1. YAZARLAR

  2. Berkan M. Tokar

  3. Bütçe Disiplini ve Ciddiyeti
Berkan M. Tokar

Berkan M. Tokar

EKONOMİ YAZILARI
Yazarın Tüm Yazıları >

Bütçe Disiplini ve Ciddiyeti

A+A-

 

Daha önceki yazılarımda bütçe yönetiminin, ekonomik plan ve program uygulamada ne kadar önemli bir araç olduğunun altını çizmiştim. Keza maliye politikalarının, ekonomimizin kendine özel ekonomik ve siyasi yapısıyla üzerine yaslanabileceği, plan, program yapabileceği tek ekonomi yönetme aracı olduğunu da bir kez daha belirtmekte fayda görüyorum. Maliye politikaları çerçevesi, kendi içerisindeki araçlarla ekonominin yönetilmesine imkân sağlamakta ve ekonomik hedefler belirleyip o hedeflere ulaşılmasını mümkün kılmaktadır. Yılın son aylarına girerken, 2020 bütçesinin Mecliste tartışıldığı içerisinde bulunduğumuz dönemde, 2020 bütçesinin, gelecek adına doğru şekle ve zemine getirilmek üzere irdelenmesinin en doğru zamandayız diye düşünüyorum. Bu çerçevede hatırlamakta fayda var, 2019 yılı bütçesi hazırlanırken 835 milyon TL bütçe açığıyla gerçekleşeceği öngörülmüştü. Bunun üzerine dönemin hükümeti, bir dizi ekonomik ve mali önlemler paketi geliştirmiş ve uygulamaya koymuştu. Bugün bütçe kapanışındaki rakamlara bakıldığında, gerek tasarruf gerekse gelir artırıcı birtakım eylemleri içeren söz konusu önlemler paketinin, ne kadar başarılı bir planlama ve uygulama olduğu, elde edilen 600 milyon TL’nin üzerinde ek gelirlerden anlaşılmaktadır.

 Diğer yandan 2020 yılı için bütçe açığının, 578 milyon TL olarak öngörüldüğü, görülmektedir. Bahse konu 2020 açığını biraz irdeleyecek olursak aslında bu açığın Türkiye Cumhuriyetinden geleceği varsayılan 440 milyon TL kredi ve 960 milyon TL hibe, toplam 1,400 milyon TL yardımdan sonra arta kalan miktar olduğu görülmektedir. Anlaşılan odur ki, 578 milyon TL olarak lanse edilen bütçe açığı, aslında 2 milyar TL civarındadır ve bu açığın 1,400 milyon TL’lik kısmının TC hibe ve kredileriyle kapatılması öngörülmektedir. Diğer bir deyişle, hazırlanan bütçe çerçevesinde ortaya çıkan açığın %70 gibi çok büyük bir kısmının TC yardımıyla kapatılacağı varsayılmıştır.

Varsayılmıştır diyorum çünkü Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinden 1,400 milyon TL’lik bir kaynağın buraya aktarılmasını sağlayabilecek herhangi bir taahhüt, protokol veya mutabakat şahsen ben görmüş veya duymuş değilim. Dolayısıyla 1,400 TL kaynağın, 2020 yılı içerisinde KKTC’ye aktarılacağına dair herhangi bir ikili protokol olmadığının bilinciyle, şunu sormak ve teyit etmek isterim: Bu yönde en azından bir taahhüt veya mutabakat var mıdır?. Kanımca ne mutabakat vardır ne de taahhüt. Bahse konu rakam ise bütçe açığı boyutunun daha küçük görünmesi adına, bütçe hazırlama ciddiyetinden uzak bir şekilde belirlenmiştir. Geçtiğimiz yıl KKTC’ye aktarılan kaynağa baktığımızda, sadece 650 milyon TL civarında olduğunu biliyoruz. Zaten protokolün tüm mükellefiyeti de 750 milyon TL idi. Dolayısıyla TC yardımlarının bir yıl sonra 1,440 milyon TL’ye yükseleceğini TC tarafı onayladı mı, yoksa bu tamamen dayanaksız bir öngörü mü? Bu çerçevede çok ciddi bir bütçe açığı riski söz konusu olduğu görülmektedir.

Hal böyle iken, bu bütçede kaçınılması gereken birinci unsur. personel giderlerinin popülist yaklaşımlarla gereksiz artırılmasıdır. Bu bağlamda 2020 bütçesindeki personel giderlerine bakıldığında,  Başbakanlık sözleşmeli personel ücretlerinde (3,317100 TL’den 4,865,700 TL’ye) %47’lik bir artış olduğu, Maliye Bakanlığı sözleşmeli personel ücretlerinde (897,776 TL’den 1,559,800 TL’ye) %74’lük bir artış olduğu ve Sağlık Bakanlığının sözleşmeli personel ücretlerinde de (9,993,340 TL’den 21,416,000 TL’ye) %114’lük bir artış olduğu görülmektedir. Keza, Sözleşmeli Personel istihdamları da sınavsız ve keyfi bir şekilde yapılabilmektedir. Dolayısıyla böylesi bir açık riski taşıyan bir bütçede personel giderlerinin artırılması oldukça sakıncalı bir anlayıştır.

Diğer yandan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2020 yılında yapılacak olması, bu hazırlığın “acaba seçim yatırımı mı?” sorusunu akıllara getirmiyor değil. Yok eğer  popülist istihdam hazırlığı değil de, açıklanabilir bir durumsa bu Başbakanlık, Maliye ve Sağlık Bakanlığı bütçesindeki sözleşmeli personel ücretlerindeki artış, o zaman da, yapılmaması gereken bütçesel bir yükten öte bir şey değildir.

Sonuç olarak, Hükümetin bütçe ciddiyeti ve disiplini olmayan popülist yaklaşımlarla, personel istihdamı gibi bütçe açığını büyütecek eylemleri yapmak yerine, oturup, Tufan Erhürman Hükümeti dönemindeki gibi, bütçe açığını azaltmaya yönelik önlemler paketi üzerinde çalışması ve bütçe disiplini prensiplerine harfiyen uyulması gerekirdi. Ekonomik aklın çok uzağında popülist yandaş istihdamı ilk kez karşılaşacağımız bir eylem değildir. Ancak mevcut mali yapıyla, bu yıl asla kalkışılmayacak bir yaklaşım olduğuna inanmakta ve Hükümeti oluşturan partilerimizin buna hassasiyet göstermesinin ekonomik geleceğimiz adına önemli olduğunu düşünmekteyim.

 

Bu yazı toplam 1184 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar