1. YAZARLAR

  2. Dr Filiz Besim

  3. BUGÜNDEN DÜNE…
Dr Filiz Besim

Dr Filiz Besim

Yazarın Tüm Yazıları >

BUGÜNDEN DÜNE…

A+A-

Mesarya’nın dümdüz arazisinde ilerliyoruz. Görmüş geçirmiş en az Kıbrıs tarihi kadar eski köylerin arasından geçerken güneş, artık batıdan göz kırpıyor. Mesarya, Yunancada ‘iki tepe arasındaki düzlük’ demekmiş. İtalyancada ise ‘göğe yakın.’ 

Mağusa ana yolundan Yenağra (Nergisli) köyüne doğru sapıyoruz. Ne garip, bu köyle ilgili gerek Onay Fadıl Demirciler’in biyografisini yazarken, gerekse Dr. Kaya Bekiroğlu biyografisi üzerinde çalışırken onca bilgiyi bilmeme rağmen daha önce hiç ziyaret etme fırsatım olmadı. Doğu Akdeniz Üniversite kurucularından Onay Fadıl Demirciler köyü için ‘adamlar köyü’ derdi. Yenağra gerçekten de eğitime önem veren, çocuklarını yüksek eğitime gönderen bir köydü. Bu köyde beni yine çok etkileyen bir ilk var. 1920’lerde gencecik bir öğretmen olarak orada görev yapan Kadriye Hacıbulgur, Atatürk Türkiye’sinin ve reformlarının peşinden koşan Kıbrıslıtürklerinin ve Kıbrıslıtürk kadınının peçeden kurtulma mücadelesini bu köyde başlattı. Kurtuluş savaşının hemen sonrasında Türkiye’den yardım toplama amacıyla Kıbrıs’a gelen Kızılay ekibindekilerin ardından kürsüye çıkan köyün öğretmeni Kadriye Hacıbulgur, önce çok ateşli bir konuşma yapar, sonrasında da peçesini çekip kalabalığa doğru savurur. İşte o konuşmadan sonra dalga dalga tüm Kıbrıs’a yayılan bu hareket Kıbrıslıtürk kadınının peçeden kurtulduğu gün olarak tarih kayıtlarında yerini alır.

Türkler bu köyün adına ‘Nergisli’ demişler ama ben burada hiç nergis göremedim. Köy şimdilerde o kadar harap ve viran halde ki, sanırım eski şaşalı günlerine ağlıyor. Her tarafı otlar bürümüş, birçok ev yıkılma durumunda... 1974’den önce burası Türk ve Rumların birlikte yaşadığı karma bir köydü. Kafam takılıyor; onca değerli insanı yetiştiren bu köye neden yetiştirdiği insanlar sahip çıkmıyor? Bir vefasızlık kokusu sarıyor her yanımı…

Yenağra’ya aslında biraz da tarihin izinde sürüklenmiştik. Köyün dışında futbol sahası ya da biz Kıbrıslıtürklerin deyimiyle top sahasının arkasındaki eski, Bizans döneminden kalma  bir kiliseyi görme tutkusu. Ay Yorgi. Bizans döneminden kalma bu tarihi dini mabet, üzerine yapılan bazı eklemelerle bize Lüzinyan döneminde de Katolik kilisesi olarak kullanıldığını anlatıyor. Kilise Mesarya’nın öyle stratejik bir yerinde ki; siz kiliseden bütün Mesarya’yı tüm haşmetiyle izleyebiliyorsunuz ama Mesarya’da yol alan biri bu antik kiliseyi asla göremez. Belli ki Lüzinyanlar kilise üzerine ekledikleri bir yapıyla burayı gözetleme merkezi olarak da kullanmışlar.

Kilise şimdilerde  içinde pisliğin ve güvercinlerin cirit attığı tam bir harabe durumunda. Üzerinde tarihi geçmişine dair hiçbir not olmadığı gibi adı bile yazmıyor.

Bir zamanlar tarlalarında katmer katmer nergislerin açtığı Mesarya’nın gözbebeği Yenağra’dan işte bu hüzün verici duygularla ayrılıyoruz. Sütlüce yolunda salına salına yürüyüş yapan kadınların yanından geçerken bu bölgede garip bir Lüzinyan kokusu çöküyor burnuma…

Sütlüce, eski adı İpsillat… ‘Lait’ Fransızca’da süt demek. Acaba burası da eski bir Lüzinyan köyü müydü? Bilinçli bir çeviri mi yapılmıştı? Bilemiyoruz ama Sütlüce Nergisli’ye göre çok daha bakımlı bir köy. Eski, dökülen sinema binasının önünden geçerken bu köylerdeki sinemaların bir dönem köy yaşamlarında ne kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Bu binaları neden restore etmiyoruz?. Neden her şeyimiz atıl durumda?

 

Sırada Çatoz var. Serdarlı... Hep Türk köyü olduğunu iddia eden bir köy. Köyüne sahip çıkan, köyüyle öğünen, bakımlı sele sepette el sanatlarını konuşturan çalışkan insanların köyü. Çatoz camisine takılıyoruz. Dedim ya, bugün takmışız tarihe ve buna paralel dini mekânlara. Çatoz camisinde ilginç bir mimari var. Malûm Müslümanlarda camiye giriş kuzeyden güneye doğru olur. Çatoz camisinde de kuzeyde bir kapı var ama, bu camide biri doğuda, diğeri batıda iki kapı daha var. Hıristiyan inanışına göre kiliseye doğudan girilir ki, bu doğumu anlatır, batıdan çıkılır. Bu da ölümü anlatır. Çatoz camisinde doğudaki ve batıdaki kapılar kapalı duruyor. Kapıların üzerindeki Latin kemeri aslında çok şey anlatıyor. Aynı kemere Sınırüstü (Singasi) köyünde içinde koyunların olduğu bir kalıntıda rastlamıştık. Kemerin yıkılmak üzere olan duvarına köpek bağlandığı için pek yaklaşamasak da orada da Lüzinyan izleri olduğunu düşünmüştük. Tüm bu detayların tarihçi ve arkeologlar tarafından okunması ve özelde bizim ama genelde dünyanın tarihi olan bu mirasların geç olmadan  koruma altına alınması gerekliliğini artık anlamak zorundayız.

 Kısacası Çatoz’da da tarihin derinliklerinden buram buram Lüzinyan kokusu sarıyor bizi. Eski köyün dışındaki Lüzinyanların meşhur sıra kuyuları, Lüzinyan sarayı kalıntıları ve bir Fransız geleneği olan sadece Çatozluların yaptığı renkli kesme şekerler. Ne dersiniz bu kadar tarih yeter mi? Bu adada her taşın ve toprağın altından öylesine çok tarih fışkırıyor ki, yetmez işte... Çatoz’da Lüzinyan sarayının hemen karşısında Derviş Baba türbesi var. Osmanlı burayı alırken ilk şehit düşen asker. Bu türbenin özelliği defalarca yapılmasına rağmen bir duvarının hep yıkılmasıymış.  Yalnız şimdilerde bu türbeden biri yolun altında, biri üstünde iki adet var. Yukarıdaki yeni yapılmış; hani tam nasıl yani diyorsunuz, çünkü sadece türbe binası değil, mezar da iki tane… Yani bizimkiler türbeyi yaparken mezarı da mı taşıdılar? Bu türbenin bir başka özelliği de 1974 savaşında Rum askerlerinin türbeye kadar gelip ondan öteye geçememesi imiş… E efsanelerin toplumsal, sosyal tarihlerde önemli yeri olduğu kesin…

(Arşivimden)

Bu yazı toplam 1356 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar