1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Çadır tiyatrosu (VİVA) Dünya Kupası başlarken
Çadır tiyatrosu (VİVA) Dünya Kupası başlarken

Çadır tiyatrosu (VİVA) Dünya Kupası başlarken

KKTC’nin ilanından sonra, FIFa’nın uyguladığı sözde spor ambargosunu aşmak için tam 29 yıldır güya bir mücadele veriyoruz. Bu uzun dönemde, FIFA’ya girmek için arka kapı, ön kapı diye her kapıyı denedik. Hatta, o dönemler Türkiye Ligi&

A+A-

 

 

KKTC’nin ilanından sonra, FIFa’nın uyguladığı sözde spor ambargosunu aşmak için tam 29 yıldır  güya bir mücadele veriyoruz.

Bu uzun dönemde, FIFA’ya girmek için arka kapı, ön kapı diye her kapıyı denedik. Hatta, o dönemler Türkiye Ligi’nde küme düşmeme mücadelesi veren takımlardan Ankara Gençlerbirliği’ni bile KKTC’ye getirdik ve FIFA’ya adeta nanik atarak şaşırttık!

O güne kadar FIFA kurallarına uymayan takımlara Avrupa veya Uluslar arası kupalara katılmama cezası veren FIFA, Gençlerbirliği’nin ligin son sıralarında olması nedeniyle, ilerde muhtemelen katılabileceği Avrupa kuplarından dört yıl katılmama cezası vermişti.

Bu arada, Kıbrıslıtürklerin uluslararası arenada yasal tek zemin olan, Birleşmiş Milletleri’nin Kıbrıs’ta tek tanıdığı devlet olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Futbol Federasyonu KOP ile FIFA aracılığıyla görüşmelere başlanmıştı.

Merhum, KTFFF Başkanı Ahmet Sami Topcan ile başlayan bu görüşmeler özellikle, Ömer Adal ile Niyazi Okutan dönemlerinde ivme kazandı.

FIFA’nın aracılığıyla, Zürih’e taşınan görüşmelerde, Ömer Adal’ın yeniden başkan seçilmesiyle bir kez daha taşındığı Zürih’te bir konsensüse varıldı.

Buna göre, KOP’un yapacağı bir tüzük değişikliğiyle Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu tamamen geçici bir süre KOP’un izniyle FIFA ülkeleri ile karşılaşma yapmaya başlayacak ve Kıbrıs Türk takımları, hakemleri, teknik adamları  KOP çatısı altında görev yapacaktı. Bu konsensüsün en önemli maddesi de, bu uygulamanın kesin bir anlaşma olmadığı ve Kıbrıs sorunun çözülmesi halindeki vizyona göre yeniden yapılanacak olmasıydı.

Ne var ki, o zamanın yöneticileri bunun diğer konulara da emsal olacağı gerekçesiyle bu konsensüsü geri çevirince, yeniden kendi amaçsız ve komik ligimize döndük.

Luton Town trajedisinden sonra, ille de dış temas diyen KTFF yöneticileri bir dönem Ömer Adal’ın başlattığı FIFA-DIŞI futbol kurumlarına balıklama daldı. NFBOARD olarak anılan bu kuruluşun düzenlediği ve dünyada ayrılıkçı toplulukların yer aldığı FIFİ WILD CUP, ELF CUP ve bunların en popüleri olan VIVA Dünya Kupası!na katılmalar başladı.

Kıbrıs Türk Futbolunun uluslar arası tanıtımına hiçbir katkı koymayan ve adeta ÇADIR TİYATROLARINI  anımsatan bir organizasyon olan hatta, NFBOARD kurcusu avukat LUC KİT’in NFBOARD aracılığıyla kara para akladığı iddia edilen bu organizasyona uzun bir aradan sonra, bugünlerde yeniden katılıyoruz.

05-10 Haziran 2012 tarihleri arasında Kuzey Irak’ın Kürdistan diye tanınan bölgesinde Erbil kentinde start alacak bu ayrılıkçı ülke ve kabileler arasında DARFUR kabilesinden tutun, Sri-Lanka’daki ayrılıkçı Tamil gerillaları ve Tibet’ten kaçan Tibet rahiplerine kadar çok eksantrik topluluklar var.

İşte, böylesine gayrı ciddi bir turnuvayı bizlere adeta 2014 Brezilya Dünya Kupası gibi lanse edenler var. Buna sadece gülünür diyorum ve tek yolun KOP ve de olmazsa CAS olduğunu vurgulamak istiyorum.

 


CAS MI; CAZ MI?

 

 

Bir ülkede yazılı ve görsel spor medyası, sporun gelişmesinde çok önemli bir unsudur diyorum. Dolayısıyla, sporu halk ile buluşturan bu görsel ve yazılı medyada yer alan ve en önemli unsur olan spor yazarlarına çok önemli görevler düşmektedir.

Bu nedenle gerek akademik, gerekse alaylı olsun spor yazarlarının kendilerini çok iyi yetiştirmek zorunda olduklarını bir kez daha anımsatmak isterim.

Aslında, bu konuda yeterli olmasa da, spor yazarlarını bünyesinde toplayan Kıbrıs Türk Spor Yazarları Derneği zaman zaman seminerler ve konferanslar tertip ederek, spor yazarlarının bilgi dağarcığını zenginleştirmeye çalışıyor.

Ne var, uzun bir süredir gözlemlediğim, belki de benim gibi izleyenlerin gözünden kaçmayan bir yanlışı artık dile getirme zamanı geldiğini düşünüyorum. Sakın ha bu eleştiriyi yaparken, bir arkadaşımı küçük düşürmeye çalıştığımı düşünmeyin. Bu sadece, söz konusu yanlışın düzeltilmesi için bir uyarı.

Evet, bu kadar peşrev yeter diyerek konuya girelim. Siyasi ve kültürel haberlerde olduğu gibi sporda da, yabancı özel isimlerin telaffuzu çok önemlidir ve buna dikkat edilmelidir. Çünkü söz konusu özel isim kendi dilindeki gibi telaffuz edilirse bir anlam kazanır.

Bu bağlamda, son günlerde dikkatim çeken Kuzey Kıbrıs’ın en çok izlenen ve dinlenen kurumu olan Bayrak Radyo Televizyonlarındaki özellikle, spordaki bazı spiker arkadaşların bu özel isimlerin sürekli yanlış kullandıklarını gözlemledim.

Hele hele, sporda son günlerde gündem de olan Avrupa Spor Tahkim Mahkemesi(CAS)ın “KAS” olarak telaffuzu yerine bir müzik türü olan “CAZ” şeklindeki telaffuzunu içime sindiremedim. Tabii, bunun gibi başka kelimeler de var. Örneğin, yine Futbol Federasyonu tarafından Kuzey Kıbrıs’a davet edilen eski FIFA Dış İlişkiler Sekreteri “JEROME CHAMPEGNE”’in isminin “JEROM ŞAMPEYN” şeklindeki telaffuzu yerine “ŞAMPANYA” olarak telaffuzu bir başka komik bir durum yaratmaktadır.

 


İki Delikanlı Deniz, Naci

 

Geçtiğimiz Perşembe akşamı Yakın Doğu Üniversitesi  Atatürk Kültür Merkezi’nde muhteşem bir gece düzenlendi.

Bu gecede, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve dünyayı büyük ölçüde etkileyen “68 Baharı”nın müthiş liderlerinden DENİZ GEZMİŞ anısına yapılan “DELİKANLI” isimli belgesel gösterildi.

Aynı kuşağa bağlı olmakla gurur duyduğum bu belgeseli izlerken, Deniz!leri, Yusuf’ları, Hüseyin’leri, Mahirler’leri, Sinan’ları, Ulaş’ları Taylan’ları ve Devrim uğruna “GÜNEŞE AKIN EDENLERİ” bir kez daha anımsadım.

Gösteri sonunda, salonu dolduran yüzlerce kişinin Denizleri ayakta alkışladığına tanık oldum. Salonda ayrıca, ilk kez tanıdığım Deniz Gezmiş’in abisi olan Bora Gezmiş’i eski bir yoldaşla buluşur gibi kucakladım.

Bu belgeseli hazırlayan müthiş araştırmacı ve devrimci Can Dündar ile tanışmak onurunu yaşadım.

Yine salonu dolduran yüzlerce kişinin genç kuşaktan olması  ve yanlarında oturduğum iki Sivaslı genç kızın  gözyaşlarına tanık oldum. Çünkü, Deniz, Yusuf ve Hüseyin Sivas’ın Gemerek ilçesinde yakalanmışlardı.

Ve, bir de bizim kuşağın Kıbrıslıtürk devrimcilerinin DENİZ GEZMİŞ gibi lideri olan ve bu belgesele Can Dündar tarafından DENİZ’e verilen “DELİKANLI” isminin yakıştığı sevgili yoldaşım NACİ TALAT”ı anımsadım.

Deniz gibi olmasa da Verdiği zor bir mücadele sonunda, genç yaşta aramızdan ayrılan NACİ TALAT”ı VE tüm devrimcileri DENİZ’LERİN şahsında bir kez daha “MERHABA YOLDAŞLAR”  diyerek selamlamak isterim. 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 867 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler