dolu dolu yaşamlar sizlerle olsun; bizlerinse özlemlere sığdırdığımız an dolu belleklerle koştura koştura yaşanan yalnızlıklar…

Bellekler an’larla ağırlaşır insan bedeninde!

Bu haftalık da benden bu kadar!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1165 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler