1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BUZLAR ÇÖZÜLMEDEN VE TDP’NİN ÖNERİSİ -2-
BUZLAR ÇÖZÜLMEDEN VE TDP’NİN ÖNERİSİ -2-

BUZLAR ÇÖZÜLMEDEN VE TDP’NİN ÖNERİSİ -2-

Geçtiğimiz hafta yazdığım yazıda, UBP içindeki çelişkinin niteliği üzerinde durmuş ve bunun gerisindeki hususlara dikkat çekmiştim. Gördüm ki bu konuda pek çok değerlendirme ve yorum yapılmaya başlandı. Önemlidir. Çünkü sosyal olaylarda yalnız görünen değ

A+A-

 

Geçtiğimiz hafta yazdığım yazıda, UBP içindeki çelişkinin niteliği üzerinde durmuş ve bunun gerisindeki hususlara dikkat çekmiştim. Gördüm ki bu konuda pek çok değerlendirme ve yorum yapılmaya başlandı. Önemlidir. Çünkü sosyal olaylarda yalnız görünen değil, onun gerisinde harekete geçiren etmenler de çok önemlidir.

Hatırlatalım, CTP’nin, Hükümetin büyük ortağı olduğu dönemde, Meclis önü, demokratik gösterilere açılmıştı. Bugünkü rezaletler yoktu. Barikatlar, Polis kordonları  v.s yoktu. İşte o günlerde Sendikaların Hükümeti eleştirmek için düzenlediği protesto gösterisinde, Kürsü, tam Meclisin giriş kapısı önüne kurulmuştu.

 Kürsüye  o dönem, Kamu İş Başkanı olan Ahmet Caluda çıkmış ve CTP Hükümetini eleştirmek için  “bu Hükümet ENOSİS’ci bir hükümettir. Bizi Ruma teslim etmek için hareket etmektedir” demişti. Arkasından ise KTÖS Genel Sekreteri çıkmış, o da “bu Hükümet Ankara’nın Kuklasıdır ve Kıbrıs Türk halkını Ankara’nın hakimiyetine sokmak için çalışmaktadır” demişti. Yani iki sendika sözcüsü, çok farklı temellerden, Hükümete muhalefet ediyordu. Ama,  ortak düşman olarak seçtikleri CTP’ yi de hükümetten uzaklaştırmak için eylem birliği yapıyorlardı. Ne için? Amaç ne idi? Şimdi işler çok daha net açığa çıktı. Günümüzde tüm emekçiler ve toplum  ciddi  sorunlar yaşamaktadır. İşte bu deney nedeni ile,  UBP’ nin Kurultay kavgasının gerisindeki olgulara dikkat edilmesi gerektiğini yazmıştım..

LTB VE “BUZLAR ÇÖZÜLMEDEN”..

Bundan dolayı bence, özellikle sol ve demokratik kamuoyu, yaşadığımız bugünkü çıkmazları ele alırken çok yönlü düşünmeli ve tartışmalıdır. Bundan ötürü ekonomik krizi aşma ve yıkımı durdurma hedefi ile gidilecek olan yolda, özlü ve kapsamlı değerlendirmeler yapmak zorundayız. Her adım iyice hesaplanmalıdır.

 Bakın, LTB meselesinde de bu nasıl bir sonuç verdi? . Yazalım, UBP’nin sorumsuzluğu ve yanlışlığı yıkımı getirdi. Doğru. Ama alternatif siyasetin de olayı her yönü ile ele alınmamasıyla ve sorun çözme odaklı düşünmemesi nedeniyle de “ darbe” gümbür gümbür geldi.. Doğan boşlukta Darbe yapıldı. Muhalefette etkin olamadı.

 Ben açık yazayım. Sonuç itibarı ile Lefkoşa sokaklarının temizlenmesi ve işçilerin maaşlarını almaları ve diğer bazı hayati işlerin dönmesi ile insanlar,” iyi ki darbe” oldu diye düşünmeye başladılar. Bu iyi bir şey değildir. Evet, Anayasa Mahkemesi bu kararı bozacaktır. Ama bu toplumsal bellekte bu nasıl bir yer tutacak?

 “ Buzlar Çözülmeden” Tiyatro oyununda olduğu gibi insanlar, “ Deli Kaymakamı” sevecek. Yani, o oyunun ruhunda da olduğu gibi demokrasi dışı, bürokratik hakimiyeti öngören anlayış, Başkanlık sistemi adı altında da yer edecek. Çünkü günümüzde zaten, “siyaseti ve siyasetçiyi” beş paralık haline getiren yaygın bir propaganda ve siyasetinde de sorunlara çözüm üretememesi gerçeği ile de bu propaganda buluştuğunda, zaten benzer düşünceler  havada uçuşmaktadır.

Bence, Anayasa Mahkemesi er geç kararname ile ilgili kararını verecektir. Mahkeme kararının çıkmasıyla, yani;  “Buzların Çözülmesi” ile ve  “Deli Kaymakam”ın da ayrılması ve Cemal’in işbaşına gelmesiyle ki hala, şimdi, TV’lerden işe insan almak vaatleri vermektedir. İşlerin çıkmaza yeniden gireceği aşikardır. O zaman da gündeme gelecek olan, bu uygulamanın, yani darbenin kutsanması anlayışı olacaktır. Çünkü LTB konusunda toplumsal muhalefetin hareket noktası, sorunun çözülmesine dönük katkı  üretmek ve bunu halk hareketine döndürmek olamadı. Aksine; sorun üzerinden, siyasi sonuç elde etmeye dönük yaklaşım üretildi.

İşte bu nedenle, ben artık, yalnızca egemen UBP anlayışının, ya da Türkiye’den gelen ekonomik ve siyasi önermelerin  eleştirilmesi ve bunlara tepki konması ile yetinmemek gerektiği kanısındayım. Sol ve demokratik kamuoyu, ayni zamanda bu temel meselelerle ilgili olarak, ne der,  olayın nasıl ele alınmasını ister anlayışlarının da üzerinde durmak gerektiği kanısındayım.  Bu bağlamda sol muhalefetin değerli bir potansiyeli olan TDP’nin görüşlerine de önem vermekteyim.

TDP’NİN YAKLAŞIMI, ASKERLİK VE EKMEK KIŞLA KAPISINDA.

Bu anlayış doğrultusunda Sayın Mehmet Çakıcının yaptığı ve basında yer alan açıklaması üzerinde durmak istiyorum. Çünkü kendi görüşleri doğrultusunda sorun aşılmasına dönük önermeler yapmıştır. Buna göre Sayın Çakıcı’nın yaptığı açıklamada şu nokta önemlidir.

“ TDP Gücü eline geçirdiği andan itibaren, Sağlık Fonu kaldırılacak, profesyonel askerliğe geçilecek, böylece 4 bin gence iş imkanı sağlanacak”. Haberdar 28 Temmuz 2012.  Sosyal Demokrat bir partinin barış ve militer  sorunu olan ülkemizde, demokrasiye ve  istihdam sorununa dair önermeleri çok önemli olmalıdır.

 Yalnız burada anlamadığım bir şey var. Önce onun üzerinde durmak istiyorum. “ Sağlık Fonu kaldırılacak” denmektedir. Bu nedir?  Böyle bir fonun varlığından benim bilgim pek yok. Ancak kast edilen eğer, Sağlık Bakanlığı Bütçesinde, Kamu Görevlilerinin ve emeklilerin aldığı sağlık hizmetlerinin karşılanması için ayrılan kalem ise, bu bence çok sakıncalıdır. Bunun yerine ne konacağı ortaya konmadan, bu adımın ele alınması, bence sosyal devlet açısından ciddi bir tehdittir. Sosyal devlet uygulamalarının budanmaya çalışıldığı bu dönemde, solun ve demokratik kamuoyunun önermelerinde çok titiz olması gerekir.

Ayrıca, profesyonel askerliğe geçilerek, 4 bin gence istihdam olanağı sağlanacağı ifade edildi. Aman Tanrım, eğer istihdam, askerlik ve hele profesyonel askerlikle sağlanacaksa ve bu 4 bin olarak öneriliyorsa, o zaman 1974 öncesi olduğu gibi “Mücahit” lik dönemine geri döneceğiz demektir. Yani Kıbrıs Türk halkının önemli bir kısmı memur, emekli, üniformalı asker ve polis olacak demektir. “Koruculuk” düzeni gibi mi? Üretim, gelişme, üretkenlik bunlar ne olacak?

Ayrıca, meseleye bugünkü gerçek ışığında da bakmak gerekir. Şu anda, aşağı yukarı 2500 civarında polis ve 1000’i aşkın GKK profesyoneli var. Buna 4 binde profesyonel asker ilave ettiğinizde, al sana 7-8 bin arası üniformalı güç. Sivilleşme ve demokratikleşme böyle mi olacak?

 Peki, Kıbrıs sorunu gibi temel bir sorunun ele alınışında,  günümüzde, karşılıklı olarak askeri güç indiriminin gerçekleşmesinin, bırakın çözüme ertelenmesini, bunu   daha şimdiden, tartışma alanına taşımamız gerekmektedir. Üstelik ekonomik krizlerin derinleştiği ve dünyada halkların, sağduyu sahibi insanların, askeri harcamaların kısıtlanması gerektiği ile ilgili pek çok demokratik çabayı ele aldığı bir aşamada, biz Kuzeyde, istihdam sorunu için askeri harcamaların kat be kat artmasını mı önereceğiz? Abraham Lincon’un “ Güvenlikleri için özgürlüklerinden vaz geçenler daha sonra her ikisini de kaybederler” söz çok önemlidir.

Aksine; Sol ve demokratik kamuoyu olarak bu global krizin, hem güneyi, hem de kuzeyi yakıp kavurduğu bu aşamada, çözüm yolunda, güven artırıcı tedbir olarak biz;  her iki tarafta  asker sayısından tutun da, silaha kadar her şeyin azaltılıp, bu kaynakların ekonomiye, işe, aşa, sosyal devlet uygulamalarına aktarılmasına dair düşünceleri harekete geçirmemiz gerekir. Tasarruf diye, insanların maaşlarının kısıtlandığı, sosyal devlet uygulamalarının darbelendiği;  yeni vergilerin insanların üzerine salındığı bu aşamada; egemen olanlar, askeri harcamaların azaltılmasını gündeme getirmezken, biz, askeri harcamaların artmasını mı önerceğiz?

 4 bin profesyonel asker önermekle de  işi, aşı, kışlaların kapısındaki ekmeğe asmaya mı kalkacağız?  Oy ve sempati için, kırsal kesimden ve beli bir toplumsal zümrenin içinden destek almak cazibesi mi, siyasi önermeleri, popülist olarak yapmak olgusunu getirecek?

YA BÜTÇE AÇIĞI VE DURUM

Üstelik de biri, bunu izah etmelidir. Temmuz 2009 itibarı ile devletten maaş ve maaş nitelikli ödeme alan insan sayısı 39.333’tür. Buna devletten katkı alarak ödenen Belediye çalışanları ki en az 3000’dir. Ayrıca devletten destek alan KİT’ler ki bunları da 1500 olarak ifade edeyim. Ancak devletten katkı alarak çalışan özel sektör kuruluşlarını buna ilave etmiyorum. Yalnız  devletten doğrudan ve katkı ile maaş çeken insan sayısı toplamı  43.883 kişidir..

İşte şimdi bunu ele almak zorundadır. Çünkü buna TDP de 4 bin asker alınmasını önermektedir. Bunlara ödeme yapan Devlet Bütçesi ise ne  durumdadır?. Temmuz ayı itibarıyla  Devlet, maaş nitelikli ödemelere toplam;  123.332.328 TL ödeme yapmıştır. Bu rakamın içinde Belediyelere ve KİT’lere yapılan ödeme yoktur.

Buna karşın Devletin, Yerel Gelirlerden, bu dönem itibarı ile elde ettiği toplam gelir, 1.005.207 TL dir.  Yani  yalnız maaş ödemeleri için açık, 23 milyon TL dir.  Ancak, Temmuz 2012 itibarıyla devletin tüm giderleri ele alındığında, Yerel Gelirlere göre açık;  162 milyon TL dir.  Şimdi Sayın Çakıcı, bu gerçek ışığında, hem bu açığı nasıl kapatacağını, hem de 4 bin askerin parasını nasıl karşılayacağını da açıklamalıdır? Yeni vergilerle mi? Yoksa, Türkiye’nin şu anda yerel gelirlerle, yerel giderlerin    oluşturduğu 162 milyon TL’lik açığı kapatmak için kaynak verdiği  gerçeği karşında, bu  kaynağı da ekstra ondan mı isteyeceğiz?

Evet, ciddi bir sorun vardır. Bence ekonomik krizin derinleştiği ve global pek çok olumsuzluğun yaşandığı günümüzde artık, hem kuzeyin, hem güneyin tüm demokratik güçleri karşılıklı olarak askeri harcamaların azaltılması, asker indirimi konusunu gündemin önüne almalıdır.. Ayrıca demokratik ve ekonomik dönüşümleri ciddi ve verili önermelerle tartışmalıyız. Aksi, LTB’deki gelişmeler benzeri olgulara kapı açmaktır. Şakası yok. Bırakmak lazımdır kısır, sen- ben kavgasını, temelsiz tartışmaları. Toplumsal çıkışın ne olacağı üzerinde kafa patlatmalıyız. Aksi;  “ Buzlar Çözülmeden” anlayışındaki yaklaşımlar olur..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1426 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler