1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Camilerin Gölgesinde Eğitim
Camilerin Gölgesinde Eğitim

Camilerin Gölgesinde Eğitim

Haspolat’ta Vakıflara ait 200 dönümlük arazi yıllık 100 liraya kiraya verildi. Dönümü 2 liraya; çay, kahve parası... Kime verildi? Daha iki ay önce kurulan Kıbrıs İlim Ahlak Sosyal Yardımlaşma Vakfı’na... Ne yapılacak? Lefkoşan’nın

A+A-

 

 

 

 

Haspolat’ta Vakıflara ait 200 dönümlük arazi yıllık 100 liraya kiraya verildi. Dönümü 2 liraya; çay, kahve parası...

Kime verildi?

Daha iki ay önce kurulan Kıbrıs İlim Ahlak Sosyal Yardımlaşma Vakfı’na...

Ne yapılacak?

Lefkoşan’nın merkezindeki, Eğitim Bakanlığı’nın tam karşısındaki koskoca yedi okulu yıkacaklar, başka yere taşıyacaklar, İlahiyat Kolejleri açacaklar... Eğitim Bakanı “haberim yok” diyor. Daha da vahimi “haberim yok” dediğinin arkasında duracağını da söylüyor. “Vakıflar idaresi uygunluk vermişse biz hükümet olarak arkasında olmak durumundayız, olacağız” diyor. DAİ ve DAK’ın satılacağında da “haberim yok” demişti ve mecliste tartışma çıkmıştı.

Başbakan açıklıyor: Cami, külliye, ilahiyat koleji yapılacak, Lefkoşa’daki okullar oraya taşınacak... Külliyenin etrafında, belki de içinde Ruso ortaokulu, Türk Maarif Koleji, 20 Temmuz Fen Lisesi, Lefkoşa Türk Lisesi, Sedat Simavi Meslek Lisesi, Güzel Sanatlar Anadolu Lisesi, Demokrasi Ortaokulu... olacak. Başbakan bunun kompl(o)e bir proje olduğunu vurgulayarak, “Dolayısıyla bunu çıplak gözle görmemek gerekir” diye uyarıyor...

Sayın Başbakan! Biz; bir baba, bir anne, bir öğretmen, bir yurttaş, sivil toplum olarak baktığımızda cami, külliye, dinsel eğitim görüyoruz. Kur’an kursları, İslami sermaye ve hareket görüyoruz. Toplumdaki demokratik alanların daraldığını görüyoruz. Laikliğe, anayasa ve yasalara aykırı uygulamalar görüyoruz... Peşkeş görüyoruz...

Siz, çıplak gözle bakmıyorsanız ne görüyorsunuz? Gördüklerinizi bize de anlatın... Halka da anlatın...

Niye okullarla camiler, külliye projesi adı altında içiçe getirilmek isteniyor? Toplumda külliye, İlahiyat Koleji ihtiyacı var mı? Dinsel eğitime talep var mı? Bu toplumun bilgi çağında nasıl bir gençliğe ihtiyacı var?

Bu ülkede 2005 yılında üniversitelerin, okulların, okul aile birliklerinin, sendikaların, öğrenci konseylerinin, derneklerin, birliklerin, federasyonların, vakıfların, siyasi partilerin... katılımıyla IV. Milli Eğitim Şurası yapıldı. Toplumun her kesiminden 268 kişi biraraya gelerek değil bir iki gün, bir ay boyunca eğitimi tartıştılar. Kapalı kapılar arkasında değil, toplumun gözü önünde tartıştılar ve karar aldılar. Ne kararı aldılar? “Bilimsel ve akılcı düşünme becerisine sahip” öğrenci yetiştirilmesi kararını aldılar (Karar 8). Bu şuraya UBP temsilcileri de katıldı.

Şimdi, sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin, siyasi partilerin... toplumsal katılım anlayışıyla bir şura yapıldı ve “dindar gençlik”, “dinsel eğitim”, “dinsel düşünceye sahip” öğrenci yetiştirme talebi mi ortaya çıktı? Böyle bir karar mı alındı? Yok.

Dolayısıyla  IV. Milli Eğitim Şurası’nda alınan “Bilimsel ve akılcı düşünme becerisine sahip öğrenci yetiştirilmesi” kararı hâlâ somut toplumsal bir talep ve irade olarak ortada duruyor.

İddia edilen talep nerde, nasıl oluştu?...  

Talep yok, dayatma var...

Dayatmalarla yapılmak istenenler Milli Eğitim Yasası’na da aykırıdır.

Yasa, Atatürk ilke ve devrimleri ile yurttaşlar arasında bir fikir ve duygu ortaklığını amaçlayan, çağdaşlaşmayı hedefleyen, laik devletine karşı görev ve sorumluluklarını bilen, bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip... bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır.

Yine yasanın 16. maddesinde “Kıbrıs Türk Milli Eğitim sisteminin her derece ve türü ile ilgili eğitim ve öğretim programlarının hazırlanıp uygulanmasında, Atatürk ilke ve devrimleri ile Atatürk milliyetçiliği temel olarak alınır.” demektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı yasayla kendisine verilen bu görev ve sorumlulukların arkasında durması gerekmektedir. Yok ki, iki ay önce kurulan, ne olduğunu bilmediği ve haberi olmadığını iddia ettiklerinin arkasında duruyor. Yanlış yerde duruyor. Bilimsel ve laik eğitimin arkasında durması gerekir.

Bakanlık ve hükümet, İlahiyat Kolejlerini ve anaokullarını açmadan önce Milli Eğitim Yasası’nı değiştirmesi gerekmektedir.

Yasadan, “Eğitim kurumlarında, kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır.” diyen 13. maddeyi çıkarması gerekmektedir.

 “Atatürk ilke ve devrimleri ile Atatürk milliyetçiliği temel olarak alınır.” diyen 16. maddeyi çıkarması gerekmektedir.

“Milli eğitimde laiklik esastır.” diyen 19. maddeyi atması gerekmektedir.

Anayasayı da değiştirmesi gerekmektedir.

Anayasa’nın Vicdan ve Din Özgürlüğü maddesi “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasal veya yasal temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasal ve kişisel çıkar veya nüfuz sağlama amacı ile her ne surette olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.  Bu yasak dışına çıkan veya başkasını bu yolda kışkırtan gerçek veya tüzel kişiler hakkında, yasanın gösterdiği kurallar uygulanır ve siyasal partiler, Anayasa Mahkemesi olarak görev yapan Yüksek Mahkemece temelli kapatılır.”

Hükümet, “dindar gençlik yetiştirmeyi” şiar olarak benimseyip, uygulama yaparsa yasa ve Anayasa karşısında suç işlemiş olacaktır.

Dindar gençlik ne demektir? Dindar öğretmen, dindar esnaf, dindar yargıç, dindar polis, asker, memur, yönetici demektir. Komşuluk ilişkilerinden tutun da dünya görüşüne kadar dindarlaşmaktır. Kız çocuklarına verilen değer ve rollerin dindarlaşmasıdır... Eğitim aracılığıyla, dindar gençlik yetiştirilerek devletin sosyal, ekonomik, siyasal, yasal temelleri değiştirilmek istenmektedir. Bu da Anayasa’da açıkca suç olarak gösterilmektedir.

Gelinen aşamada yurttaşların içinde bulundukları yetersiz sosyal ve ekonomik koşullar fırsat bilinerek, din siyasal ve kişisel çıkar sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Dini duygular istismar edilmekte, siyasi çıkar için kullanılmaktadır. Oysa hükümete düşen görev, uygulamaya koyacağı projelerle yurtaşların önündeki sosyal ve ekonomik sıkıntıları hafifletmek ya da kaldırıp atmaktır. Dini niğmet ya da kurtuluş yolu olarak sunmamaktır.    

Türkiye’de yapılan birçok araştırmada ailelerin gelir düzeyleri yükseldikçe dinsel eğitime olan talebin azaldığını ortaya koymaktadır. Çocuklarını İmam-Hatip Liselerine gönderen ailelerin, erkek çocuklarını, kız çocuklarına göre daha fazla okutma eğiliminde oldukları tesbit edilmiştir. İmam Hatiplere giden öğrenciler üzerinde yapılan araştırmalarda ise demokratik değerlerin kızlar ve erkeklere eşit düzeyde kazandırılmadığı tespit edilmiştir.

Bugün Türkiye’de İslami hareket’in açtığı anaokullarda 25 bin çocuk öğrenim görmektedir. 1,663,279 öğrenci İmam Hatiplerde okudu, 897,783’ü mezun oldu. Yaz aylarında devlet denetimindeki Kur’an kurslarına 157,333; camilerdeki kurslara ise 630,708 çocuk devam etmektedir.

Din hizmetlerini toplumun tüm kesimlerine ulaştırmak ve yaygınlaştırmak için de 2017’ye kadar 575 milyon 352 bin lira harcanacak.

Sayın Başbakan, söz ettiğiniz kompl(o)e projeye çıplak gözle bakınca bunları görüyoruz.

Caminin gölgesinde laik ve bilimsel eğitim olmaz.

Hükümetin bir an önce neyin arkasında duracağına karar vermesi gerekmektedir. Kıbrıs İlim Ahlak Sosyal Yardımlaşma Vakfı’nın mı, şura kararları, Milli Eğitim Yasası ve Anayasa’nın mı arkasında duracak?

Külliye yapma, dindar bir gençlik yetiştirme sevdasından vazgeçilmelidir. Dayatmaların karşısında dik durulmalıdır.

Bunların yerine yıllardır eksikliği hissedilen, bilim müzesi, bilim parkı, Akdeniz arkoloji müzesi, sergi, konferans salonları, sanat galerileri, Milli Kütüphane... yapılsa daha iyi olur. Bu tesislerin etrafına da okullar yapılsa daha da güzel olur. Bize yakışan budur.

Herkes çoluk çocuğuyla, ailesiyle bilim müzesini ziyarete gitsin, okullardan öğrenciler sınıf sınıf müzeleri ziyarete götürülsün, sanatcılar, yazarlar özgürce eserlerini üretsinler, sergilesinler... Toplumun sanat, düşün ve kültür hayatı gelişşin...

Tüm bu yazılanlar dine karşı olunduğu için değildir. Dinle bilimin, dinle eğitimin ayrı ayrı olması gerektiğini savunduğumuz içindir. Elbette ölülerimizin arkasından bir Fatiha Süresi okumasını bilmemiz gerekmektedir. Ancak dini bilgileri öğretmek başkadır, dindar gençlik yetiştirmek başkadır. Bu farklılığın ayırdına varmak gerekmektedir. 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1199 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler