1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. “Burada futbol oynayabileceğim bir saha yok”
“Burada futbol oynayabileceğim bir saha yok”

“Burada futbol oynayabileceğim bir saha yok”

Bas ve bariton arasında, çok özgün bir ses rengine sahip olan genç opera sanatçısı Emre Özarabacı büyük bir başarıya imza atarak, Hollanda Ulusal Opera Akademisi’ne kabul edildi.

A+A-

“Beni bir futbolcu gibi düşünürseniz burada futbol oynayabileceğim bir saha yok. Bu durumda Ada’da ne yapabilirim. Dolayısıyla eğitimimi tamamladıktan sonra hemen adaya dönem gibi bir planım yok.”

 

“Ortaokul yıllarında kurduğumuz okul orkestrasında çalmaya lise yıllarımda da devam ettim. Bu süreçte solist sıkıntısı yaşadık ve ben böylece gitar çalmakla birlikte şarkı söylemeye de başladım. Şarkı da söyleyebileceğimin böylece farkına vardım.”

 

“Sınava girerken nota bilme zorunluluğumuz yoktu. Sesimize, oyunculuğumuza, müzik kulağımıza bakıyorlardı. Ben doğru düzgün nota okumayı dahi bilmiyordum ve artık opera, şan bölümünde okuyordum.”

 

“Hollanda Ulusal Opera Akademisi’nin özelliği genç sanatçıların opera kariyerinden önceki en önemli basamakları içinde barındırıyor olması… . Derslerin hepsi genç sanatçıların kendini sahnede ses, oyunculuk, diksiyon anlamında geliştirmesi üzerine tasarlandı.”

 

“Hayattaki en büyük hayallerimden biri ülkem ile opera sanatını tanıştırmaktı. Şimdi bu görevi kendine misyon edinen insanlar var… Devlet Opera ve Balesi’nin kuruluyor olması benim için bir mucizenin gerçek olması anlamına geliyor.”


Simge Çerkezoğlu

Bas ve bariton arasında, çok özgün bir ses rengine sahip olan genç opera sanatçısı Emre Özarabacı büyük bir başarıya imza atarak, Avrupa’nın sanatta sınırları zorlayan, en yenilikçi ve farklı ses kapasitelerini bünyesinde barındıran, Hollanda Ulusal Opera Akademisi’ne kabul edildi. Hacettepe Üniversitesi’nde aldığı opera ve şan eğitiminin ardından, şimdi daha üst düzeyde bir opera sanatçısı olmak için çalışacak. Devlet Opera veBalesi’nin kuruluşunu bir mucizenin gerçeğe dönüşmesi olarak ifade ederken, ilerleyen yıllarda deneyimlerini paylaşmak için Kıbrıs’a geri dönmenin hayalini kuruyor.       

 

“Müziğe dedemin bana ve abime aldığı gitar sayesinde başladım”

Emre Özarabacı henüz 23 yaşında Kıbrıs’ın geleceği en parlak müzisyenlerinden…

 “Lefkoşa’da doğdum, Lefkoşa’da büyüdüm, babam Vadili köyünden, annem de Kanlıköylü. Müziğe dedemin abime ve bana aldığı bir gitar sayesinde başladım. Gitar çalmak benim için hobiydi ama zaman içinde müziğe çok ilgi duymaya başladım. Ortaokulun sonuna kadar sadece gitar çaldım, Cemal Özgürsel’den ders aldım. Hocamız bu ülkede pek çok gence ilham olmuş, yol göstermiştir. Ortaokul yıllarında kurduğumuz okul orkestrasında çalmaya lise yıllarımda da devam ettim. Bu süreçte solist sıkıntısı yaşadık ve ben böylece gitar çalmakla birlikte şarkı söylemeye de başladım. Şarkı da söyleyebileceğimin böylece farkına vardım. Şarkı söyledikçe bundan daha da fazla keyif almaya başladım. Topluluk karşısında bir şey icra ediyor olmak benim özgüvenimi artırdı. Lise’de iki kez Liselerarası Orkestra yarışmalarında en iyi erkek solist seçildim. Böylece hayatımın geri kalanında artık müziğin olması gerektiğine de karar verdim.”

 

“Düzgün nota okumayı bilmeden opera bölümüne başladım, çok çalıştım”

Sahnede şarkı söylemenin yarattığı duygunun anlatılmaz olduğunu söyleyen Emre, böylece mesleğine karar veriyor, opera ve şan eğitimi almayı kendine hedef belirliyor.

“Türkiye’deki üniversitelerde şarkı söyleyerek alacağım eğitimin ancak opera ve şan bölümünde olabileceğini yine bir başka müzik öğretmenim olan Petek Cankoy’dan öğrendim. Böylece sınavlar için araştırma yapmaya başladım. Operanın ne olduğunu dahi bilmiyordum. Araştırdıkça operanın içinde sadece şarkı söylemenin değil oyunculuğun da olduğunu öğrendim. Opera İtalya’da doğduğu için anadili İtalyanca olmakla birlikte Fransızca, Rusça, İngilizce gibi pek çok dildeki eseri içinde barındırdığının farkına vardım. Sınavlara hazırlandım, başarılı oldum. Beş yıl boyunca Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Opera ve Şan bölümünde eğitim aldım. Benim eğitime başlamamdan birkaç yıl önce sekiz yıl olan şan eğitimi beş yıla düşmüştü.  Üniversite yıllarım çok zor geçti. Sınava girerken nota bilme zorunluluğumuz yoktu. Sesimize, oyunculuğumuza, müzik kulağımıza bakıyorlardı. Ben doğru düzgün nota okumayı dahi bilmiyordum ve artık opera, şan bölümünde okuyordum. Haftanın yedi gününü okulda geçirdim. İlk önce arkadaşlarıma yetişmem, daha sonra da daha da ileriye gitmem gerekiyordu. Çok çalışarak belli bir seviyeye ulaştığıma inanıyorum. Artık şarkı söylemeyi ne kadar çok seviyorsam, oyunculuğu da o kadar çok seviyorum. Opera farklı sanat dallarının birleştiği, en büyük sanatlardan biri.”

 

“Hollanda Ulusal Opera Akademisi’nde eğitim almaya hak kazandım”

Şimdi Emre için yeni bir dönem başlıyor, sadece çok yetenekli, genç operacıların kabul edildiği, Hollanda Ulusal Opera Akademisi’nde yüksek lisans eğitimine başlıyor. Amsterdam’ın en görkemli binalarından birine sahip, görenleri büyüleyen bu Akademi,  Avrupa’nın en yenilikçi ve yaratıcılığın sınırlarını zorlayan, farklı ses kapasitelerini bünyesinde barındırmasıyla tanınıyor…  Emre, Hollanda Ulusal Opera Akademisi’ne kabul edilmeyi başaran ilk Kıbrıslı Türk unvanına da sahip oluyor.

“Geçtiğimiz günlerde Hollanda Ulusal Opera Akademisi’nde eğitim almaya hak kazandım. Bu akademi iki konservatuarla birlikte çalışıyor. Biri Conservatorium van Amsterdam, Hollanda’nın en büyük konservatuvarı, diğeri de Denham şehrinde bulunan Royal Conservatory. İlk iki ay haftanın dört günü eğitimler Denham’da olacak, haftanın bir günü ise eğitimlerim Amsterdam’daki konservatuvarda olacak. Hollanda Ulusal Opera Akademisi’nin özelliği genç sanatçıların opera kariyerinden önceki en önemli basamakları içinde barındırıyor olması. Bu akademideki çalışmalardan en iyi şekilde yararlanıldığı taktirde kariyerim açısından büyük bir kazanım olacaktır. Bu akademide hem çok daha iyi bir opera sanatçısı olabilmek için eğitim alacağım hem de iki yılın sonunda bir tez hazırlayacağım için yüksek lisansımı da tamamlamış olacağım. İki önemli süreci aynı anda tamamlayacağım. Derslerin hepsi genç sanatçıların kendini sahnede ses, oyunculuk, diksiyon anlamında geliştirmesi üzerine tasarlandı. Almanya, Avusturya ve İtalya’da da çok iyi konservatuvarlar var fakat bu Akademi’nin amacı ikisini de bir arada benim gibi genç operacılara sunması. Ayrıca her yılda en az iki opera eseri de sahneleyen bu okul, öğrencilerine bu oyunlarda performans sergileme şansı da tanıyor. Ben bu ilk yılımda üç eserde rol alacağım, bu eserler şimdiden belirlendi. Ne zaman sahnelenecekleri bile saptandı. Benim gibi genç bir insan için bu eşi bulunmaz bir fırsat.”

 

Elbette Hollanda Ulusal Opera Akademisi’ne kabul o kadar da kolay olmasa gerek… Emre bu süreci bizim için anlatırken, başka genç sanatçıların da fikir edinmesine olanak sağlıyor.

“İlk olarak Akademiye yüz kişiden fazla genç sanatçı başvuruda bulundu. Öncelikle okula performanslarımızdan oluşan bir video gönderdik. İlk eleme bu şekilde yapıldı. Daha sonra da canlı seçmelere katılmaya hak kazandığımın haberi ulaştı. Mart ayında henüz üniversiteyi bitirmeden seçmelere gittim, üç gün sürdü. Üç parça seslendirdim. Shakespeare’in de bir tiradını oynadım. Sadece iyi solist olmam elbette yeterli değildi. Oyunculuğum da önemliydi. Son aşamada ise tüm dünyadan on iki kişiyle birlikte sınava girdim. Sabahtan akşama kadar devam eden bu seçmelerde bedenimizin sahneye ne kadar uyumlu olduğuna baktılar, oyunculuk doğaçlaması yapmamız istendi ve bunun yanında bizim algımızı, algıladığımız bilgileri ne kadar hayata geçirebileceğimizin denemesini yaptılar. Gerçekten çok detaylı bir sınavdı. Sonuçta Hollanda Ulusal Opera Akademisine kabul edilmeyi başaran ilk Kıbrıslı Türk oldum.”

 

“Beni futbolcu gibi düşünürseniz burada futbol oynayabileceğim saha yok”

Gelecek için planlarını da bizimle paylaşan Emre’nin kendine bu Ada’da bir gelecek görüp görmediğini merak etmeden edemiyorum.

“Kıbrıs’ta olmayı, adada yaşamayı gerçekten çok seviyorum. Burada yaşamaktan her zaman çok mutluyum. Ailemi, arkadaşlarımı, yemeklerimizi, havamızı, her şeyi özlüyorum. Beni bir futbolcu gibi düşünürseniz burada futbol oynayabileceğim bir saha yok. Bu durumda Ada’da ne yapabilirim. Dolayısıyla eğitimimi tamamladıktan sonra hemen adaya dönme gibi bir planım yok. Hayalim önemli ve büyük prodüksiyonlarda rol alabilmek. Bu işin gerçekten nasıl yapıldığını deneyimlemek istiyorum. İleride kendimi mesleğimde tatmin ettikten sonra elbette Kıbrıs’a dönmeyi istiyorum. Şu anda Devlet Opera ve Balesi kuruluyor. Yakın zamanda da Arap Ali isimli bir temsil yapmaya hazırlanıyorlar. Böyle bir kuruluşun ülkemizde hayata geçiyor olması büyük bir fırsat. Gelecekte çok daha donanımlı olduktan sonra bilgilerimi, elbette ülkem insanı ile paylaşmak istiyorum.”

 

“İnsanlarımızın opera ile tanışmaya hakkı var”

Kuruluş aşamasında olan Devlet Opera ve Balesini de konuşuyoruz. Emre’ye göre bu proje bir mucizenin gerçek olmasına tekabül ediyor.

 “Hayattaki en büyük hayallerimden biri ülkem ile opera sanatını tanıştırmaktı. Şimdi bu görevi kendine misyon edinen insanlar var. Bize düşen toplum olarak her zaman onlara destek olmaktır. Devlet Opera ve Balesi’nin kuruluyor olması benim için bir mucizenin gerçek olması anlamına geliyor. Bunun hiç de kolay olmadığının farkındayım. İnsanlarımızın bu sanatla tanışmaya hakkı var ve bu sanatla tanışmaya toplumun da hazır olduğunu düşünüyorum. Sadece operanın ne olduğunu, nasıl yapıldığını, yavaş yavaş insanlara anlatmak yavaş yavaş oyunlar sergilemek lazım. Elbette bir anda anlaşılması zor eserleri sahnelemek yerine birikim olmadığı için izleyicilere fazla gelebilir. Yavaş yavaş açıklayıcı bilgilerle operayı sevdirmeye başlamak gerekiyor. İnanıyorum ki önümüzdeki on yıl içinde opera konusunda çok önemli bir ivme kazanacağız. Bunun en büyük örneği olarak Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın başarıları ve toplum ilgisi önümüzde duruyor.”

Bu haber toplam 6856 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 436 Sayısı ISSN 2672-7560

Adres Kıbrıs 436 Sayısı ISSN 2672-7560

Önceki ve Sonraki Haberler