1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÇİÇEK SEVDASINI BULAŞTIRMAK
ÇİÇEK SEVDASINI BULAŞTIRMAK

ÇİÇEK SEVDASINI BULAŞTIRMAK

Stella Aciman: Sezin ve Eşref Eminağa… Omuz omuza, el ele vermişler, yılların yanı sıra sevgilerini de ‘çocuklarımız’ diye tanımladıkları bitkilere ve çiçeklere adamışlar.

A+A-

 

 

Stella Aciman

 

Ada’ya bahar geldi… Sarıpapatyalar yeşil çimenlerin arasında yüzlerini göstermeye başladı. Lapsanalar tarlalarda hafif rüzgarın etkisiyle adeta vals yapar gibi salınıyorlar. Hepimiz baharın kollarına doğru istekle, açlıkla koşuyoruz. Yoğun yağmurlardan, üşüten soğuktan yorulan ruhumuzu yeşille, sarıyla, kırmızıyla buluşturmak istiyoruz…

Sezin ve Eşref Eminağa… Omuz omuza, el ele vermişler, yılların yanı sıra sevgilerini de ‘çocuklarımız’ diye tanımladıkları bitkilere ve çiçeklere adamışlar. Yüzlerce bitkiden ve rengârenk çiçeklerin arasında dolaşırken ‘burada ne kadar büyük bir emek var’ diye düşünmemek mümkün değil. Hele Eminağa çiftinin yüzlerce ‘çocuğuna’ bakarken gözlerindeki sevgiyi, parıltıyı görmek insana hoş duygular veriyor. İç kısma yaptıkları küçük kafede otururken kendinizi adeta bir ormanın içinde gibi hissediyor, yudumladığınız kahvenin keyfini çıkarıyorsunuz. Her köşeden sarkan petunya, sardunya, hercai menekşelerin yanı sıra adını bilmediğiniz yüzlerce çiçek ve salon bitkilerinin arasında ruhunuz temizleniyor, geçen zamanın farkında bile olmuyorsunuz. 

 

 


 

LİMON YERİNE ÇİÇEK

 

Bitkilere olan merakınız ne zaman başladı?

Babamız bizler çocukken şebboy, karanfil, nergis gibi kesme çiçek üretirdi. Biz de o çiçekleri yol kenarlarında satardık. Bir de Lefkoşa’da çarşıya küçük çapta da olsa çiçek götürürdük. Çiçek üretimimiz 1963 yılına kadar devam etti.

 

Sonra?

Savaş başlayınca ihtiyaçlar da değişmeye başladı tabii. O dönemde babam sebze üretimine başladı ve seracılık Annan Dönemine kadar devam etti.

 

Limon ağaçlarınıza ne oldu?

Annan Dönemi öncesi 32 dönümlük arazimizde limon yetiştirirdik ama ihracatın kesilmesinden dolayı ağaçların ekonomik değerleri kalmadı ve biz de sökmek zorunda kaldık.

 

Çiçek üreticiliğine ne zaman döndünüz?

Bir takım işler denedik ama olmayınca ‘en iyisi biz kendi bildiğimiz işi yapalım’ diye düşündük ve küçük bir çiçekçi dükkânı açarak eski işimize döndük. Ama kiralar çok pahalıydı ve aklımız üretimdeydi. Avrupa’dan ithal edilen çiçeklerin fiyatları fahiş oluyordu. Eşimle ‘herkese bu çiçek sevdasını bulaştıralım’ diye düşündük. İnsanlar ucuz çiçek bulsunlar, bir yerine beş çiçek alsınlar mantığıyla yola çıktık ve üretimi ön plana çıkardık.

 

Üretim başlayınca fiyatlar düştü mü?

Evet… Çiçekleri uygun fiyatla piyasaya sürmeye başladık. Bu işin içinden geldiğim için sağlıklı fideler ürettik. İnsanlar fiyatların ucuzladığını görünce bizi tercih ettiler ve bahçelerini süslemeye başladılar. Zaten var olan çiçek kültürümüzü daha bir ön plana çıkardık böylece.

 

ÜRETİM MALİYETİ, İTHALİ ZORUNLU KILIYOR

 

Mekânınızı ne zaman açtınız?

7 yıl önce açtık burasını ama profesyonel olarak 4 yıldır çalışıyoruz.

 

Bu mekânın içindeki bitkilerin ne kadarı ithal, ne kadarı sizin üretiminiz?

Buradaki bitkilerin %40 kadarı ithaldir, diğerleri ise bizim üretimimiz.

 

Neden bu kadar çok çiçek ithal ediyorsunuz?

Çünkü yüzlerce çeşit bitki var. Bu çiçeklerin her birini yetiştirmek çok zor. Fide ithal edeceksiniz, onları yetiştireceksiniz. İşçilik, elektrik pahalı. Özellikle iç mekân bitkileri pahalı olduğu için onları ithal ediyoruz.

 

Yerli olarak hangi bitkileri üretiyorsunuz?

Petunya, nergis, lale gibi mevsimlik çiçekleri eskiden ithal ediyorduk ama şimdi kendimiz üretiyoruz. Tesislerimizi genişlettik ve daha modern hale getirdik ve nergis, sümbül gibi bitkileri kendimiz yetiştirmeye başladık. Çeşitlerimizi gün geçtikçe çoğaltıyoruz. Mali gücümüz imkân verirse iç mekân bitkilerinin üretimini de yapmak istiyoruz.

 

“ŞİMDİ RUMLAR DA BİZDEN ALIYOR”

 

Satışlarınız nasıl, ekonominin neresindesiniz?

Ekonomi olarak işimizin Ada’ya bir getirisi var tabii ki. Önceleri halkımız Güney’e geçer ve çiçeklerini oradan alırlardı. Hâlbuki bizim fiyatlarımız Güney’den daha ucuz. Artık Rumlar gelip bizden çiçek alıyorlar.

 

Yılda kaç tır çiçek ithal ediyorsunuz ve nereden?

Yılda 5-6 tır bitki ithal ediyoruz ama kendimiz üretmeye gayret ediyoruz çünkü bir ülkenin kalkınması için üretim şarttır.

İlk zamanlar Hollanda’dan getiriyorduk, bugünlerde de ağaç ve çalı türlerini Türkiye’den getiriyoruz. Artık eskisi kadar Hollanda’dan almıyoruz, diğerlerini de kendimiz üretiyoruz. Özel sera isteyen, biz de üretemediğimiz çeşitleri Hollanda’dan getirtiyoruz. Örneğin Orkide; Türkiye’de bile üretimi başlamadı. Geniş, büyük seralar, çok bilgi beceri ve yatırım isteyen bir bitki türüdür orkide.

 

Tohumların kısırlaştırıldığı artık bilinen bir gerçek…

Tohum firmaları sürekli yeni tohumlar sürüyor piyasaya. Tohumları melezleyip farklı renkli bitkiler üretiliyor. Bu işi yapan firmalar kendilerine bir gelecek hazırlamak zorundalar çünkü tarım işinde araştırma yapmak pahalı bir iştir. Bir tohum elde etmek bazen 10-12 yılı bulur. Dolayısıyla kendilerini korumak zorundalar. Dünyada tohum üretimi altın değerinde bir sektördür. Bu durum sebze, çiçek, bitki için aynıdır. Bu yüzden tohum fiyatları farklı farklıdır. Bazen 100 taneyi 300 TL. ye alırsınız bir işe yaramaz, 500TL. ye alırsınız hepsi verimlidir.

 

Her yıl yeni tohumlarla mı üretim yapıyorsunuz?

Bir yıl ektiğiniz tohum ertesi yıla özelliğini kaybediyor. O yüzden her yıl yeni tohum almak zorundasınız. Bu tohumları üreten biyologlar gen olayını da çözdükleri için son noktayı da onlar koyuyor.

 

Tohum yetiştiremiyor musunuz?

Üretebilirsiniz ama bu çok ayrı bir daldır, sanattır. Ona göre tesis ister. Tohumların üretildiği şartlar çok önemli. Tohumları sıhhi şartlarda, içeriye hiçbir böceğin giremeyeceği ortamlarda yetiştirmek lazım.  Yani tohumculuk öyle basit bir iş değil, bu işin ehli olmak gerekiyor. En basiti; tohum elde ederken bazı virüslerin saldırısı olur ve ektiğiniz anda o bitkiden hiç verim almadan ölür.

 

“BUDAKTAN ÇOĞALTMAK SEKTÖRÜ GELİŞTİRMEZ”

 

Bir zamanlar herhangi bir saksıdan kopardığımız sardunyaları çoğaltmak mümkündü ama şimdi tutmuyor, bir sezon bile yaşamıyor, neden?

Bu bir sektör artık… Siz her sene budaktan çoğaltırsanız sektör gelişmez. Son gen olayından sonra her yıl farklı renklerde çiçekler üretilmeye başlandı ama bir yıl dayansın ki sektör devam etsin mantığı geçerli tabii.

 

Salon bitkileri için de geçerli mi bu durum?

Salon bitkilerinin ömrü biraz da bakımla ilgili… Bitki bir ayda ölsün, gidip bir bitki daha alsın düşüncesi yoktur. Bitkiye bakım yapmazsanız bir günde de kuruyabilir. Sulama, hava alma ve güneş bitkiler için çok önemlidir. Hiç gen oynaması kabul etmeyen bitki çeşitleri de var.

 

KKTC halkının çiçeklere ilgisi nasıl?

Halkımız çiçeklere çok ilgi duyar. Biz fiyatları makul bir hale getirdikten sonra daha fazla satın almaya başladı. Bazı insanlarımız ise ‘bir defa alayım, bir ömür yaşasın’ diyebiliyor. Bu düşünceyi akıllarından çıkarmaları ve her yıl çiçekler için belli bir bütçe ayırmaları gerekiyor. Ağaç, çalı gibi bazı bitkiler ömür boyu yaşayabilir ama mevsimlik çiçekler için bu geçerli değil tabii ki. Adı üstünde zaten… Mevsimlik.

 

Ada’daki en büyük sera sizin mi?

Başkalarıyla kıyaslamıyorum, bu yüzden de bilmiyorum, ben kendi işime bakıyorum ve illa ki en büyük olma gibi bir hedefim de yok. Büyük olmak değil ama ilk olmamız hedefimizdi ve bu tarzda bir serayı ilk biz yaptık. Hedefimiz ise kalite ve çeşitlilik. Önemli olan büyük olmak değil kaliteli bir şeyler yapmak.

 

Günde kaç saat çalışıyorsunuz?

Sabah saat 07.00 ‘de başlarım,  bazı akşamlar çıkışım 20.00’yi bulur. Tırlarımız geldiği zaman geceleri de çalışırız. Bu iş 3-5 saatlik iş değil. Emek ister. ‘Bugün çiçekleri sulamayayım, yarın sularım’ diyemezsiniz.

 

 

Not: Geçen hafta bu sayfalarda yayınlanan viyolonselist Gülsen Mutlu fotoğrafları Kerim Belet tarafından çekilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 806 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler