1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Çantadaki hayat...
Çantadaki hayat...

Çantadaki hayat...

Bazen ihtiyaç duyarız, hiçbir zaman ölçüsünün olmadığı, hiçbir söylemin olmadığı bir yerde kısa süreliğine de olsa yaşamayı, en azından bunu hayal etmeyi. Siyah beyaz hayalimdeki sahneler… Görüntüler puslu, Sanılanın aksine bir kadın ve bir erkek

A+A-

 

 

 

Bazen ihtiyaç duyarız, hiçbir zaman ölçüsünün olmadığı, hiçbir söylemin olmadığı bir yerde kısa süreliğine de olsa yaşamayı, en azından bunu hayal etmeyi.

Siyah beyaz hayalimdeki sahneler…

Görüntüler puslu,

Sanılanın aksine bir kadın ve bir erkek yok bugün…

Sadece bir insan ve bir de eline tuttuğu bir çantası var.

Tek belirgin olan çantanın içindekiler…

Bildiğimiz son moda çantalardan değil siyah beyaz karelerdeki, sadece şeffaf ve kocaman bir çanta, içinde ne olduğu görünen.

Artık onu bir erkek mi tutuyor, yoksa bir kadın mı, yoksa genç bir çocuk mu?

Bilemem, bu sorunun cevabı, yazımı okuyan Sevgili okuyucuya kalmış bir durum…

Çantanın içinde çocukluğu var, gençliği var, duvarlara toslamışlıkları var, içini kanatırcasına döktüğü gözyaşları var, şen şakrak attığı kahkahaları var, aşkları var, özgüveni var, annesi var, babası var, kardeşleri var, aslında her şey var.

Bir tek şey dışında...

O eksik şeyin ne olduğunun cevabını bulmak ise yine size kalmış…

Daha fazla hiçbir zaman ölçüsünün olmadığı bu yerde kalamayacağım.

Nedenini bilemiyorum.

Sadece “bugünlük bu kadar, yeterli” diyerek, henüz doğmamış olan güneşe bakıyorum.

Rüzgâr çıkıyor, hafif hafif, ılık fakat üşüten bir serinlikte esiyor. Bu sadece benim dışarıda yürümemin hızını kesebilir, güneşin doğuşunun değil…

Güneş doğduğunda biliyorum, rüzgârın da hızı kesilecek, bu hırçın serinlik gidecek. Ben o kadar da üşümeyeceğim artık.

Şafakta yürümeyi seviyorum. Tüm her şeyimle…

Patikalardan yürürken, daha bir farkında olurum, tabiatı, insanları, düşüncelerimi…

Daha bir kendimle olurum…

Son günlerde yağan yağmurların ardından toprak yeniden canlanmış, her yer yeşillenmiş.

Usulca güneşi görüyorum, utangaç ve nazlı bir kız misali, ışıklarını toprak ananın üzerine dokundurmaya başlamış bile.

Başımı kaldırıp gökyüzüne tekrardan bakıyorum, henüz sevdiğim yıldızların izlerini görür gibiyim. Gülümsüyorum, biliyorum ki onlar hep orda kalacak, hiçbir yere gitmeyecekler…

Güneş artık doğmuş durumda ve bir şekilde her yer aydınlanmaya başlamış. Ağaçların ve çalıların arasından yoluma çıkan küçük su göletlerini başarı ile aşarak tekrardan patikadan ayrılıyorum.

Yıllar evvel yine bir ormanda yürüdüğümü hatırladım. Bu sefer ormanın bitmesi için dua ediyordum. Doğayla ilk baş başa kalışlarımdan birisiydi. Her nedense korkmuştum, sanki içinde bulunduğum orman hiç bitmeyecek gibi gelmişti bana ve bunun verdiği içsel bir kapana kısılmışlık duygusu ve o duygunun yarattığı çaresizlik durumunu unutamam…

Sonrasında hatırladığım, sanki sihirli bir değnek değmişçesine, ormanın bitmiş olmasıydı.

Ferahlamıştım…

Önceden korktuğum ormanı ve doğayı bir gün sevebileceğimi o zamanlarda düşünememiştim.

Çocukluk desem?

Çocuk değildim.

Genç kızlık desem?

Genç bir kız da değildim, diyeceğim geldi fakat hatırladım ki, ben henüz genç bir kızdım.

Ormandaki maceramla ilgili düşüncelerden sıyrıldım ve huzur verici, dinginlik verici doğanın içinde, evimin yoluna koyuldum.

Siyah, beyaz ve gri renkteki çiftçi kuşlarını izliyorum, güzel ötüşlerini dinliyorum, bu ahenk dolu anlarda yolun üstündeki bir taşa oturuyorum.

Biraz soluklanmak daha da önemlisi izlemek istiyorum bu paha biçilmez doğanın insanoğluna sunduğu renkli tabloyu…

Yüreğimde kavurucu bir özlem, canlarıma, anılarıma ve daha bir sürü şeye işte…

Hüzün verici ve canımı yakan her ne varsa çoktan silindi hafızamdan. Ara sıra içim kederle ağlasa bile, eskisi gibi canımın yanmasına izin vermiyorum.

Öğreniyorum artık, kendimi eskisi gibi üzmemeyi, daha bir umursuz oluyor gibiyim…

Hele şu an gözlerimin önünde tanıklık ettiğim, doğa beni her geçen gün daha da iyileştiriyor.

Şu minicik çiftçi kuşuna bakıyorum, o kadar tatlı ki…

İnsanlar bazen neleri kaçırıyormuş diye düşündüm.

Farkında mıyız?

Bu manzaraya bakarken, acaba kaç kişinin, paranın satın alabileceği her ne varsa, bu kadar içten bir huzurla ve mutlulukla bakabileceğini düşündüm…

Yok, böylesi güzel, daha bir başka…

Daha bir hoş ve en güzeli daha bir farklı…

Kalkıyorum oturmuş olduğum taşın üzerinden ve koyuluyorum tekrardan yola, gönül bahçeme gitmek üzere.

Mis kokulu güllerim karşılıyor beni huzur dolu evimin bahçesinde…

Güzel bir aydınlık var her yerde, içimi üşütmeyen, beni saran ve sımsıkı tutan kollar gibi…

Bazen ihtiyaç duyarız, hiçbir zaman ölçüsünün olmadığı, hiçbir söylemin olmadığı bir yerde kısa süreliğine de olsa yaşamayı, en azından bunu hayal etmeyi.

Siyah beyaz hayalimdeki sahneler…

Görüntüler puslu,

Sanılanın aksine bir kadın ve bir erkek yok bugün…

Sadece bir insan ve bir de çantası var.

Tek belirgin olan çantanın içindekiler…

Bildiğimiz son moda çantalardan değil siyah beyaz karelerdeki, sadece şeffaf ve kocaman bir çanta, içinde ne olduğu görünen.

Artık onu bir erkek mi tutuyor, yoksa bir kadın mı, yoksa genç bir çocuk mu?

Orası yazıyı okuyan Sevgili okuyucuya kalmış bir durum…

Çantanın içinde çocukluğu var, gençliği var, duvarlara toslamışlıkları var, içini kanatırcasına döktüğü gözyaşları var, şen şakrak attığı kahkahaları var, aşkları var, özgüveni var, annesi var, babası var, kardeşleri var, aslında her şey var.

Eskiden “bir tek şey dışında”, diye yazmıştı...

Ve o eksik şeyin de cevabının ne olduğunu bulmaları için Sevgili okuyucularına bırakmıştı.

Bugün ise artık eksik şey yok…

Sevgisi ve yüreği de çantasında, yüzünde mutlu bir gülümsemeyle bakıyor hayata…

Geçmişe ait her ne varsa, sadece hatırlamak istediklerini koymuş bugününe ve yarınına…

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 855 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler