1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Cemal Mert; “Bizim bir efendiye ihtiyacımız var”
Cemal Mert;  “Bizim bir efendiye ihtiyacımız var”

Cemal Mert; “Bizim bir efendiye ihtiyacımız var”

“Toplum kaplumbağa gibi içine kapandı, politikadan, düşünceden, entelektüel tartışmadan uzak, sadece gününü geçiriyor”

A+A-

Simge Çerkezoğlu

“Toplum kaplumbağa gibi içine kapandı, politikadan, düşünceden, entelektüel tartışmadan uzak, sadece gününü geçiriyor” diyor Cemal Mert. Bir üçlemenin son çalışması olarak kaleme aldığı “Solcu Efendi” kitabı yeni bir toplum inşa edecek lidere doğan ihtiyacı anlatırken, peki ama nasıl? sorusuna da yanıt arıyor. Yeni bir toplum inşası kuşkusuz yeni bir ‘biz’ ihtiyacını da beraberinde getiriyor… Aksiyse yok olmayı kaçınılmaz kılacak gibi görünüyor.           

“Ciddi ekonomik ve sosyal sorunlarımız bu kitabı yazmamı gerekli kıldı”

Bir üçlemenin son eseri olan Solcu Efendi kitabını konuşmadan önce Cemal Mert’in bir doktor olarak edebiyata ilgisinin nasıl başladığını, siyasi kitaplar yazma ihtiyacının nasıl geliştiğini konuşuyoruz…   

“Sosyal duyarlılığı olan ailede, çevrede yetişen insanım. Üniversite yıllarım gençlik örgütlenmeleriyle geçti. Arkadaşlarımla Üniversite Temsilciler Konseyi’ni kurduk, kültür sanat etkinliklerinde her zaman yer aldık. 2000 yılına kadar Genç Kıbrıslı ismini verdiğimiz bir yayın çıkardık. Burada pek çok siyasi yazı yazdım. On beş yıl İstanbul’da doktorluk eğitimi aldım, çalıştım ve adaya dönüşümle birlikte siyasi alanda, sivil toplum örgütlerinde çalışmaya başladım. Yaşadığım tüm deneyimlerim bana ciddi ekonomik ve sosyal sorunlarımız olduğunu gösterdi. Bu sorunlar bir aydın duyarlılığı ile araştırılmalı, eleştirilmeli, yeni fikirler ortaya atılmalıydı. İşte bunun için fikirlerimi kitapta toplamaya karar verdim. Her ne kadar 1974’ten sonra oluşan durumda Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş, Ulusal Birlik Partisi ve Türkiye hükümetlerinin etkisi olsa da, üyesi olduğum Cumhuriyetçi Türk Partisi dâhil tüm sol partilerin, demokrat, barışçıl, federalist hareketlerin, sendika ve sivil toplum örgütlerinin, bireylerin bu noktada rolü nedir diye düşünmeye başladım. Özellikle benim de üyesi olduğum sol siyaset içinde, yeni sosyalist fikirlerin değer görmemesi, Annan planı döneminde patlayan sosyal hareket ile cumhurbaşkanlığını kazanan, hükümeti büyük oranda kontrol eden CTP yöneticilerinin 2009’da ve 2010’daki seçimlerden başarısız olarak çıkması beni ciddi eleştirel analize itti. Böylece Onuncu Köy kitabımı 2010 yılında yayınladım. Bu çalışmamda Kıbrıs’ta ve Türkiye’deki solu masaya yatırdım, yeni bir sol yaratma çabasına girdim. Çok da ilgi gördüm fakat eleştirdiğim, alternatif sunduğum siyasetçiler kitabı görmezden geldiler. O nedenle Yöneten Sol ismiyle bir kitap daha yayınladım. Solun eski zihniyetle ancak müşterisi olmayan bir dükkân gibi olacağını anlattım. Son olarak kaleme aldığım Solcu Efendi kitabıyla da Kıbrıs siyasetine çözümler sunan, dünya örneklerini irdeleyen, yeni bir toplum ve lider inşasının gerekliliğine değindim.”

sol.jpg

“Efendinin toplumu daha iyi yere taşıyacak akla sahip olması gerekir”

Solcu Efendi kitabıyla aslında yıllar içinde ortaya çıkan sorunlara çözüm üretmeye çalışan Cemal Mert, Kıbrıslı Türklerin yeni bir vizyonla hayata bakması gerektiğine, buna bağlı olarak da kendilerine yeni bir yol çizmelerine vurgu yapıyor.

“Bu kitapta bizim esas olarak bir efendiye ihtiyacımız olduğunu anlatıyorum. Bu efendi solcu, sağcı, dinci, ya da peygamber olabilir. Ama bir efendinin ne olursa olsun toplumu bulunduğu yerden, daha iyi bir yere taşıyacak potansiyele, akla, bilgiye, vizyona sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Bana göre bu efendi solcu olmalı, bizi daha refah, daha mutlu yaşatacak görüş ancak bir sol görüş, bir sol parti veya grup olabileceği kanısındayım. Kitapta ayrıca dünyadan alıntılar da yaparak evrensel de bir bakış açısı geliştirmeye çalışıyorum. Ana fikrim yeni bir toplumsal vizyona ve küresel yurttaşlık bilincine sahip olursak tüm sorunlarımızı daha kolay çözebiliriz fikri üzerinden şekillenmektedir.”

“Mevcut yapılarımız toplumun sorunlarını çözme kapasitelerini yitirdiler”

Daha da özetleyecek olursak Cemal Mert’e göre Kıbrıslı Türklerin ana hedefi; Kıbrıs’ta barış ve yeni toplum inşası olmalı. Bu kitap özünde bize bunu anlatmakta…

“Yeni bir vizyona ihtiyacımız var diyorum ve elbette bunun için barışa ve yeni bir toplum inşa etmeye ihtiyacımız var. Bu yeni toplum barışçı, özgürlükçü olmalı, sosyal adalete dayanmalı… 1974’ten sonra yeni bir coğrafyada toplandık. Türkiye’den büyük nüfus taşınması oldu. Burada bambaşka bir kültür, sosyal, ekonomik yapı oluştu. En önemli sorunumuz bugünkü sosyal yapıya uygun yönetim, devlet yapımızın olmayışı. Mevcut olan tüm yapılarımız devlet, hükümet, partiler, sendikalar, sivil toplum örgütleri, toplumun sorun ve ihtiyaçlarını çözebilme kapasitelerini yitirdiler. Çünkü 1980 öncesine göre dizayn edilen bir yapımız var, yeni vizyon olmadan da hiçbir sorunu çözemeyiz. Bunu da ne Kudret Özersay, ne UBP, ne de DP yapabilir. Bu misyonu ancak sol ve sosyalist bir parti üstlenebilir. Bu bağlamda solcu bir efendi yaratabilirsek topluma arzu ettiğimiz dönüşümü getirebiliriz diye düşünüyorum.”

“Zengin, entelektüel, düşünsel bir seferberliğe ihtiyacımız var”

Kitapta Kıbrıslı Türklere hayli eleştiri var, hatta bana göre çok sert, biraz da haksız eleştiriler… Mert’e göre bir toplumun özneleşme süreci ret ile başlar, oysa bizler ret ettik ama yerine bir alternatif bulamadık.

“Biz toplumsal olumsuzluklarımızı kendi dışımızdaki öznelere yöneltiyoruz. Bu bazen Rum, bazen İngiliz bazen Türkiye oluyor. Bense şiddetli bir öz eleştiri yapılması taraftarıyım. Bugün yaşadığımız sorunları aşmak için ne yaptık. 1974 yılından bu yana, Annan Planı dönemi hariç, mevcut statükonun oluşmasına onay verdik, nemalandı veya korkudan sessiz kaldık. Dönem dönem ret etsek de çözümü hep statükonun içinde aradık. Oysa statüko dünya gerçekleri ile bağdaşmıyordu.  Özünde hep bir çürüme yaşadık. Belki 1974 öncesine göre refah düzeyimiz hayli arttı ama biz bu zenginliğe paralel bir düşünsel yapı geliştiremedik. Zenginliği emeğimizden çok Rumların ganimeti veya Türkiye’den gelen hesapsız kaynaklar üzerine kurduk. Biz hak etmediğimiz görevler, mevkiler, yaşamlar talep ettik. Çalışmanın, üretmenin, entelektüel olarak gelişmenin önemini anlamadık. Böyle insanlara değer vermedik. Niteliksiz pek çok insanın hak etmediği yerlerde bulunması başkalarının da bu taleplere yönelmesini artırdı. Bir yerden sonra bu yapı sorunları çözemez hal aldı. Aslında alternatif var, bunun için zengin, entelektüel, düşünsel bir seferberliğe ihtiyacımız var. Ret ederek başladığımız bu süreci ancak bu şekilde tamamlayabiliriz. Aksi halde erimeye, yok olmaya mahkumuz. Sağda zaten böyle bir entelektüel derinlik yok. Solda var ama onlar da bazı dogmalara takıldığı için, hükümete geliyor birkaç yıl kalıyor gidiyor, statükonun değişimi için ne Kıbrıs konusunda ne de iç sorunlarda beklenen sıçramayı yapamıyor.”

“Kendimizi edilgen, özne olmayan durumda hissediyoruz bu değişmeli”

Mert’e göre Kıbrıslı Türklerin sorunu topluluktan toplum olmaya geçememekle başlıyor…

“Başta Niyazi Kızılyürek olmak üzere farklı kaynaklarda Kıbrıslı Türkler’in son iki yüz elli yıllık tarihsel süreci anlatılıyor. Kıbrıslı Türkler Osmanlı’nın adayı terk etmesi, İngiliz idaresinin başlamasıyla travma yaşadı. O dönemde Müslüman olan, yöneten pozisyonda olan Kıbrıslı Türkler birden yöneten toplumdan yönetilen, pasif bir toplum haline geldiler. İngiliz İmparatorluğu’nun kapitalist düzenine adapte olamadılar. Rumlar ise zaten Osmanlı’da da toplumun ticaret, ekonomik hayatında aktif bulundukları için, yeni yapıya daha kolay adapte oldular. Zaman içinde de ENOSİS gibi gerçek dışı hayallere kapıldılar. Bence bu travma hala devam ediyor, kendimizi edilgen, özne olmayan durumda hissediyoruz, bu değişmeli.1974’te gerçekçi bir liderlik, vizyon olsaydı belki özne haline gelebilirdik ama olmadı. Bugün ise güneyden gelen, kuzeyde bulunan Kıbrıslı Türkler, Türkiye’den nüfus ve bugün dünyanın her yerinden gelen insanlarla karmakarışık bir toplumumuz var. Bu toplum artık eski toplum değil. İstese de istemese de küresel dünyaya bağlanmalı, onun gereklerini yerine getirmelidir. Şu anda toplumun tümünü kapsayan ideal yok. İnsanlar kendi küçük menfaatleri için kıyasıya çarpışıyor. Ahlaki, ideolojik, etik değer yok. Polisin içinde yolsuzluk, emlak yolsuzluğunda adı geçen içişleri bakanı, yerel yönetimlerde yolsuzluk, hırsızlık, başbakan bile yolsuzluk yaptı diye soruşturma komitesi açıldı. Bunu gören sıradan vatandaşın da yapması kaçınılmaz oluyor. 1974 öncesinde toplumu için ölmeyi göze alan insanlar varken, bugün herkes devletini, bayrağını, toplumsal değerlerini eleştirir, kendini bu toplumun üyesi kabul etmez. Yaşadığı topluma düşman gibi davranır doğaya zarar verir, kirletir. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar duyarsız insan topluluğu görmedim. Tarihsel olarak yaşadıklarımız bizi özne olmaktan uzaklaştırdı ama bunun artık özeleştirisi yapılmalı. Toplum olmalıyız, toplumsal olarak birlikte mücadele etmeliyiz, bir şeyler yapmalıyız. Sendikalar, devlet, siyasi partiler kötü… Peki bunlar kim, bizlerin örgütlenmiş hali aslında…”     

“Sol var olan statüko içinde özlerine aykırı taleplerle karşılaşıyor”

Kitabın beşinci bölümünde Kıbrıs’ta solculuk eylemek başlığı karşımıza çıkıyor. Bu bölümde CTP’nin kuruluş süreci, tarihsel gelişmeler anlatılıyor. Tüm bu tarihsel sürece baktığımızda Kıbrıs’ın kuzeyinde gerçekten bir sol var mı, yoksa bildiğimiz sol da mı apayrı bir biçim aldı sormadan edemiyorum.

“Son elli yılda çok büyük değişimler yaşadık. Bu değişimlere bakınca solun veya sağın da aynı olmasını bekleyemeyiz. Sol da kendini bugünkü koşullara göre yeniden düzenlemelidir. Elbette bunu yaparken solun ideallerinden de sapmamalı. Eşitlik, adalet, barış, toplumsal refah, cinsiyet eşitlik, çevre duyarlılığı… Tüm bunları modern yapılarla, örgütlenmelerle düzenlemek ve toplumu da ardından sürüklemek gerekiyor. 1980, 1990, hatta 2000’lerdeki örgütsel yapılarla bunu sağlayamazsınız. Ne solda ne de sağda bunu yapamıyoruz. Sol var olan statüko içinde, ben de isterim bana da ver, hak etmesem de ver zihniyetindeki insanlardan baskı alıyor. Özlerine aykırı taleplerle karşılaşıyor. Sol bunu ret etmeli, başka alternatifler sunmalı ki, insanlar da adil olsunlar. Yoksa insanların açgözlülük, hırslarıyla solun özünden uzaklaşması kaçınılmaz oluyor. Aynı durum aslında sağ için de geçerli. Bugün TMT geçmişinin devamı olan UBP parçalara bölündü. Halkın Partisi, Yeni Doğuş Partisi, Demokrat Parti var. UBP de kendi içinde bölündü. Çünkü dünyadaki örnekleri gibi sağ, liberal bir parti olup ülkenin ihtiyaçlarını gözeten bir program yapamıyor.”        

“Kudret Özersay büyük bir ümit oldu ama sonunda çöktü”

Kıbrıslı Türklerin özne olmaktan uzak yapısının uzun vadede Türkiye’nin de çıkarına olmadığını söyleyen Mert ile son olarak kitapta ayrı bir bölüm olarak açtığı ‘Kudret Özersay sendromu’ başlığının içeriğini de konuşuyoruz.

“Detaylı olarak bu konuyu kitapta anlattım. Sol nasıl ki yeni açılımlar arıyor, efendisini üretmeye çalışıyorsa aslında sağ da kendi efendisini arıyor. Bu Efendi Serdar Denktaş, İrsen Küçük, Turgay Avcı, Hüseyin Özgürgün hatta Ersin Tatar olamadı. Rauf Denktaş’ın ölümünden sonra büyük bir lider, vizyon ve ideolojik boşluğa düştü. Derviş Eroğlu’nun da son olarak çekilmesiyle tamamen statüko lidersiz, vizyonsuz kaldı. Kudret Özersay toplumun ihtiyaçlarını analiz ederek, iletişim ve reklam kampanyaları ile statükocu yönünü gizleyerek evimizi süpürelim, federal çözüm dışında çözüm olabilir, yenilik gerek diyerek büyük ümit oldu. Tek başına aday olmasına rağmen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde parti adayları kadar oy aldı. Denktaş bile tırnakları ile kazıyarak o noktaya gelmişti. Oysa Özersay bir anda bu noktaya geldi. Ardından parti kurdu. Yüzde yirmiye yakın oy aldı. Hükümet oldu. Sonundaysa çöktü… Çünkü ilk çıkışlarını da bugünü de incelediğimizde aslında kendisinin statükonun çöküşünü fark ederek, onu restore etmek için geldiğini anlıyoruz. Halbuki solcu efendinin görevi statükoyu restore etmek değil yeni toplumu yaratmak ve reformu yapmak olmalıdır. Ne mutlu ki ben kendimce yaptığım analizlerle bugünü tahmin ederek, deşifre ettim.”

       

 

Bu haber toplam 1392 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 441 Sayısı ISSN 2672-7560

Adres Kıbrıs 441 Sayısı ISSN 2672-7560

Önceki ve Sonraki Haberler