1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BURNUNUN UCUNU GÖRMEK MESELESİ
BURNUNUN UCUNU GÖRMEK MESELESİ

BURNUNUN UCUNU GÖRMEK MESELESİ

İsrail Başbakanı Sayın Yetenyahu’nun Kıbrıs ziyareti ve ziyaret sonrasında, Sayın Hristofyas’la birlikte yaptıkları açıklamalar durumu netleştirdi. Günü birlik bu ziyaret, resmen pek çok olaya zekice bir çerçeve çizildiğini göstermektedir.

A+A-

 

İsrail Başbakanı Sayın Yetenyahu’nun Kıbrıs ziyareti ve ziyaret sonrasında,  Sayın Hristofyas’la birlikte yaptıkları açıklamalar durumu netleştirdi.  Günü birlik bu ziyaret, resmen pek çok olaya zekice bir çerçeve çizildiğini göstermektedir.

Bir kere bu ziyaretle, Kıbrıs, İsrail ve Yunanistan arasında Gaz, Petrol çıkarılması ve sıvılaştırma dahil enerji nakil alanında daha önce yapılan işbirliği, ortaklıklar ve antlaşmalar resmen ve fiilen uygulamaya konduğu duyurulmuş oldu.

Ayrıca İsrail ile Kıbrıs arasında yapılan Savunma ve Güvenlik işbirliği de alenen ve fiilen duyurulmuş oldu. Şimdi bu ziyaretle ilgili olanlara bir daha bakalım ve zamanlaması üzerinde de durup olayı değerlendirelim.

Bu ziyarete denk düşen bir zamanda ayrıca, Kıbrıs’ın, Ekonomik Münhasır Deniz alanlarında bulunan diğer deniz parsellerindeki gaz ve petrol arama ve sondaj işlerinin de ihaleye çıkıldığı açıklandı.

Bakın bir taşta üç kuş. Hem Gaz ve petrol ile hem de savunma ve güvenlik alanlarındaki işbirliği hem de tartışmalı sayılan bir konuda ihaleye çıkma açıklandı.

Üstelikte bu Kıbrıs sorunun çözümü konusunda BM nezaretinde sürdüren görüşmelerin tıkanma noktasına geldiği bir aşamada bunlar gerçekleşti.

Şimdi KKTC Cumhurbaşkanlığı ve Hükümeti, bu süreçte, BM temelinde süren görüşmelerde oluşan tıkanma sonrası  ham hayaller içine gömüldüğü bir aşamada bunlar arka arkaya oluyor. BM’nin bu tıkanma ile Federasyon konusun da başarısızlığın ilan edilmesini ve arkasındanda, tanınma veya başka bir düzleme geçme konusunun gerçekleşmesi hayalleri içinde, ataletle bu durumu izlemektedir.

SAVUNMA DÖNEM BAŞKANLIĞI

Peki, bu adımları güney ne ile birleştirdi? Bu yılın başından itibaren Kıbrıs Savunma ve Güvenlikle ilgili  AB  Dönem Başkanı oldu.. Bu tam bir yıl sürecektir. Önümüzdeki günlerde Avrupa Savunma Bakanları Kıbrıs’ta toplanacaklardır.  Ayrıca güney 1 Temmuzda da AB Dönem başkanı olacaktır. Yani Kıbrıs Rum tarafı bu yılbaşında başlayan AB Savunma Dönem Başkanlığını ve 1 Temmuzdaki Dönem başkanlığı ile birleştirerek, 2012 içinde AB indinde oldukça önemli bir konumda olacaktır. AB işleyişine göre de gelecek yılın başından itibaren de eski dönem başkanı olarak belli bir süre daha önemli konumunu devam ettirecektir. Kıbrıs Türk tarafı bunu asla değerlendirmeleri arasına almadı. Bunun getireceklerini hesaplamadı. Düşünmedi dahi. Tepki ve öfke ile hareketi öne aldı.

Güney bu durumu kendisi açısından son derece akılcıl bir şekilde değerlendirdi. Ama “ Türk” tarafı bunları görmeden yalnızca güneyi yarım devlet diye tanımlayıp güç gösterisi yapan mağrur ve öfkeli bir halle bunu ele aldı. AB’nin bunu değiştirmeyeceğini bile bile AB ile de gergin ilişkiler geliştirdi.

Şimdi güney, Savunma Dönem Başkanlığının da avantajını kullanarak İsrail’le, Savunma ve Güvenlik İşbirliği antlaşmasını imzaladı. Bunu AB Savunma dönem başkanı olarak imzaladı. Şimdi bundan AB’nin haberi ve onayı olmadığını düşünmek mümkün mü? ABD’nin de bu olaydan haberi ve onayı olmadığını düşünmek mümkün mü? Elbette ki olanaksızdır.

 Demek ki güney, BM temelinde süren görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin atalet içinde olmasını iyice değerlendirdi ve yeni bir konum yarattı kendisine. Bunu risk alarak yaptı. Önce uluslar arası durumu değerlendirdi. Gözü kapalı yapmadı bunları. Buna dayanarak  Gaz ve petrol konusunda ileri adımlar attı. Türkiye’den gelişen Piri Reis olayı ve Türk donamasının güç gösterisi ve benzeri durumları göze aldı. Adım attı. Neden?  Çünkü konjüktürü iyice değerlendirdi.  Ayrıca  Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorunun çözüm sürecinde bağnazlığının ve kısır görüşlülüğünün yeniden nüksetmesini de değerlendirdi.

Özellikle 2009 Milletvekili seçimi ve  2010 Cumhurbaşkanlığı seçimi sonucunda yönetimi kayıp eden CTP ve Talat olgusunu değerlendirdi. Zaten kendisi şimdilerde, “Talat’la anlaşmıştık, Eroğlu bozuyor” diyor. Ama Talat iş başında iken, yakınlaşılan konuları kayıt altına almaktan kaçıyor ve Eroğlu’na seçimlerde “hiçbir şey yoktur” deme fırsatını vererek, Talat’ın kaybetme koşullarını oluşmasını örüyordu. Çünkü gelecek olanın ne olduğunu biliyordu. Şimdi de tersini söylüyor.

Çünkü  güneyin politika yapımcıları; özellikle 4 Ocak 2010 tarihinde görüşmelerde güneye, Talat’ın sunduğu Çözüm Paketine dönük, UBP’nin ve Eroğlu’nun muhalefetini biliyordu. Zaten onlarda bu Paketten  kurtulmayı amaçlıyordu. Nitekim UBP, DP ve Eroğlu kendilerini yanıltmadı. Bunların öncelikle TEK Egemenlik konusuna  taktıklarını çok iyi biliyorlardı.

Zaten güneyin politika yapımcılarının kendileri  de Federasyonun gerçekten  yol alacağı alanın, Tek Egemenlik kavramının oturması olduğunun bilincinde idi.  Bu yüzden Tek Egemenliğin sarsılması ile Federasyon konusunun darbe alacağını çok iyi biliyorlardı. Bunun sarsılması ile de özellikle Güney deniz alanlarında bulunan gaz ve petrol konusu da 1964 statükosu temelinde, “ Egemen AB üyesi devlet” olarak K.C’nin tek taraflı olarak yol yürüyeceğini ve yeni oldu bittiler yaratabileceğini çok iyi hesaplamışlardı. Güneyin politika yapımcıları. .

Halbuki, “ Türk” tarafı açısından bu gaz ve petrol meselesi geliştikçe öne çıkması gereken Tek Egemenlik ve Ortak Federal tezdi. Bu BM indinde, 4 Ocak 2010 Paketi ile ileri götürülebilinir ve uluslararası alanda bu gelişmeler göğüslenebilirdi.  Halbuki 2009 ve 2010 seçimleri ile iş başına gelenler ve destekçileri,  tatlı hayaller eşliğinde, “tatlı ayrılık” tezleri ile ayrılıp ve bunun BM indinde de tescili ile  gaz ve petrol alanlarını da paylaşacaklarını hesapladılar. Halkımızın argoda kullandığı bir ifade var ama, bunu yazamayacağım. Şununla yetineyim. “Ekmeği bütün, köpeği de tok istediler”.

2011 yılında,Sayın Erdoğan’ın Kıbrıs ziyaretinden sonra yazılarda bunu işlemiş ve İsrail, Kıbrıs, Yunanistan arasında, Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın İsrail ziyaretinden sonra yapılan açıklamaları dikkate alarak, Tek Egemenliğin öne çıkması gereken bir siyaset olduğuna vurgu yapmıştık.

İşte bu ham ayrılma hayallerinin peşinde sürüklenen bu bağnaz bakış, şimdi bize, 2002 Kopenhag ve 2003 La Hey de olduğu gibi bir başka kaybı daha yaşatmaktadır.

 Şimdi Kıbrıs; AB Savunma ve Güvenlik alanında dönem başkanıdır. Bunu değerlendirerek hem İsrail’le savunma işbirliğini geliştirdi. Hem de yeni petrol sahaları ile ilgili olarak Yeni İhaleyi de açıkladı. Şimdi dünyanın pek çok büyük şirketi ve etkin ülkesi olaya dahil olacaktır. Güney bu alanları paylaştırarak yeni ve etkin müttefikleri olaya katacaktır. Bu ise Kıbrıs Cumhuriyetini gasptan sonra devam eden süreçte, BM üyeliğinden sonra yakaladığı AB üyeliği ile birlikte, şimdi de petrol üreten ülkeler arasına katılacağı yeni bir konum getirmektedir güneye. Yeni ittifaklar, evrensel siyaset ve ekonomik alanlarında, etken devlet olarak var olma ve siyaset geliştirme fırsatı doğurmaktadır..

AB’nin enerji ihtiyacı bağlamında önemli bir deste getirecek olan bu yeni durum unutmayın ki bir üyesinin  sınırları içindeki Gaz ve Petrol olayıdır. Bu çok nemli bir değerdir AB için. Şimdi siz şu anda  hem  Savunma alanında AB dönem başkanı ve ayni zamanda da bu yılın ortasında da siyaseten AB’nin bütünün dönem başkanı olacağı bir dönemde, siz güneye, askeri ve siyasi güç gösterisi yapa bilir misiniz? Şimdi İsrail, AB ve ABD ile yeni siyasi, askeri ve ekonomik işbirliklerini geliştiren bu yapıya dönük yeni ne baskı yapabilirsiniz ki?

İşte güney bunları gözeterek BM temelinde süren görüşmelerde zamana oynadı. Elini daha da güçlendirmek için. Bunda da en büyük fırsatı, maalesef yine “ Türk” tarafı verdi. Çapraz oy ve Tek Egemenlik konusundaki takıntı ile ve 4 Ocak 2010 tarihli paketten sapmakla. Şimdi BM kınasa da, AB ve ABD ile yeni ilişkiler geliştiren güney, bu yeni imkanı değerlendirmeyecek mi? Elbette ki değerlendirecek.

Baksanıza, İsrail’in güney ziyareti, savunma,  gaz ve petrol konundaki yeni antlaşmaları ile ilgili ne basınımızda, ne de siyasetimizde bir açıklama var. Değerlendirme şurası veya burası ile ilgili bir yorumlama var mı? Hayır. Son günlerde, yalnız T.C Dışişleri Bakanlığı yeni petrol alanlarında ihaleye çıkılması ile ilgili bir protesto yayınladı.

Çünkü, Türkiye’de ister istemez bir şeyin içine çekildi.. İran, Libya , Arap Baharı derken, Suriye meselesinde de ABD ile bir başka ilişki içine girdi..Ama Irak’tan ABD askerlerinin çekilmesi ile Orta Doğuya verilmeye çalışılan yeni konumu, çelişki ve yeni gerginliklerinin içine de biz, Kıbrıs sorunu ile bağlı ve Türkiye iç meseleleri ile yoğun bir kafa yorma işi ile girdi.

Ama bakın güneye, hem İsrail ile Savunma alanında işbirliği yapıyor. Hem Rusya ile ilişkisini geliştiriyor. Hem de Suriye’ye giden bir silah gemisini de öce tutuklayıp sonra serbest bırakıyor.  Tüm bunları ne olarak yapıyor? AB’nin Savunma alanındaki Dönem başkanı olarak. Yani yumurtaları asla bir sepete koymuyor.

BURNUNUN UCUNU GÖREMEMEK

Evet, 2009 seçimlerinde UBP seçim Bildirgesine bir şey koymuştu. Türkiye’den boru ile gelecek suyun yanına, Gaz borusu da eklemeyi ve Türkiye’den Doğal Gaz getirmeyi öngörmüştü! Şimdi hale bakın, burnunun ucunu göremeyenlerin tüm boş vaatlerinin yanı sıra, Kıbrıs’tan çıkacak Gazın, Avrupa’ya, Türkiye üzerinden mi? Yoksa Yunanistan üzerinden mi gitmesi kavgasının ortasında bulduk kendimizi. Halbuki bu gaz konusu, 2007 ve 2008’de alevlenmiş ve tartışılmıştı. İşte burnunun ucunu göremeyenlerin bizi getirdiği konak budur. .

Şimdi beklemededir, “bizim” burnunun ucunu göremeyenlerimiz. ” BM Rapor yazsın ve Federasyon bitsin”. Daha ne? Baksanıza güney Kıbrıs’ın “tek egemeni benim” diyerek ne güzel hareket diyor? Siz ise iki ayrı egemenlikten bahsediyorsunuz, Federasyonun bitmesini istiyorsunuz. O zaman niye şikayetiniz var olandan bitenden?

Bu işin geç olmadan ele alınmasının yolu, 4 Ocak 2010 Paketine hemen dönmek ve Çok taraflı konferansın oluşmasına katkı sağlamaktır. Baksanıza güneyde üç gündür Ulusal Konsey Toplanıyor. Özü ne bu toplantıların ? Çok Taraflı Konferanstan Kurtulmak.

Hal böyle iken Cumhurbaşkanı, Hükümet ne yapıyor? Bekliyor;  Downer rapor yazsın ve Federasyondan kurtulsunlar! Yani güneyin bağnazlarına zemin sağlasınlar.

İşte İsrail’le güneyin yaptığı bu antlaşmalar ve Dönem Başkanlığının avantajını her açıdan değerlendiren güneyin politika yapımcıları, son  görüşme sürecinde de ustaca zamana oynayarak elde ettiği konumlar bunlardır. Bizde ise ne siyasette, ne de basın alanında, bu konularda değerlendirme bütünlüğü ve çeşitliliği dahi yok. 

“ Türk” politikası güneyi küçümseyerek,” yarım devlet” söylemleri ve ayni zamanda güç gösterileri ve görüşme sürecinde de “B Plan”ı gibi tehditlerle, bir sonuca gidilebileceğini zan etmesi bize pahalı olmaktadır. Türkiye’de CHP milletvekili Sayın Logoğlu bu konuda önemli bir açıklama yaptı. Uyardı.

Peki güney? Evet, ciddi avantaj elde etti. Ama dar alanda . Adanın bütünlüğü ve sorunu çözerek Birleşik Federal Kıbrıs için değildir elde ettiği bu avantaj. Şimdi Kıbrıs’ı resmen daha fazla evrensel kurtlar sofrasının yemi haline getirdiler. Federasyondan kaçmak için.

Güneyin ve kuzeyin anti- federasyoncu güçleri, yurdumuzu daha fazla bela içine sokmaktadırlar. Şimdi Downer ve BM’ye düşen olumsuza rağmen, BM Parametrelerinde ısrar olmalıdır.

Güneyin ve kuzeyin tüm yurtseverlerine de Federal Çözümdeki ısrarı artırmak düşmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1222 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler