1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Çin, Amerika ve Bizim Berberler
Çin, Amerika ve Bizim Berberler

Çin, Amerika ve Bizim Berberler

Kıbrıs’ta gündemde neler olup bittiğini takip etmenin en iyi yolu berbere gitmektir. Berberde sıra bekleyenlerin muhabbetleri, berberin traş esnasındaki yorumları önemli veriler olmakla birlikte, berbere “İşler nasıl?” diye sorduğunuzda

A+A-

 

 

Kıbrıs’ta gündemde neler olup bittiğini takip etmenin en iyi yolu berbere gitmektir. Berberde sıra bekleyenlerin muhabbetleri, berberin traş esnasındaki yorumları önemli  veriler olmakla birlikte, berbere “İşler nasıl?” diye sorduğunuzda önce “Eskisi gibi değil! Her yere bir berber açtılar!” der, akabinde de ana haber bülteni sunarcasına memleketin gündemindeki haberleri sıralar. Berberler ülke gündemine ilişkin farklı tavırlar takınabilirler: “Biz esnaf adamık, hangisi gelse aynıdır... Biz garışmayık...” bir dönemin yaygın değerlendirme modasıydı.  Şimdilerde ise moda değişti: “E çok hükümet gördük ama bu gadar fena hükümet görmedik!”.

 

MAO’NUN DERSLERI VE SARI İMPARATOR

 

1962 yılında, Çin’in devrimci lideri Mao Zedung, üst düzey yöneticileri ve komutanları ile bir toplantı yapar. Toplantının gündemi: Çin ile Hindistan arasındaki bir sınır anlaşmazlığı. Çin’in bu anlaşmazlık konusunda nasıl bir tavır takınacağı ile ilgili tartışmalar esnasında, devrimci lider Mao Zedung, Çin ve Hindistan arasında o güne kadar toplam bir buçuk savaş yaşandığını ve yaşanan her bir deneyimden Çin’in çıkarabileceği bir ders olduğunu söyler. Çin ile Hindistan arasındaki ilk savaş, 1967 yılından tam 1300 yıl önce Tang hanedanlığı (618- 907) döneminde yaşanmış. Çin, bu savaşta, büyük ve gayrı meşru bir isyanla karşı karşıya kalan Hindistan Krallığı’na destek asker göndermiş. Çin’in bu müdahalesinin ardından iki ülke yüzyıllarca karşılıklı ticaret yaparak barış içinde yaşamış. Bu eski savaştan çıkarılan ders, Mao’nun ifadesiyle, Çin ve Hindistan’ın sürekli bir karşılıklı düşmanlığa mahkum olmadığı, iki devlet arasında barışın da mümkün olabileceği dersi. Ancak Mao’ya göre, bunun ön şartı tıpkı o zaman olduğu gibi Çin’in yeniden askeri bir güçle Hindistan’ın kapısını çalması ve onu müzakere masasına getirmesi. Bu olay, sicili pek de parlak olmayan ünlü Amerikalı diplomat Henry Kissinger’ın “Çin Üzerine” isimli kitabında anlatılıyor. Çevirdiği tüm pis işlere rağmen “deneyimli bir diplomat” sıfatına haiz olan Kissenger, Çin’in bu olayda takındığı tavra bakarak iki önemli tespit yapıyor. Birinci tespit; Çin dışında, dünya üzerindeki hiç bir modern devletin, herhangi bir sorunu çözmek adına bir milenyum (bin yıl) geriye gidip, oradaki bir tecrübeden ders çıkaracağı bir devlet geleneği yok. İkinci tespit ise; Çin ve Amerika’nın sorun ve çözüm kavramlarına nasıl baktığı ile ilgili. Kissenger, “Biz Amerikalılar, dünyanın herhangi bir yerinde bize göre bir sorun olduğuna kanaat getirdiğimiz zaman, bu soruna kendimizce çözümler buluruz ve bulduğumuz çözümleri de uyguladığımız zaman sorunun çözüleceğini varsayarız” diyor. “Oysa Çin Devlet geleneği, 2000 yıldan fazla tecrübesiyle, bulunan her çözümün daha sonra başka bir sorunun parçası haline geldiğini bir çok kez tecrübe etmiş bir gelenek. Sorunlara da bu bakış açısıyla yaklaşıyorlar”. Yani anlayacağınız Çinliler, Çin Seddi’ni yaptıklarında sorunlarına bulunacak mutlak çözümün değil, bunun doğuracağı yeni sorunların beklentisi içindeydiler. Çin’in bu felsefesini Kıbrıs için düşündüğümüzde, ister istemez aklımıza bütün sorunlarımızın ezeli ve ebedi çözümü, “Kıbrıs Sorunu’nun Çözümü” geliyor. Bu durumda; Kıbrıs’ta yaşayan bir Çinli, olası bir çözüm durumunda, çözüm sonrası problemler için de kafa yorarken, aynı durumdaki Kıbrıslı Türk’ün temennisi: “Çözüm olsun da ondan sonra nesdersa olsun!” oluyor. Tabi iki toplumun tarihini ve devlet deneyimini kıyasladığımız zaman, “maharet Çinli olmakta” değil asıl “maharet 2000 yıllık bir tecrübe sahibi olmakta” diyebiliriz. Çinli tarihçiler, Çin Medeniyeti’nin başlangıç hikayesi olarak bir Sarı İmparator’dan bahsediyorlar. Bu Sarı İmparator’un hüküm sürdüğü dönem, eski Mısır’ın altın çağını yaşadığı dönem. Yani Çin medeniyetinin başlangıcına rastlandığı dönem; Ramses, dünya yüzünde en büyük iktidar, Antik Yunan şehirleri, henüz tekerleğin bile icat edilmediği kasabalar, Roma İmparatorluğu’na ise daha çok var! Üstelik söz konusu Sarı İmparator, Çin’in kurucusu değil! Halihazırda mevcut olup, bölünmüş olan Çin’i birleştiren bir imparator! Bu konuda da bir Çin-Kıbrıs kıyası yapacak olursak, kuvvetle muhtemel Sarı İmparator zamanında Kıbrıs’ın henüz sular altında olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalacağız. Hani bir laf vardır ya: “Biz bu işi yaparken, sen arabaya babu, yemişe da goggo derdin!” diye. Evet... Sanırım Çin, bunu bize söylese yeridir...

 

Çin’in devlet geleneğini, felsefesini ve bakış açısını, bizim berberlerin “E çok hükümet gördük ama bu gadar fena hükümet görmedik!” deyişiyle birlikte düşündüğümüzde, şu sonuca varıyoruz: Belki toplum olarak, Çin kadar görüp geçirmedik ama temennimiz, mümkünse onlardan daha hızlı öğrenmek! Mevcut şartlarda, ne içimizden bir Sarı İmparator çıkaracak kadar nüfusumuz, ne de ders çıkaracak hatalar yapmak için 3000 yıl geçmesini bekleyecek kadar vaktimiz var.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1063 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler