1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Çevre Yılı'nda çevrenin gözyaşları
Çevre Yılında çevrenin gözyaşları

'Çevre Yılı'nda çevrenin gözyaşları

Kuzey Kıbrıs'ta 2011 'Çevre Yılı' ilan edildi. İlan edildi edilmesine de, çevre, böylesine bir 'tahribat'la kutlanacağını bilmiyordu. Hiçbir proje ve plan olmadan, KKTC’de 2011 Çevre Yılı olarak ilan edildi. Ancak icraatlar, çevrede ‘fel

A+A-

Kuzey Kıbrıs'ta 2011 'Çevre Yılı' ilan edildi. İlan edildi edilmesine de, çevre, böylesine bir 'tahribat'la kutlanacağını bilmiyordu.

 

Hiçbir proje ve plan olmadan, KKTC’de 2011 Çevre Yılı olarak ilan edildi. Ancak icraatlar, çevrede ‘felaketi’ getirdi.
Alınan günü birlik kararlar ile hem deniz hem de çevre işgal edildi. Eski eserler, ‘yanlışlık’ sonucu yıkıldı, ardından ‘yenisi yapılacak’ açıklamaları yapıldı.
Denizin ortasına iskele yapıldı, aklına esen bir vatandaş, istediği yere karavanını kurarak, çevreyi zapt etti, büfe açtı.
Diğer yandan, Mağusa Limanı çöplük haline dönüşürken, yetkililer, sessiz kaldı. Yanık unlar, kumlar, arpalar, Mağusa Limanı’na demirleyen gemilerden adaya sokulmaya çalışıldı.
Bazı işgüzarlıklar sonucu aylarca Mağusa Limanı’nda bekletildi, “Un ve kumun” gömüldüğünü iddia eden yetkililerin aksine bir de bakıldı ki limanın ortasından un ve kum fışkırdı…
Dağlar delinmeye, taş ocakları işlemeye devam ederken, yol boyları ölü hayvan cesetleriyle doldu taştı.
Bazen bir kedi bazen bir köpek, bedenin yapıştığı asfalttan kaldırılmayı bekledi.
Dikmen Çöplüğü’nde somut önlemler alınmazken, ülkenin dört bir yanı çöplük oldu. Yetkiler, o daireden diğer daireye atıldı.
CMC atıkları, halen halk sağlığını tehdit etmeye devam etti.
İşte kısaca KKTC’de 2011 Çevre Yılı böyle ilan edildi, ama lafla peynir gemisi yine yürümedi.

 

LİMAN DEĞİL ‘ÇÖPLÜK’!

Mısır’dan İtalya’ya kum götürmek için yola çıkan bir geminin Mağusa limanına boşalttığı tonlarca atık kumun ‘kansorejen’ etkisi ve ‘silikozis hastalığı’nın birincil nedeni olduğu ‘cam tozu’ olduğu ortaya çıkmıştı.

Ocak ayında Mısır’ın El- Ariş Limanı’ndan yüklenip İtalya’ya sanayi kumu götürmek için yola çıkan Suriye bandıralı Zakariya Javhar isimli yük gemisi Yunanistan’da karaya oturdu ve kum ıslanarak zarar gördü.

Söz konusu gemi sanayi kumunu İtalya’ya götürmeyerek Gazimağusa Limanı’na sığınmış ve kendisine acente bularak zarar gören sanayi kumunu Mağusa Limanı’na boşaltarak limandan ayrılmıştı. Zarar gören sanayi kumunun ‘Silikozis Hastalığı’nın birincil nedeni olan ‘Silisyum kumu’ yani ‘Cam tozu’ olduğu tespit edilmişti.

 

“YANIK UN” DA GELDİ!

Temmuz 2010’da Türkiye’den Afrika ülkelerinden birine gitmek için yola çıkan ancak ambarlarından birinde çıkan yangında zarar gören 4 bin 860 ton un yüklü Efe Murat gemisinin atık yükünü tartışmalı şekilde Gazimağusa Serbest Liman ve Bölgesi’ne boşaltmasının ardından yanık unlar Dikmen Çöplüğü’nde yakılırken zarar gören unların bir kısmı, geçtiğimiz günlerde Serbest Liman Bölgesi’nde, Çağsın Free Port Ltd. ambarlarının önünde dozerle toprağa gömülmüş olarak bulundu.

Gemiden indirilerek ilgili şirketin ambarlarına konan ve Başbakan İrsen Küçük’ün “Geldiği gemiyle gönderilecek ya da imha edilecek” dediği zarar görmüş unların 630 torbasının Serbest Bölge’de ortaya çıkması gündeme bomba gibi düştü.

Un torbalarının bulunmasıyla telaşa kapılan Çağsın Ltd. yetkilileri, hiçbir sorumluya haber vermeden kokuşmuş un dolu torbaları dozerle kamyonlara yüklemeye çalıştı. Serbest Liman ve Bölge Müdürlüğü ile Temel Sağlık Hizmetleri Dairesi, bu girişime engel oldu. Çağsın Ltd. ambarlarının önünde ve yanında resmi olarak yapılan dozerle kazı çalışmaları sonunda 180’i dolu, 450’si de yarı dolu ve boş olmak üzere toplam 630 torba un ortaya çıkarıldı.

 

ŞAPEL YERLE BİR OLDU!..

Hristiyanlıkta, kutsal yerlerden biri olarak bilinen Bafra köyü deniz sahilinde bulunan Azize Tekla Şapeli Mayıs 2011’de dozerle yıkıldı. Hristiyanlığı yaymak için uğraş veren, bu arada birçok mucize gösteren Hristiyanlığın önemli kadın  sembollerinden biri olan Azize Tekla’nın adıyla anılan şapel, bir duvarının yıkılması sonucu tehlike arz ettiği gerekçesiyle yerle bir edildi.

Oluşan tepkiler üzerine toplanan Bakanlar Kurulu, tarihi eserin ‘yeniden inşası’ için karar üretti.

 

DENİZ DE PARSELLENDİ…

Bakanlar Kurulu aldığı bir kararla, özel bir şirkete ‘denizi parselledi’…

Kurul, deniz içerisine suni bir eklentiyle havuz yapma izni verdi.

Bakanlar Kurulu’nun 16 Şubat 2011 tarihli kararıyla, önceden verdiği ‘Plaj düzenlemesi ve iskele yapımı izni’ni değiştirerek, özel bir şirkete, ‘İskele yapma ve yüzme havuzu inşa etme izni’ verdiği ortaya çıktı.

 

 

YEŞİL ALANA ‘TRİBÜN’…

Lefkoşa’da ise yeşil alan gözden çıkarılarak, milli bayram kutlamaları için tribün inşası yapıldı.

Kimse bu yapılana ses çıkarmazken, yeşil alan heba edildi. 

 

KIZIL TEHLİKE…

Lefke Bölgesi’ndeki CMC atıkları hem  çevreyi hem de insan sağlığını tehdit etmeye devam ediyor. Kış aylarında, CMC atıklarının denize karışmasının yanı sıra bugünlerde de deniz CMC atıklarına teslim oldu.

 

 

ÇEVRE POLİTİKASI YOK…

 

Kıbrıs Türk Çevre Mühendisleri Odası yaptıkları duyurularda ülkemizde çevre sorunlarının her geçen gün artmakta ve insan sağlığını tehdit etmekte olduğunu vurguluyor.

Bu duyurularda, atık su kirliliği, katı atıkların kontrolsüz bertarafı, Teknecik Santrali’nin yarattığı hava kirliliği, Gemikonağı Maden Atıkları, plansız yapılaşma çevre sorunlarımızın sadece bir kısmı olduğunu belirtiliyor.

Oda’nın, 3 Haziran 2011 tarihinde KTMMOB çatısı altında gerçekleştirdiği “Mühendis Gözüyle Çevre” temalı panelinde tüm bu sorunlara değinilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Mühendis, mimar ve şehir plancılarının sunumlar yaparak görüşlerini ortaya koyduğu Panel öncesinde çevre üzerine kurulmuş tüm hayaller şekillenmiş ve ortaya şu sonuçlar çıkmıştır.

• Çevreyi göz ardı ederek uygulanan siyasi politikalar, belirli bir çevre politikamızın olmaması ve çevre planının oluşamaması tüm çevre problemlerinin temelini teşkil etmektedir. Bu plansızlığın getirdiği gelişme ve yapılaşmaya ek olarak alt yapı eksiklikleri ülkemizdeki çevre sorunlarını tetiklemektedir.

• Ülkemizde birçok çevre suçu işlenmekte ve ne yazık ki bu suçlar cezasız kalmaktadır.

• Birçok yerleşim birimimizde kanalizasyon sistemi bulunmamakta, bu durum ise denizlerimiz ve yer altı suyu gibi doğal kaynaklarımızı kirletmektedir. Kısıtlı olan su kaynaklarımızın aşırı kullanımı nedeniyle kalitesi ve miktarı her geçen gün azalmaktadır. Septik tanklardan ve emici kuyulardan toplanan vidanjör sularının çöp alanlarına ve dere yataklarına boşaltılması ise çok büyük bir çevre sorunudur. Vidanjör sularının istenmeyen alanlara dökülmemesi için bu suları kabul eden ve arıtan sistemler kurulmalı, ayrıca kanalizasyon olmayan bölgelerin altyapısı tamamlanmalıdır.

• Katı atık olarak adlandırdığımız çöpler, halen daha yerel yönetimlerimiz tarafından ideal bir şekilde toplanamamakta ve bertaraf edilememektedir. Dikmen çöp alanı bugün ülkemizde yaşanan katı atık sorununun sadece görünen bir yarasıdır. Bugün ülkemizde dikmen çöp alanı gibi benzeri bir çok çöp alanı bulunmaktadır. Bu nedenle Ülkemizde katı atık sorununu çözmek için “bütünsel” bir yaklaşım ortaya konulmalıdır. Geçmişte hazırlanan “Ülkesel Katı Atık Politikası Ve Atık Yönetim Planı” hızlı bir şekilde yeniden değerlendirilmeli, ihtiyaç durumunda revize edilmeli ve tüm maddeleriyle uygulanmaya konmalıdır.

• Tabii kaynakların sonsuz olmadığı, dikkatlice kullanılmadığı takdirde bir gün bu doğal kaynakların tükeneceği akıldan çıkarılmamalıdır. Bu durumun farkına varan tüm ülke ve üreticiler gibi kaynak israfını önlemek ve ortaya çıkabilecek enerji krizleri ile baş edebilmek için atıkların geri dönüştürülmesi ve tekrar kullanılması için projeler ortaya konmalıdır.

• Elektrik santrallerimizde kullanılan yakıtın kalitesizliği ve filtre sisteminin olmayışı soluduğumuz havayı her geçen gün kirletmeye devam etmektedir.

• Hava ve su gibi kirlenebilen bir doğal ortam olan topraklarımızın her geçen gün kirlendiği bilinmeli, bu konuda ciddi projeler ortaya konması için ulusal bir komisyon marifetiyle ülkeye has konsantrasyon sınırları belirlenmelidir.

• Tarım ilaçları denetlenmeli, organik tarım geliştirilerek teşvik edilmelidir.

• Her geçen gün ormansızlaşmaya doğru gidilen ülkemizde KKTC Ormanlarını “Sürdürülebilir Yönetim İlkeleri” doğrultusunda planlayarak yönetmeliyiz. Ormanların idamesi ve gelecek nesillere aktarılması için genel seferberlik ilan edilmelidir

• Daha az enerji harcayarak, doğaya daha az zarar veren ve daha az enerji harcayan (daha az CO2 salınımı) ürün ve servisler yaratılmalı “Yeşil Bilişim” kavramını hayatımıza koymalıyız.

• Enerji verimliliği yüksek cihazların kullanımı teşvik edilerek, yeşil bina tasarımlarına öncelik verilmelidir.

• Eğitim müfredatlarına sosyal sorumluluk ve bilinç aşılayan çevre ve tarım dersleri mutlaka eklenmeli, çevre sevgisinin çok küçük yaşlarda eğitim ile sağlanabileceği unutulmamalıdır.

 

 

 

Bu haber toplam 1129 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler