1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. CİSİM DEĞİL, VARLIK ÖNEMLİ
CİSİM DEĞİL, VARLIK ÖNEMLİ

CİSİM DEĞİL, VARLIK ÖNEMLİ

Antalya’dayız… TC Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği, Uluslararası Kadın ve Medya Sempozyumundayız. Türkiye’de de ilk kez bu kadar geniş bir ölçekte düzenlenen sempozyum, bir taraftan Antalya&#

A+A-

 

Antalya’dayız…

TC Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği, Uluslararası Kadın ve Medya Sempozyumundayız.

Türkiye’de de ilk kez bu kadar geniş bir ölçekte düzenlenen sempozyum, bir taraftan Antalya’nın turizm tanıtımını yapıyor bir taraftan da dünyanın çeşitli ülkelerinden çok sayıda medya çalışanı ve yöneticisini buluşturuyor.

Limasol’dan hareket eden kruvaziye gemilerinin getirdiği turistin mutluluğunu yaşayan Antalya, Vali Ahmet Altıparmak’ın verdiği bilgiye göre, 2011 yılında 11 milyon turist ağırlamış.

Ama buna rağmen çalışmalar ve geleceğe yönelik vizyon yerinde saymıyor.

Sadece böylesi bir sempozyumun bile Antalya’nın tanıtımıyla da birlikte düşünülerek organize edilmesi buna bir örnek.

İran’dan Azerbaycan’a, Amerika Birleşik Devletleri’nden İngiltere’ye kadar oldukça geniş bir coğrafya çizilmiş, sempozyum için. Bunlar arasında Türkiye’nin 81 ilinden temsilcileri ve Kuzey Kıbrıs da unutulmamış.

Öncelikle böylesi profesyonel bir organizasyonda bizzat bir devlet kurumu eli olmasının memnuniyet verici olduğunun altını çizmekte fayda var.

Kadın sorununa parmak basıp, bunu en yaygın alandan ele almak ve bunu uluslararası zeminde düşünmek bile takdir edilmesi gereken bir tavır.

Dünyada hala gelişen teknoloji, büyüyen ekonomi ve devleşen küreselleşmeye rağmen kadın sorunu canlı durmaya devam ediyor. Böylesi çalışmalar ise, bu sorunun varlığını bir kez daha hatırlayarak, farkındalıkları artırmak adına önemli rol oynuyor.

Eğer bu sadece sivil toplum hareketleri ile sınırlandırılmaz ve tabana yayılarak devlet eliyle de hassasiyet gösterilirse şüphesiz bu farkındalık çok daha sağlam bir zemine yerleşir.

Ama devletin bu hassasiyeti göstermesi, ne yazık ki mekanizmanın erkek egemen dilini değiştirdiği ya da değiştirmeye meylettiği anlamına da gelmiyor her zaman.

Örneğin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ı dinlerken, vurgu yaptığı çarpıcı verileri not etmek yanında, sahip olduğu erkek egemen dili aslında değiştirmediğini de anlıyorum, “kadın namus ve ahlakın bekçisidir” anlamına gelen ifadelerini duyduğum anda.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in de özellikle kadının değer ve önemini anlatırken, iffetine vurgu yapması bir başka ilginç nokta yaratıyor, siyasetteki kadın varlığını temsil eden bir kişi olarak.

Şüphesiz ki, bir değer olarak ahlaki yargıları ön plana çıkaracaksak, bunu sadece kadın üzerinden değil, erkek ile birlikte düşünmek zorunluluğumuz zaten doğanın gereğidir.

Ama ne var ki, egemen dil, egemen sistem bu bekçilik sorumluluğunu kadına yüklüyor.

Bu sorumluluk altında üstelik erkeğin aslında paylaşmadığı hatta kabul edilen doğası gereği türlü zorluk yarattığı bu süreçte kadının sağladığı başarı da ayrı bir tarafa yazılıyor.

Tıpkı Yeni Asır Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şebnem Bursalı’nın da dediği gibi, “bir kadının erkek mevkidaşları kadar başarılı olabilmesi için onlardan en az 3 kat daha fazla başarı elde etmesi gerektiği" gibi.

Türkiye bugün kadının hem medyada hem yönetim ve siyasetteki temsiliyeti açısından tam anlamıyla ideal bir tablo çizmese de veriler, Avrupa ikincisi konumunda olduğunu ortaya koyuyor.

 En azından 115 yıl sonra olsa da bir gazetenin Genel Yayın Yönetmenliği koltuğunda bir kadın oturabiliyor ki, bu en gelişmiş demokrasilerden sayılan ABD’de NewYork Times’in ancak 160 yıl sonra yakalayabildiği bir unsur.

Kıbrıs için düşünüldüğünde genel temsiliyet ve karar mekanizmalarındaki kadının varlığı çok daha görünmez.

Ancak kadının sadece varlık olarak bu alanlarda yer almasının aslında çok da anlamı yok.

Anlamlı olan bu varlıkla yeni bir dil yaratabilmek ve fark ortaya koyabilmek. Yoksa yeniden üretilen maço yapının cinsiyeti çok da önemli olmuyor.

Prof. Dr. Eser Köker medyanın aslında alternatif bir feminist dile ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Sadece medyanın değil, aslında sistemin kendisinin de.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 860 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler