1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Bufavento kalesine bir yolculuk
Bufavento kalesine bir yolculuk

Bufavento kalesine bir yolculuk

Bufavento kalesine bir yolculuk

A+A-

Tuncer Bağışkan

Kıbrıs genelindeki turizm broşürlerine girecek olan dağ kalelerini araştırıp kaleme alırken kütüphanemdeki kitaplardan yararlanmıştım. Ancak geçtiğimiz günlerde James Petre’nin 2012 yılında yayınlanan “Kıbrıs’ın Haçlı Kaleleri” (Crusader Castles of Cyprus) kitabı hayli ilgimi çektiğinden onu satın almıştım. Zaten Dr. Rita Severis’in 2011 yılında yayınlanan “Kıbrıs Kale ve Hisarları” kitabını da bir süre önce satın almıştım. Bu nedenle üç hafta süreyle yazacağım makaleler, Girne Sıra Dağları (Beşparmak Dağı) üzerindeki Bufavento, St. Hilarion ve Kantara kaleleri üzerine olacaktır. Geçtiğimiz Cuma Bufavento Kalesi’ni ziyaret ettiğimden ilkin bunun üzerinde duracağım.

GÜNGÖR / KUTSOVENDİS KÖYÜNÜ ZİYARET

Lefkoşa’dan hareketle Taşkent’in (Vuno) üst başında bulunan Bufavento kalesine doğru yol alırken, yanlışlıkla askeri bölge olan Güngör (Kutsovendis) köyüne girdiğimin son anda farkına varmıştım. 1980’li yıllarda bu köydeki tarihi St. John Chrysostomos Manastırı’nı Barış Kuvvetleri Komutanlığıyla işbirliği çerçevesinde Eski Eserler ve Müzeler Dairesi adına ziyaret etmiştim. Manastırdaki iki kiliseden duvarları freskli olan küçük kilise cami olarak kullanılıyordu. Manastır kiliselerine ait olan 31 adet ikon ise 29.4.1975 tarihli tutanakla teslim alınıp Girne Kalesi’ne taşındığından, burada herhangi bir kilise malzemesi olmadığı tespitinde bulunmuştum. Ancak tarihi değere haiz olan ve 169-198 envanter numaraları verilen bu ikonlar kaleye taşındıktan sonra bunlardan biri Ankara Esenboğa havalimanında eski eser dolu olan bir sandıkta tespit edilince kalede sayım-döküm başlatılmıştı. Sayım-döküm sonuçlarını içeren 15.3.1982 tarihli bilirkişi raporunda,  St. John Chrysostomos manastırdan teslim alınan 31 adet ikondan 17 adedinin yerlerine değersiz ikonlar konmak ve resmi evraklarda ise tahrifat yapılmak suretiyle çalındıkları tespitinde bulunulmuştu.

Manastırın çekirdeğini oluşturan ilk Bizans kilisesinin Bufavento Kalesi’nin gizemli kraliçesi tarafından yapıldığı bilindiğinden, kalenin anlatılması sırasında bu kiliseden mutlaka söz edilmektedir.  Rivayete göre cüzam hastalığına yakalanan bir kraliçe temiz hava almak için Bufavento Kalesi’ne sığınmış. Köpeği de kendisi gibi cüzamlı olduğundan onu da beraberinde götürmüş. Bir sabah köpek kaleden ayrılmış, ancak geri geldiğinde sağlığa kavuşmuş durumdaymış. Ertesi gün köpeği izleyen kraliçe onun bir su kaynağında yıkandığını görmüş. Kendisi de orada yıkanınca o da sağlığına kavuşmuş.  Kraliçe sağlığına kavuştuğundan kaleyi terk etme hazırlığına başlamış. Ancak o gece rüyasına giren St. John Chrysostomos su kaynağının olduğu yere bir kilise yaptırmasını kendisinden istemiş. Prenses de oraya azizin adına bir kilise yaptırmış, ölünceye kadar da kaleyi terk etmemiş. Ölünce, kilisesinin koruyucusu olduğundan yaptırdığı kiliseye gömülmüş. Tarihçi George Hill bu rivayetin, manastır kilisesinin ilk inşa edildiği M.S XII’inci yüzyılda ortaya çıktığını yazmıştır. Bazı rivayetlerde cüzam hastalığına yakalanan kraliçenin Kıbrıs valisi Philip Molino’nun zengin eşi Maria Molino, ya da 1232 yılında yaşamış olan Balian of İbelin’in karısı Eschive of Montbeliard olduğu üzerinde durulmuştur. Bu rivayetin Yalova kaplıcalarını konu alan bir varyantında, cüzam hastalığına yakalanan kişinin İstanbul Bizans Tekfuru Yanko’nun kızı Eleni olduğu anlatılmaktadır.

BAKİRE MERYEM APSİNTHİOTİSSA MANASTIRI

Bufavento kalesine doğru yoluma devamla, eskiden Sihari olarak bilinen Kaynakköy’ün üst başındaki Bakire Meyrem Apsinthiotissa Latin Manastırı’na ulaşıyorum. Yapım tarihi bilinmiyor olmasına karşın M.S 1100 yılında inşa edilmiş olduğu tahmin ediliyor. Tarihi kaynaklara dayanılarak, Girne Kalesinde oturan insanların 15.8.1463 tarihinde dini bir kutlama yapmak için bu kilise ile Lambusa’daki Panagia Acheiropoeitos manastırında olacaklarından, Kraliçe Charlotte taraftarlarının Girne Kalesi’ni bugünde ele geçirme planı yaptıkları bilgileri edinilmektedir. O sıralarda manastır önemli bir ziyaret yeriydi. Nitekim son Lüzinyan kraliçesi Caterina Cornaro da burasını 1.2.1487 tarihinde ziyaret etmişti. Manastır, Sultan Murat’ın 1585 yılındaki emriyle Kıbrıslı zengin Hıristiyanlara satılmış ve burası da St. John Chrysostomos manastırı gibi Kudüs Patriği tarafından idare edilmeye başlanmıştır. Ancak M.S XVIII. yüzyılın sonunda tamamen terk edilmiştir.

İlk yapıldığında kilisenin batısında nartex bölümü olmadığından, şimdiki nartex M.S XII’inci yüzyılda kiliseye eklenir. Nartexin doğu duvarındaki freskler ise M.S XVI’ıncı yüzyılda yapılır. Buraya yapılan freskte resmedilen Aziz Ignatius’un başı 1974’den sonra yerinden sökülüp yurtdışına kaçırılır. Ancak çalınan bu freskin 1997 yılında Konyalı antika tüccarı Aydın Dikmen’in kirasındaki dairede Alman polisinin gerçekleştirdiği aramada bulunup el konduğu kamuoyuna yansımıştır.

Kilisesinin kuzeyinde Bizans dönemine ait bir yemekhane bulunmaktadır. Bizans dönemine ait günümüze gelen tek yemekhane yapısıdır. İç duvarlarında fresk izlerine rastlanmaktadır.

TALİA UÇAK KAZASI ANITININ TAHRİP EDİLMESİ 

Apsinthiotissa Manastırı’ndan ayrıldıktan sonra kalenin altındaki araç park yerine varıyorum. Ancak bu park yerine her gelişimde gördüğüm manzara karşısında öfkelendiğimi belirtmeden edemeyeceğim. Nedenini de anlatayım. Kaleyi ziyaret ettiğim 17.3.2008 tarihinde araç park yerinin güneyinde beyaz mermerden prizma şeklinde yapılmış bir anıt vardı. Bu anıt, Talia Hava Yolları’na ait Boeing 727-2H9 tipi jet uçağının 27.Şubat.1988 tarihinde İstanbul - Ercan seferini yapığı sırasında Beşparmak Dağları’na çarpması sonucu yaşamlarını yitiren 6 mürettebat ile 9 yolcudan oluşan 15 kişinin (7 Yugoslav, 6 Türk ve 2 İngiliz) anısına yapılmıştı. Pilot hatası nedeniyle uçakta bulunanların tamamı hayatlarını yitirirlerken, kargoda bulunan külliyetli miktarda döviz ve Türk lirası da yanarak kül olmuştu. Bufavento Kalesini ikinci kez ziyaret ettiğim 2.12.2009 tarihinde bu anıtın barbarca tahrip edildiğini görmüştüm. 10.Şubat 2012 tarihinde zamanın Lefkoşa Kaymakam Muavini olan Kemal Deniz Dana’nın kamuoyuna yaptığı bir açıklamada, anıtı hemen o gün temizleyip onarım çalışmasını başlatacağı sözünü vermişti. Ancak anıtın kırılan yazıtlı mermer parçaları ortadan kaldırılmış olmasına karşın, anıtın hala daha tamir edilmemiş olduğunu da saptamış olduk. Dileğimiz tahrip edilen bu anıtın ilgili makamlar tarafından en kısa sürede inşa edilmesidir diyelim. 

BUFAVENTO KALESİ VE TANANIMI

Deniz seviyesinden 3131 ayak yükseklikte bulunan kale,  sarp bir tepenin etekleriyle zirvesine inşa edilmiş olduğundan doğal bir savunma sistemine sahiptir. Dağ kalelerinden olan St. Hilarion ile Kantara’dan daha yüksekte olmasına karşın, bu kalelerin en küçüğüdür. Bizanslılar tarafından Lion (Arslan Kalesi), Leonton ve Leonne, Fransızlar tarafından Bufevent, İtalyanlar tarafından Buffavento ile ‘Lioutes’ (‘Rüzgarlardan Korkmayan / Rüzgarlara Baş Eğmeyen’) ve genel olarak da ‘Yüz bir Evler Kalesi’, ‘Kutsovendis Kalesi’ ve ‘Kraliçe Kalesi’ adlarıyla bilinmektedir. Kalenin 101 odası olduğuna ve kayıp olan bir odayı bulanların bir defineye sahip olacaklarına inanılmaktadır.

Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte St. Hilarion ile Kantara kaleleri gibi ilkin bir ‘gözetleme kulesi’ (‘işaret kulesi’) olarak Bizans devrinde yapıldığı,  Lüzinyan devrinde (M.S 1191 – 1489) kullanımına devam edilip son şeklini aldığı ve Venedik dövrinde asker azlığı nedeniyle yıkılıp terk edildiği kabul edilmektedir. Ancak ilk yapılışıyla ilgili olarak değişik kaynaklarda birbirleriyle çelişen bilgiler yer almaktadır. Kimi kaynaklarda adanın Araplardan alınıp yeniden Bizanslıların eline geçtiği M.S 965 yılında, kimi kaynaklarda Kıbrıs’ın kuzeyindeki Kilikya kıyılarının Selçuklular’ın eline geçtiği M.S XI’inci yüzyılın sonunda,  kimi kaynaklarda Kıbrıs’ta baş gösteren İmparatorluk ile Kraliyet orduları arasındaki savaşların yapıldığı M.S XI’inci yüzyılda ve kimi kaynaklarda ise M.S XII. yüzyılda başlayan Haçlı Seferlerine karşı yapılmış olabileceği öne sürülmüştür.

Kalenin kurulu olduğu tepenin doğu, batı ve kuzey tarafları uçurum olduğundan kaleye sadece güneydeki patikadan ulaşılmaktadır. Çok azı günümüze kadar gelen ve ana kayaya inşa edilen yapılar,  ‘aşağı kısım’ ile zirvedeki ‘yukarı kısım’da yer almaktadır. Kalenin aşağı kısmının dışındaki iki yapıdan dirsekli olanın sarnıç, diğerinin ise ahır olduğu tahmin edilmektedir.

Kalenin aşağı kısmına, Lüzinyan döneminde inşa edilen dikdörtgen planlı bir kulenin kapı geçidinden girilmektedir. Önceleri iki katlı olan kulenin üst kısmı zamanla yok olmuştur. Bu kule yapılırken, güney yanındaki Bizans dönemine ait kalın bir duvardan da yararlanılmıştır. Kapı sivri kemerli, kapı geçidinin üst kısmı ise çapraz tonozludur. Kapı geçidinden sonra 17 basamakla küçük odaların bulunduğu bölüme varılmaktadır. Bu kısımdaki yapılar genellikle Lüzinyan döneminde yapılmış olup, bir tanesinin zemininde zindan olarak kullanılmış olabileceğine inanılan iki ayrı kuyu bulunmaktadır. Buradaki yapıların çatıları düz, bazılarının tonozlu ve iç kısımlarının damları ise çapraz tonozludur. Alt kısımdaki odaların askeri garnizon (kışla), hapishane ve depo amaçlarıyla kullanıldığı tahmin edilmektedir. Lüzinyan dönemine ait yapı kompleksinin güneybatısındaki iki kemerle üç kısma ayrılan dikdörtgen yapı ise Bizans dönemine aittir. Bizans dönemi yapılarında olduğu gibi kapı ile pencerelerin söveleri bir sıra kireç taşı, bir sıra da kırmızı tuğlayla yapılmıştır.

Kalenin zirvesindeki yukarı kısma, kıvrılarak yukarı doğu uzanan basamaklı ince bir patikayla ulaşılmaktadır. Bu kısmın batısındaki beş odalı bina kompleksi Bizans dönemine, doğusundaki odalar ise Lüzinyan dönemine aittir. Bazı yerlerde duvarların çok kalın olduğu ve dolgu tekniğinde yapıldıkları gözlemlenmektedir. Buradaki odaların, kiler (mahzen), gözetleme kulesi, kilise, kraliçe odası ve zindan olarak kullanılmış olduğu tahmin edilmektedir.

KALENİN SIĞINMA YERİ VE ZİNDAN OLARAK KULLANILMASI

Arslan Yürekli Richard 1191 yılında Berengaria ile Limasol’da evlenince, 1184-1191 yılları arasında Kıbrıs tiranı olan İsaac Komnenus’un kızının çok sağlam olan Bufavento Kalesine askerleriyle birlikte sığındığını öğrenir. Kaleyi almak için oraya vardığında kralın kızı onu karşılar, ayaklarına kapanıp yalvarır ve kaleyi ona teslim eder. Bu olaydan sonra Kıbrıs’taki bütün kentler ile kaleler teslim olur. Aslan Yürekli Richard adaya ayak bastığı sırada İsaac Komnenus da ilkin bu kaleye sığınmış, daha sonra Karpaz burnuna kaçarken yakalanmıştı.

Bufavento kalesi diğer dağ kaleleri gibi savunma ve saray (ikametgah) amaçlarıyla değil, harp zamanlarında emniyetli bir sığınma yeri, sulh zamanlarında ise politik bir hapishane olarak kullanılmıştır. Lüzinyan kralları halkı aşırı derecede tahrik edip kötü bir imaj yaratmamak için mahkûm edilen soylular ile şövalyelerin unutulmalarını ve çeşitli işkencelerle zindanlarda açlıktan ölmelerini tercih ederlerdi. Soyluların zindanlarda ‘Skutella’ adıyla bilinen kuyu hücrelerde aç bırakılmak suretiyle ölmelerinin sağlanması ise sıkça uygulanan bir ceza yöntemiydi. Nitekim Şövalye John Visconti de 1368 yılında alınan bir kararla Bufavento kalesindeki zindanlara atılmıştı. Ortaçağ kronikleden Stambaldi’nin anlattığına göre, Kral Peter I’in sadık bir dostu ve iyi bir insan olan Visconti, kralın yurtdışına gitmeye karar vermesi üzerine kraliyet sarayını korumakla görevlendirilir. Ancak eşinin Kıbrıs’ta bulunmayışını fırsat bilen kraliçe Elenor, Roucha Kontu John de Morphou ile gönül ilişkisine girer. Yayılan dedikodular üzerine Visconti durumu bir mektupla krala bildirir. Ancak adil olmayan bir yargılamayla kraliçeye iftira etmekten suçlu bulunarak ilkin Girne Kalesi zindanlarında Skutella diye bilinen bir kuyu hücreye atılır. Yaklaşık bir yıl burada kaldıktan sonra, ölünceye kadar aç bırakılma cezasına çarptırıldığı Bufavento Kalesi’ne nakledilir.

1311 yılında sürgünden dönen Kral Henry II, Tyre prensini destekleyen ve kendisine ihanet edip komplo kuran kardeşi Prens Chamerin ile Galilee prensi Balian de İbelin’i bu kaleye hapsetmişti.

Yine Montolifli iki kardeş olan Perrot ve Glimot da 1385 yılında Yüksek Mahkeme kararıyla suçlu bulunarak bu kaledeki bir odaya hapsedilirler. Perot, kalenin kuzey tarafında hapsedildiği kulenin demirlerini eğmek suretiyle pencere balkonuna çıkar ve oradaki çam ağaçlarına tutunarak kaçmaya teşebbüs eder. Ancak tam aşağıya ineceği sırada ayağını incitir. Kardeşinin başaramadığını gören Glimot kaçmayıp odasında kalır. Perrot, atı olan bir çocuk bularak Girne’ye gider. Ancak St. Antony Kilisesi’nde yakalanıp kaleye geri getirilir. Affedilmesi için krala yalvarması gerekmekteydi. Kral bu olayı duyunca ikisinin de başlarının kesilmesini emreder. Böylece kesilen başları, Lefkoşa yanındaki La Cava’da yeni kalesini yaptırmakta olan krala gönderilir.

Bu haber toplam 3627 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 142. Sayısı

Adres Kıbrıs 142. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler