1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÇEMBER
ÇEMBER

ÇEMBER

Bizde eskiden kalma bir “marjinal hastalığıdır”; siyaset, partiler, seçmen, seçimler fırsat buldukça küçümsenir, yerden yere vurulur. Her şeyin bir aldatmacadan ibaret olduğu, seçimlerin ve seçmen iradesinin göstermelik olduğu, memleketi kimin

A+A-

 

 

Bizde eskiden kalma bir “marjinal hastalığıdır”; siyaset, partiler, seçmen, seçimler fırsat buldukça küçümsenir, yerden yere vurulur. Her şeyin bir aldatmacadan ibaret olduğu, seçimlerin ve seçmen iradesinin göstermelik olduğu, memleketi kimin yöneteceğine “dışarıdan” karar verildiği, “büyük biraderin istemediği hiç kimsenin ağzıyla kuş tutsa yönetime gelemeyeceği” görüşleri işlenir alttan alta. Yönetime geldiğinde de “büyük biradere rağmen” bir şey yapamayacağı ön kabul sayılır.

“Büyük dış güçlerin” ülkeyi kimin yöneteceğine kayıtsız kalamayacağı ve siyasete müdahalesi üzerine elbette çok şey söylenebilir. Mesele, bütün bu olumsuz etmenlere karşın “halk” dediğimiz, tek tek bireylerden oluşan o büyük topluluğun iradesine nasıl yaklaştığımızdır. Ne yapacağız yani? Evet karşımızda büyük güçler var ve ne yapıp edip halkın iradesine ipotek koymayı iş edinmişler. Peki bizim işimiz ne? Peki halkın değiştirebilme, müdahale edebilme gücü nerede? Günün sonunda illaki “büyük birader” kazanıyorsa, bunca mücadele niye?

Bir yandan o bütüne rağmen, bütünün bir parçası olarak kendimizi “aydınlanmış” kabul ediyorsak ve bu “aydınlanma hali” eğer doğaüstü güçler tarafından şahsımıza vahiy yoluyla gelmemişse, “diğerleri” bizden daha az akıllı değilse, sahip olduğumuza inandığımız “aydınlanma halinin” tüm toplum katına yayılmaması için bir neden olmasa gerektir.

Gerçi oylarını bir Ali’ye bir Veli’ye verip durduğunu ve “acenteliğin” bu ikisi arasında gidip gelmesini öylece seyrettiğini iddia ettiğiniz “koyun sürüsü” aslında ne yapması gerektiğine dair sahip olduğunuz o müthiş reçetenizi muhtemelen anlamayacaktır. Malum, hiç kimse sizin kadar akıllı değil!

Kendinizi ve aidiyet hissettiğiniz grubu akıllı, dışınızda kalan ve genellikle de hoşunuza gitmeyen tercihlerde bulunan geniş kitleyi sersem saymak, eğer psikolojik bir probleminiz yoksa, en hafif deyişle küstahlıktır ki, hayatın gerçekliğinden kopanların savrulduğu bu alana bir kez girdiniz mi içinden çıkabilmeniz gerçekten çok zordur. 

Bir yandan soyut bir halk kavramını fetişleştirip, öbür yandan bir türlü kendisininkiyle örtüşmeyen siyasi yönelimlerinden dolayı halkı aşağılayıp duranların şizoid ruh hali kendilerini yiyip bitiriyor.

“Halkçılık” denilen ve gerçekte “halk için halka rağmen” biçiminde deşifre edilebilecek bu hastalıklı geni ayıklayamadığınız takdirde bu “seçkinlere özgü marazla” yaşamaya devam edeceksiniz demektir.

Bu durumda “sizce aslında birbirinden farkı olmayan” Ali ile Veli arasında gidip gelen ve sizin o herkeslerden gizlediğiniz müthiş kurtuluş reçetenizi bir türlü anlayamayan  “zavallı sersem halkınıza” bakıp bakıp iç çekecek, o bir zamanlar bir çok marjinalin aslında kendileriyle alay edildiğini anlamadan bayıla bayıla söylediği şarkıyı söyleyeceksiniz mecburen!

“Ya dışındasındır çemberin/ ya da içinde yer alacaksın/ kendin içindeyken kafan dışındaysa/ çaresi yok kardeşim/ her akşam böyle içip kederlenip mutsuz olacaksın/ meyhane masalarında kahrolacaksın/ şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın/ ya dışındasındır çemberin/ ya da içinde yer alacaksın”

Siz isterseniz bu şarkıyı serin ve gölgelik bir yerde söylemeye devam edin. Ülkeyi kasıp kavuran güneşin altında sessiz sedasız çalışan karıncaların işi başından aşkın… Evet, zorlu bir yolda ilerliyorlar, evet bazen iki adım ileri, üç adım geri düşüyorlar. Ama yürüyorlar… Her yeni gün yanlarına yeni birkaç karıncayı ekleyerek…

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 869 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler