1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Çiftdüşün, Egemenlik ve Vesayet
Çiftdüşün, Egemenlik ve Vesayet

Çiftdüşün, Egemenlik ve Vesayet

On yaşındaki bir çocuğun bile kolaylıkla görebileceği bazı çelişkiler, okumuş, yazmış, üniversite bitirmiş insanlar tarafından fark edilemiyorsa, sorunu onların zekâlarında değil, daha derinlerde bir yerlerde aramakta yarar vardır. Egemenliğin en basit

A+A-

 

 

On yaşındaki bir çocuğun bile kolaylıkla görebileceği bazı çelişkiler, okumuş, yazmış, üniversite bitirmiş insanlar tarafından fark edilemiyorsa, sorunu onların zekâlarında değil, daha derinlerde bir yerlerde aramakta yarar vardır.

Egemenliğin en basit tanımı, bir milletin ya da bir halkın kendisiyle ilgili kararları başka hiç kimsenin müdahalesi olmaksızın kendisinin verebilmesidir. Vesayetin en basit tanımı ise, bir milletin ya da halkın veya onların temsilcilerinin milletle/halkla ilgili olarak verdikleri/vermek istedikleri kararların halkın oylarıyla iş başına gelmeyen içerideki (örneğin silahlı kuvvetler) ya da dışarıdaki (örneğin başka devletler veya onların yetkilileri) vasiler tarafından değiştirilmesi ya da geçersiz hâle getirilebilmesidir. Vasiler, bu “yetki”lerini, çoğu zaman, “doğru” ve “milletin/halkın yararına” kararların verilebilmesi amacıyla meşrulaştırmaya çalışsalar, hatta bu iddia doğru olsa dahi, vesayet sisteminin nihayette halkın/milletin kendisiyle ilgili kararları kendisinin değil başkalarının vermesi üzerine kurulu olduğu açıktır. Sanırım bu iki “en basit” tanımlama dahi, egemenlikle vesayetin birbiriyle bağdaşmadığını çok açık bir biçimde göstermektedir.

O hâlde, Kıbrıs Türk halkının “egemenlik” konusunda en hassas olan kesimlerinin vesayete en yumuşak bakan, onu en fazla meşru gören kesimler olması nasıl açıklanabilir? Yukarıda da belirttiğim gibi, çelişkinin son derece açık olduğu bir durumda, çelişik iki önerme (önerme 1: Kıbrıs Türk halkı egemendir ve öyle olmalıdır. Önerme 2: Türkiye Cumhuriyeti’nin özellikle lehimize olan durumlarda bizim yerimize karar alması doğrudur) aynı anda ve aynı kişiler tarafından hararetle savunulabiliyorsa, bunun sebebini zekâ eksikliğinde falan değil, daha derinlerde bir yerlerde aramak gerekir.

Orwell, resmi ideolojinin insanın düşüncesi ve muhakeme yeteneği üzerindeki etkisini mükemmelen ortaya koyduğu 1984’te, “çiftdüşün” diye bir şeyden bahsetmektedir. Yazara göre çiftdüşün, “insanın çelişik iki düşünceyi aynı anda kabullenmesidir”. [1] Normal şartlarda mantığa ve insan zakâsına ters olan bu durum, resmi ideoloji ve onun aygıtları aracılığıyla kurulan hegemonya sayesinde son derece doğal hâle gelmektedir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken, esas sorunun vesayet gibi modern demokraside asla kabul edilemeyecek bir şeyin kabullenilmesinden ibaret olmamasıdır. Burada sorun daha derindedir. Bir halk/millet ya da onun bazı kesimleri, vesayeti kabullenmekle kalmamakta, çiftdüşünebilmekte ve onunla asla bağdaşmayacak egemenliği vesayetle aynı anda ve aynı coşkuyla savunabilmektedirler.

Bu konuda başka örnekler de verilebilir:

Örneğin,

1. “Türkiye’de vesayet kabul edilemez. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”

2. “ama KKTC’nin içinde bulunduğu koşullarda vesayet doğrudur”

veya

1. “Irkçılık ve ayrımcılık kabul edilemez”

2. “ama Kıbrıs’taki somut koşullarda Türkiye kökenlilere yönelik ayrımcılık ve ırkçılık doğrudur” önermeleri de birbiriyle çelişiktir ancak bu çelişik önermeleri aynı anda doğru kabul eden insanların sayısı az değildir.

Yine de son iki örnekteki durumla ilk örnekteki durumu birbirinden ayırmak gerekir. İlk örnekte birbiri ile çelişik iki önermenin ikisini de aynı anda doğru kabul edenler, Orwell’in çiftdüşünü konusunda belki onun bile tahayyül edemeyeceği derecede mükemmel bir emsal oluşturmaktadırlar. Çünkü her iki önerme de aynı ülkede, tam olarak aynı olan koşullar için kabul edilmektedir. İkinci ve üçüncü örneklerde ise, Said’in sözünü ettiği “en bayağı entelektüel hile”nin emsali görülmektedir. Yazara göre, “bütün entelektüel hilelerin en bayağılarından biri, bir başkasının kültüründeki bozukluklar hakkında ahkâm keserken kendi kültüründeki tam tamına aynı uygulamalara mazeretler bulmaktır”.[2] Türkiye’de demokrasi havarisi kesilip Kıbrıs’ta vesayeti olumlayanlar da, solcu oldukları için ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı olduklarını söyleyip bu ülkede bunun daniskasını yapanlar da Said’in sözünü ettiği “hile”ye başvurmaktadırlar aslında. Her iki gruptakilerin de temel dayanağı farklı ülkelerdeki farklı koşullardır ve çelişkili tavır ve uygulamaların “meşru” mazeretleri bu farklı koşullardan kaynaklanmaktadır. O nedenle belki de bunları çiftdüşün emsalleri olarak değil, çifte standart olarak kabul etmek didaktik açıdan daha yararlı olabilir.

Elbette, on yaşında bir çocuğun mantığına dahi ters düşmesi beklenen bu çelişkilerin, çiftdüşünün ve çifte standardın, okumuş, yazmış, üniversite bitirmiş insanlar tarafından kabullenilmesi, insanın akıl ve ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratacaktır. Topluca delirme noktasına doğru hızla yol alıyor olmamızın sebeplerinden biri de bu olsa gerektir.

 

            


--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] George Orwell, 1984, çev. Nuran Akgören, İstanbul, Can Yayınları, 2004, s. 175.

[2] Edward Said, Entelektüel -Sürgün, Marjinal, Yabancı-, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1995, s. 87.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1031 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler