1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Çoban Fikret’i öldüren adam hem oğlunu, hem torununu kaybetti...”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Çoban Fikret’i öldüren adam hem oğlunu, hem torununu kaybetti...”

A+A-

Bir Kıbrıslırum okurumuz (adı yanımızda mahfuz) şu bilgileri paylaşmak istediğini söyledi:

“Sevgili Sevgül, yazılarını sürekli okuyorum. İncisini Kaybeden İstiridyeler adlı kitabının Rumcası’nı bir arkadaşım bana ödünç verdi çünkü piyasada yoktur, iki defa okudum... Yaşadığım travmayı anlatmam çok zor... Gecelerce uyuyamadım, bu memlekette yaşananları düşündüm...
Bence bu cinayetleri işleyenler, ister Kıbrıslıtürk, ister Kıbrıslırum olsunlar ancak kendi evlatlarının başına bir şey gelirsa, o zaman pişman olurlar yaptıklarına.
Bakınız bizim köyde neler oldu: Bir adam vardır, bu adam Aysozomenolu Çoban Fikret’i öldüren kişilerden birisiydi. Halen hayattadır kendisi.
Çoban Fikret, çok genç bir çocuktu ve onu öldürmek isteyen Kıbrıslırum polisi ve yanında bulunan size sözünü ettiğim adama yalvarmıştı: “Yaşım çok gençtir, lütfen öldürmeyin beni, sonra annem çok ağlayacak” diye... Ama onu da, Lurucina’dan gelen Balligari’yi de öldürmüşlerdi.
Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra, size sözünü ettiğim adamın oğlu bir gün ovada işlerken, balya makinesi – o zamanlar dikdörtgen şeklinde balya yapılırdı – bir tutukluk yapmış ve oğlu makinedeki tıkanıklığı gidermek isterken kendini makineye kaptırmış, parçaları bütün tarlaya dağılmıştı... Yıllar sonra bu adamın bir da torunu vardı, o da trafik kazasında ölmüştü ve cenaze töreninde, hayatta olan oğlularından biri babasına bağırıp çağırıyordu: “Ne günahlar işledin be baba da hala daha bedelini öderik” diye... Köyümüzdekiler, bu katil adamın bu kayıplarının, ettiklerinin cezası olduğunu anlatırlar hep... Tabii ki kendi evladının ya da torununun ne günahı vardı diyeceksiniz ama ona bakarsanız Çoban Fikret’in da ne günahı vardı? Eden bulur... Ben da bunu paylaşmak istedim...”
Adı yanımızda mahfuz olan bu Kıbrıslırum okurumuza paylaştığı bu bilgiler için sonsuz teşekkürler...

***

“11 yaşımdayken kapımızın önünden esirleri geçirmişlerdi, ardından silah sesleri...”

Bir okurumuz bize gönderdiği elektronik postada şunları paylaştı:
“Merhaba Sevgül hanım, sizin kazılarla ilgili notlarınızı her okuduğumda içimde çocukluğumdan kalma korkulara bağlı dehşete kapılıyorum.
1974’te ben henüz 11 yaşımdayken Komi Kebir'den savaş sonrası ayrılmayan Rumlar vardı ve onları gözleri bağlı nenemin kapısının önünden araçlar içinde doldurup götürmüşlerdi, ardından da silah sesleri. Ben ve herhalde benim gibi daha niceleri hatırlıyordur bu olayı. O zamandan sizin kazılarla ilgili çalışmalarınız basında yer almaya başladığı zamana kadar ben bunu unutmuş görünüyordum,ya da öyle işime geliyordu. Daha sonra İncisini Kaybeden İstiridyeler kitabınızı okuduğumda o hatırlamak istemediğim sahne gözümün önünde belirdi. Hatta şöyle bir şeyi daha anımsadım, evimiz karakola yakındı ve kalan Rumlar’ı oraya götürüp dövüyorlardı. Rahmetlik annem kulaklarını kapatıyordu duymasın bağırmaları diye. Anneme niçin dövüyorlar diye sorduğumda, bana 'acıları var geçmişe dair” demişti. Efendim köyden bazılarını 1963’te yoldan kaçırmışlar (Türk) tabii onların çocukları nasıl bir psikoloji ile büyüyüp bu hale geldi!...Hep misilleme yaptı iki taraf da. İnşallah herkesin eşi, babası, çocuğu...her kimleri kayıpsa, gayretleriniz sonucu bulunur ve herkes biraz olsun huzur bulur.Sağolasınız ki bu çabayı gösteriyorsunuz.Sevgiyle kalın.”
(Adı yanımızda mahfuz).

Bu yazı toplam 1576 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar