1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ‘Bu olayların suçluluarı bir şekilde cezalarını bulacak’
‘Bu olayların suçluluarı bir şekilde cezalarını bulacak’

‘Bu olayların suçluluarı bir şekilde cezalarını bulacak’

1974 yılında soğukkanlı bir infazla öldürülen İzzet Pamukoğlu’nun kızı Kasaba-Baflı Tacan Öncül anlatıyor... Onunla röportajımızın devamı şöyle: TACAN ÖNCÜL: Benim evimde çiçekler vardı, çiçek götürdüydük... Ve babama götürdük... Koyduk mezarına

A+A-

 

 

 

1974 yılında soğukkanlı bir infazla öldürülen İzzet Pamukoğlu’nun kızı Kasaba-Baflı Tacan Öncül anlatıyor... Onunla röportajımızın devamı şöyle:

 

TACAN ÖNCÜL: Benim evimde çiçekler vardı, çiçek götürdüydük... Ve babama götürdük... Koyduk mezarına... İşte o zaman çektik mezarının fotoğrafını... Biz sonradan tekrar yaptırdık mezarını, bu fotoğrafta kırıktır taş... Sonra tekrar yaptırdık... Koptuydu mezar taşı, isteseydi Kıbrıslırumlar bu taşı atarlardı ama atmadılardı, mezarın önüne koydulardı... Ben özellikle bir tahribat görmedim, bence o, yılların verdiği yıpranmaydı... Birara Baf’tan birileri gidip bu mezarın resmini çekti ve KIBRIS gazetesine koyduydu, tahribat yapıldı diye. Bence propaganda yapılsın diyeydi bu çünkü ben tahribat görmedim, yılların getirdiği bir yıpranmaydı bu... Tahribat olsaydı, 67’den 57’den şehitlerin mezarları bile sapasağlam dururdu... Doğruya doğru, gözardı etmemek lazım bunları... Biz tekrar yaptırdık bu mezarı, sırf orada belli olsun diye...

Ama tekrar yaşan bütün bunları...

Baf’a gidecen ya, sanki babam çıkıp bizi karşılayacak gibi... O duyguyu yaşadım...

Çok zor bir olaydır, o yara kapanmaz...

Annemin çalışması, annemi tedavi edici bir şey oldu. Çalışmayıp evde kalsaydı, daha çok sorun yaşayacaktı. Yaşamadı mı sorunlar? Gene yaşadı... Biz şehit çocuğuyduk, şehit ailesiydik, eşdeğerimizin karşılığını hiçbir zaman almadık. Son ben puanlarımı sattım, çok sıkıştıydık maddi olarak, ablam sattı...

Annem çok yıprandı, bize en iyisini yapmaya çalıştı ve yaptı da. Annem şehit maaşıyla ve bir sigorta maaşıyla sıfırdan çok şey başardı, tutumlu oldu... 63’te da sıfırlandık, 74’te da sıfırlandık ve babam gibi büyük bir kayıptan sonra o sıfırdan çok şey başardı annem benim.

Bazan düşünürüm, biz o yaşta yani annemin yaşında, annemin koşullarında kalsak bu kadar yapabilir miydik diye?

Gerçekten bizi okuttu, cehizimizi tam eksiksiz yaptı, ondan sonra ne zaman sıkışsak, hep bulundu. Evlendikten sonra bile gene bulundu annem bize. Döndü, biriktirdiği paralarla, her birimize bir daire verdi.

74’te geldiğimizde şehittir diye verilen o evin dışında, biriktirdi, hep kendinden kıstı, daire aldı, sırf bize birer daire bıraksın diye... Ama noldu? Tansiyon hastası oldu... İki sene önce beyin kanaması geçirdi, ölümden döndü, şu anda kalkamaz, yürüyemez... Bir şekilde o yaşadıkları çıktı şu anda... Zor bir süreç...

Benim babam şehittir, bilirdik, en azından bir mezarını bilirdik... O kayıp ailelerinin yaşadıkları diye düşünürüm... Onlar herhalde hiç o travmaları atlatamazlar...

Otururum ve zaman zaman düşünürüm...

 

SORU: Mesela babanızın naaşı bulunmamış olsaydı, siz hala bekleyecektiniz...

TACAN ÖNCÜL: İşte onu derim, ben 15 yaşındaydım, sürekli mezarına gittik geldik da 2002’de gittiğimde oraya sanki da babam beni karşılayacaktı duygularını yaşıyordum, mantığım derdi bana “Bitti, ölüdür, olamaz öyle bir şey” ama bir ihtimal, sanki da gittiğimde Baf’a, babam çıkacaktı karşıma... Ya o kayıplar? Gerçekten bence yaşam boyu o travmayı atlatamaz insanlar...

 

SORU: Ve hiç kimse onların travmalarını aşmalarına yardım etmedi... Mesela bir kayıp yakını arkadaşım vardı, babası kayıptı, iki sene boyunca beni arardı ve her konuştuğumuzda, “Telefonum iyi değil, söylediklerini lütfen bir defa daha tekrarla” derdi. Ben da tekrar söylerdim söylediklerimi. İki senenin sonunda bir gün sinirlendim “Beş kuruşa her taraf cep telefonu doldu, lütfen zahmet edip git da kendine yeni bir telefon al, artık söylediklerimi tekrarlamaycam!” dedim kıza. Ertesi günü beni aradı. “Eyi ki sinirlendin!” dedi. “Noldu?” dedim. “Meğer telefondan değilmiş” dedi. “Neymiş?” dedim. “Meğer kulaklarım iyi işitmezmiş ve ben bu kadar sene bunu farketmedim, hep telefondan sanırdım... Doktora gittim” dedi. Bu aslında yaşamakta olduğu travmaların bir yansımasıydı... Kulakları iyi işitmezdi ama bunu travmaları nedeniyle farkedememişti... “Teşekkür ederim, gittim doktora ve söyledi bana, ciddi işitme kaybım varmış, bunu öğrenmiş oldum” dedi bana.

TACAN ÖNCÜL: Babamın karakterini sordun ya, ben doktor olduktan sonra bir gün Güzelyurt’ta belli bir mevkide olan birisi vardı, Baflı’ydı... Onunla bir vesileyle tanıştık, “Babanı çok iyi tanırdım” dedi bana, “Yurtta kalırdık, bizi hep kollardı” dedi bana, “taşkın bir hareketimizi gördüğünde, gelir bizi ikaz ederdi, yapmayın çocuklar böyle diye...” Yani o yönü da vardı. Bizim tanımadığımız da babamı tanıyanlar, o dönem köylerden gelip da Baf’ta öğrenci olanlar mesela, söylerler bize... Biraz taşkınlık yapacak olsalar, nasihat edermiş, abilik yaparmış, ikaz edermiş kendilerini.

Mesela kız yurdu yoktu. Annemin Vretça’dan kaç tane tanıdıklarının kızları bizim evde kalırlardı liseye giderlerken. “Aman niye kaldı” diye hiçbir sorun çıkmadı, biz onlarla büyüdük, o ablalarla büyüdük... Annemin da, babamın da öyle bir yönleri vardı yani...

Benim düşüncem bu olayda suçluları cezalandırmak değil, kesinlikle... Zaten onlar bir şekilde inanırım ki cezalarını bulacaklar... Ama nedir bu kadar sene niye konuşulmadı? Hep aklımdaydı... Annem tekrar o acıları hissetmesin diye...

Bir gece Ünal Fındık bana, “Nasıl olduydu babanın olayı?” dediydi, anlattığım zaman, “Bu resmen katliamdır çünkü senin baban mevzide ölmedi” dedi. “Bence gidip Emine’yle de konuş bu konuları” dedi bana.

Oturdum, düşündüm taşındım,  nolur sonuçta, biz da ailece birşeyler yaşadık, diğer aileler da birşeyler yaşadı... Eğer yargı sürecini başlatmak isteseydik, o süreci çoktan başlatırdık, amaç bu değil... Kızkardeşlerimin görüşü da öyle... Biz bunları yaşadık, bizim gibi çok insan yaşadı bunları her iki toplumda da... Benim temennim bir daha böyle bir olayı bizim çocuklarımızın, bizden sonra gelenlerin yaşamaması... Gerçekten kötüdür. Çok kötüdür...

Aynı gün mesela annemin dayısının da başına aynı şeyler geldi... İkinci harekatta Ayyani düştü, dayımı da vurdular, aldılar, çektiler, bir köşede vurdular. Adı Zeki Salih... Öğretmendi... Annemin dayısıdır, kayıp değil, şehittir. İsim bazında gelip aradılar, aldılar, çünkü teşkilattaydı, aldılar ve vurdular.

 

SORU: Sanırım Zeki Salih, 1965-66’larda Stavrokonno’daydı...

TACAN ÖNCÜL: Yayla’da da öğretmendi...

 

SORU: Nesip Hasan’la Cafer Bahaddin “kayıp” edildi ya teşkilat tarafından Stavrokonno’da... Onların döneminde öğretmendi bu...

TACAN ÖNCÜL: Onlar kayıptır... Bir tanesi bize akrabadır... Annemin halası Stavrokonno’ya evlendiydi, Gürgençler, Cenan Selçuk, onlar bize akrabadır.

Dedim ya babamın av tüfeğini bulduk, o av tüfeği sonunda bize geldi. Ama nasıl geldi? Bir şekilde o gün, biz o akrabaların evine götürdüğümüzde o tüfeği, o akrabalar Çetin abiye demişler ki babamın av tüfeğini getirdik biz. Bir şekilde Çetin abi babamın tüfeğini saklar kuyuya, sarar, tuvalet kuyusuna koyar. Ondan sonra ikinci harekatta Stavrokonno ikinci harekat biter ve düşmez, bir süre geçer, o av tüfeği ve Baf’ta başka saklanan tüfekler da Stavrokonno’ya gider, babamın tüfeği da gider.

Stavrokonno’da annemi, amcası büyüttü, biz ona “Bahriyeli dede” derdik. Salih’ti adı ama hep “Bahriyeli” diye bilinirdi. Onun kahvede otururken demişler ki “Baf’tan silahlar geldi...”

Ve dedem açılırken silahları gördü orada ve tanıdı. Demiş “Bu benim damadımın silahıdır, bu silahı almak isterik...”

Onlar da demiş ki “Soracayık...”

Bir şekilde haber gitmiş Baf’a, demişler “Doğrudur, verin...”

Ve dedeme verdiler silahı. Stavrokonno en son bu tarafa taşındığında dedem silahla geldi ve getirdi bize silahı. Şimdi silah küçük kızkardeşimdedir. Onun kocası ava meraklıdır diye biz da kabul ettik, ona versin. Ona verdik onu...

 

 


 

 

Ailesinin ve gazetemiz YENİDÜZEN’in girişimleri sonuç verdi...

 

Sökülen “Abdi Mustafa Sokak” tabelası, tekrar eski yerine kondu

 

Nüfus sayımı öncesinde yerinden sökülerek yok edilmek istenen “Abdi Mustafa Sokak” tabelası, gerek Abdi Mustafa’nın ailesinin ve sevenlerinin, gerekse gazetemiz YENİDÜZEN’in yaptığı girişimler sonucunda tekrar yerine takıldı.

Nüfus sayımı öncesinde “Böyle bir kayıt DPÖ listelerinde yoktur” gerekçesiyle yerinden sökülen Abdi Mustafa Sokak tabelasına ilişkin bu sayfalarda geniş yayın yapmıştık ve Abdi Mustafa sokak adının aileye verilen KKTC Kimlik Kartları’nda da, belediyenin su faturalarında da geçtiğini belgeleriyle sergilemiştik.

1961 yılında “Teşkilat” adına hareket eden bazı “maskeli” şahıslar tarafından gecenin karanlığında öldürülen Eftagomili Abdi Mustafa’nın adını taşıyan sokak ismi, “Kayıtlarda yok” gerekçesiyle silinmişti.  Bu olay 4 Aralık 2011’de yapılan sayımdan hemen önce gerçekleşmişti. Yedikonuk’ta (Eftagomi) 2006 yılında dönemin İskele Kaymakamlığı tarafından bir sokağa “Abdi Mustafa Sokak” adı verilmişti. Son beş yıldır, Abdi Mustafa Sokağı, gerek KKTC Kimlik Kartı kayıtlarında, gerekse Büyükkonuk (Komikebir) Belediyesi’nin bu sokakta yaşayanlara gönderdiği su faturalarında “Abdi Mustafa Sokağı” olarak kullanılmaktaydı.

Büyükkonuk Belediye Başkanı Sezai Sezen de sorularımızı yanıtlamış ve bu durumun belediye meclisinin ilk toplantısında ele alınarak düzeltileceğini belirtmişti.

Büyükkonuk Beledye Başkanı Sezai Sezen’e bu hatayı düzelttiği için teşekkür ederiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1072 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler