1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Can Dündar
Can Dündar

Can Dündar

Severim Can Dündar’ı… Duruşunu, yazısını, belgeselini, siyasete bakışını… Birkaç gece önce Okan Bayülgen’in programında konuşuyorlar… Yazılarından, kitaplarından ama hayata, siyasete bakışından da… Gazetecilerin özellik

A+A-

 

Severim Can Dündar’ı… Duruşunu, yazısını, belgeselini, siyasete bakışını… Birkaç gece önce Okan Bayülgen’in programında konuşuyorlar… Yazılarından, kitaplarından ama hayata, siyasete bakışından da… Gazetecilerin özellikle daha önceleri ya iktidar, ya muhalefet taraftarı yazarlar olarak gruplandıkları konuşuluyor. Şimdi de Türkiye’de iktidarın ve ‘kral’ın yanında durmanın önemine ve bunun için de çaba gösterenlere atıfta bulunuluyor.

Bayülgen, gerçek olanların veya yalakalık yapanların zamanla ortaya çıktığını ve ‘kral’ın da ona göre davrandığını söylüyor ama Can Dündar bunun zaten belli olduğunu söylüyor. Kralların veya iktidarın niyeti ne olursa olsun böyle adamların iktidara keyif verdiğini belirtiyor. Can Dündar’ın, iktidara ve muhalefete karşı yazılar yazdığından, bir tarafın adamı olmadığından konuşuluyor, bunun için de kendisi gibi insanların çok sevilemeyebileceğinden söz ediyor.

Sadece siyaset yazmıyor, sadece günceli aktarmıyor onun için de okuyucu takım tutar gibi tuttuğu yazarların dışına atıyor O’nu gibi düşünceleri de taşıyor Can Dündar… O aşkı da yazıyor, o ilişkiyi de, insani duyguları da yazıyor.

Programda her zamanki gibi dingin, kibar, birilerini kırmamaya özen gösteren bir hali var Dündar’ın… O dingin adamdan bir alıntı yaptım bu hafta… O insani duygulardan… Sizin hoşgörünüze sığınarak… Siz de okuyun, seveceksiniz.

Eğer

O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
     Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
     O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
     sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
     ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
     dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
     hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
     elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
     kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
     her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa...
     bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
     iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
     iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
     eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
     mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
     kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
     özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
     hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
     O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
     ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
     gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
     bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...
     uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
     dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
     nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
     kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
     gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
     Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
     ...o halde bugün sizin gününüz!..
     "Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 752 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler