1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Bu kadar sene baba diyemediydik, mezarının başında baba dedik…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Bu kadar sene baba diyemediydik, mezarının başında baba dedik…”

A+A-

***  1964’te “kayıp” edilen ve bir Kıbrıslırum okurumuzun yardımlarıyla Paralimni’de bir kuyuda ondan geride kalanlar bulunan Canbulat Ali, dün Mağusa’da askeri törenle toprağa verildi… Canbulat Ali’nin oğlu Ali Canbulat:

“Bu kadar sene baba diyemediydik, mezarının başında baba dedik…”

11 Mayıs 1964’te NAAFİ’de çalışırken başka Kıbrıslıtürkler’le birlikte bazı silahlı Kıbrıslırumlar tarafından alınarak “kayıp” edilen ve bir Kıbrıslırum okurumuzun yardımlarıyla Paralimni’de bir kuyuda ondan geride kalanlar bulunan Canbulat Ali, dün Mağusa’da askeri törenle toprağa verildi.

Lala Mustafa Paşa Camisi’nde kılınan cenaze namazı ardından Canbulat Şehitliği’nde düzenlenen törenle Canbulat Ali burada defnedildi.

Törene Canbulat Ali’nin evlatları, yakınları, sevdikleri, askeri ve diğer yetkililer katıldı. “Kayıp” Canbulat Ali’nin cenaze törenine, NAAFİ’deki aynı işyerinden aynı gün alınarak “kayıp” edilen ve Paralimni’deki aynı kuyuda ondan geride kalanlar bulunan “kayıp” Kemal Mehmet Emin’in ailesi de katıldı.

Canbulat Ali’nin oğlu Ali Canbulat dün bize şunları söyledi:
“Babamdan geride kalanların bulunmasında vermiş olduğunuz emekler için sizlere ailemiz adına çok teşekkür ederim. Umarım bu değerli çalışmalarınız devam eder ve başka “kayıp” ailelerinin de sevdiklerine kavuşmasına yardım etmeye devam edersiniz.

Bugün Mağusa’da çok güzel bir defin töreni oldu. Babamın nerede gömülü olduğunun bulunmasına yardım eden sizlere de, Kayıplar Komitesi’ne de, defin törenini düzenleyen Güvenlik Kuvvetler Komutanlığı ve diğer devlet yetkililerine de çok teşekkür ederiz ailemiz adına. Çok güzel organize edilmiş, mükemmel bir tören oldu…

Ailemiz adına törene katılan herkese de çok teşekkür ederiz…

Bugün defin töreninde çok duygulandık… Aklımızdan çok şeyler geçti… Babasız geçen yıllarımızı düşündük… Babamızı düşündük…

Babamızın o kuyudan çıkarılırken üstünde olan şeyler da bizi çok duygulandırdı…

En azından artık bir mezarı var.

Senelerce “Baba” diyemedik, bu sözcüğü kullanamadık. Bu kadar sene baba diyemediydik, bugün mezarının başında baba dedik…

Bir daha hiçbir çocuk böyle korkunç şeyler yaşamasın, hiçbir baba “kayıp” edilmesin, kimse bu acıları çekmesin…”

----------------------------------------------------------


Kemal Mehmet Emin’in cenaze töreni 28 Temmuz’da Kufez’de…

11 Mayıs 1964’te NAAFİ’deki işyerinden silahlı bazı Kıbrıslırumlar tarafından alınarak “kayıp” edilen Kemal Mehmet Emin’in cenaze töreni 28 Temmuz 2016 Perşembe günü Kufez’de yapılacak.

Kemal Mehmet Emin’in 1964’te öldürülerek gömüldüğü kuyunun yerini bir Kıbrıslırum okurumuz bize, biz de Kayıplar Komitesi’ne 2012’de göstermiştik. 2015 yılında Kayıplar Komitesi’nin yürüttüğü kazılarda

Paralimni’de göstermiş olduğumuz bu kuyuda üç “kayıp” Kıbrıslıtürk’ten geride kalanlar bulunmuştu. Yapılan DNA testleri sonucu bu üç “kayıp” Kıbrıslıtürk’ten birisinin Kemal Mehmet Emin, bir diğerinin ise Canbulat Ali olduğu Kayıplar Komitesi tarafından belirlenmiş ve aileler haberdar edilerek, defin süreci başlatılmıştı.

Canbulat Ali dün Mağusa’da askeri törenle toprağa verilirken, Kemal Mehmet Emin de 28 Temmuz Perşembe günü saat 10.00’da Kufez’de askeri törenle toprağa verilecek.

Kufez’de (Çamlıca) önce Kufez Camisi’nde Kemal Mehmet Emin için cenaze namazı kılınacak, ardından köy mezarlığında askeri törenle toprağa verilecek.

Kemal Mehmet Emin Kufez’de ömür boyu onun dönmesini beklemiş ve ömrü ondan geride kalanların bulunduğunu görmeye yetmeyerek 2007’de vefat ederek Kufez mezarlığına defnedilmiş sevgili eşi Ayşe Kemal’ın yanına defnedilecek.

Aslen Kufezli olan Kemal Mehmet Emin, 1964’te “kayıp” edildiğinde henüz 37 yaşındaydı, Ayşe Hanım’la evliydi… Beş çocukları vardı… Evlatları Mehmet Demiröz, Mustafa Demiröz, Hatice Sütçüoğulları, Gülten Kanarya ve Hasan Demiröz, biricik, “kayıp” babacıklarını son yolculuğuna uğurlayacaklar…

Bu ailenin büyük acısını paylaşırken, Paralimni’deki gömü yerini bize gösteren Kıbrıslırum okurumuza, bize yardım eden “kayıp” yakını Hristina Pavlu Solomi Patça’ya, gösterdiğimiz kuyuda kazı yürüten Kayıplar Komitesi yetkilileri ve kazı ekibine “Sonsuz teşekkürler” diyoruz…

-------------------------------------------------------------


***  “Affetme Projesi” farklı toplumlardan, farklı “düşmanlıklar”dan insanları bir araya getirerek, birbirlerini dinlemelerini sağlıyor…

“Düşmanlar”ı “dost”a dönüştüren proje…

“The Foregiveness Project” yani “Affetme Projesi”, farklı toplumlardan, farklı “düşmanlıklar”dan insanları bir araya getirerek birbirlerini dinlemelerini sağlıyor.

Projenin kurucusu gazeteci Marina Cantacuzino, “1990 ile 2004 yılları arasında sade insanların mücadeleleri ve zaferleri, karşılaştıkları zorluklarla ilgili öyküler yazdım… Zorlu deneyimlerden geçmiş insanların özgün seslerini paylaştım” diye anlatıyor. “2004 yılında Affetme Projesi’ni kurduğumda, zarara uğramış insanların gerçek öykülerini anlatmaktaki amacım intikam değil, daha çok bir iyileştirme girişimiydi… Irak’ta savaş vardı, anlattığım hikayeler şiddete karşı alternatif ve barışçıl davranışları öne çıkarıyordu… Bunlar karmaşık ve derin anlamda kişisel öykülerdi, ne tür bir af sürecinden geçtiklerini anlatıyordu insanlar” diyor.

“Affetme Projesi” “affetmek”le ilgili gerçek yaşam öykülerini bir araya getirerek bunlarla anlayış yaratmayı hedefliyor… İnsanların acıyla baş ederek travmalarını atlatıp kendi yaşamlarına devam etmelerini sağlamaya çalışıyor ve tümüyle “laik” bir proje – yani dinle hiçbir alakaları yok.

Bu konuda kitaplar, sergiler, seminerler düzenliyorlar.

İnternet sitelerinde çok farklı alanlarda travma yaşamış ve “affetmeyi” başarmış insanların öyküleri yayımlanıyor. (http://theforgivenessproject.com)

Bu sitede örneğin Güney Afrika’dan bir öykü var. Güney Afrikalı Christo Brand ile Vusumzi Mcongo’nun öyküsü…

Christo Brand, Güney Afrikalı liderin hapis tutulduğu Robben Island’daki hapishanede 1978 ile 1987 yılları arasında doğrudan doğruya Nelson Mandela’ya gardiyan olarak atanmış. Aslında görevi Mandela’yı hapishanede korumakmış. Aynı zamanda Vusumzi Mcongo da aynı hapishanede siyasi bir tutuklu olarak 12 yıllık hapislik cezasını çekmekteymiş. Apartheid rejimi çöktükten sonra bu iki insan Cape Town’da “Robben Island Müzesi” yaratmak için birlikte çalışmaya başlamışlar.

Christo Brand, “Vusumzi’yi ilk gördüğümde Robben Island’a gidiyorduk. 1978’de aynı gün oraya gittik. Ben gardiyandım, o da zincirler içinde bir tutukluydu. Maksimum güvenlikli hapishaneye konuyordu. Birbirimizle konuşmadık. Birbirimizle ancak 20 sene sonra doğru düzgün konuştuk” diyor. “Robben İsland müzesi yaratılacağı zaman her ikimiz de burada iş için başvuru yapmıştık. Şimdi birlikte çalıştığımız için geçmişte nelerin yanlış olduğunu konuşuyoruz. Bazan olup bitenlere gülüyoruz… Aramızda kötü herhangi bir duygu yok” diyor.

“Hapishanede işe başladığımda bana buradaki tutukluların hayvanlardan farklı olmadığı söylenmişti. Bazı gardiyanlar çok acımasızdı, tutuklulardan nefret ediyorlardı. Ancak ben hiçbir zaman onlardan nefret etmedim çünkü siyasi tutuklular, o güne kadar görmüş olduğum tüm tutuklulardan çok daha kibar ve dostane davranıyordu… Sonuçta Nelson Mandela’nın eğitim araştırmalarının sorumluluğuna getirildim. Sayın Mandela hapishaneyi bir üniversiteye dönüştürmekte kararlıydı. Bunun anlamı da şuydu: Hiçbir eğitim almamış ve buraya getirilmiş tutuklular, buradan çıktıklarında çok güçlü bir eğitim almış olarak çıkıyorlardı. Mandela, “Hayatta olduğunuz sürece hiç kimse eğitimi elinizden alamaz” diyordu.

Sayın Mandela affetmenin sembolü gibiydi, herkese ulaşabiliyordu. Apartheid rejiminin kurucusu Hendrik Verwoerd idi, Mandela hapisteyken bu adam ölmüştü. Mandela serbest bırakıldığı zaman ilk ziyaret ettiği kişilerden biri Verwoerd’in dul eşi Betsie olmuştu. Betsie Hanım onu beyazların yaşadığı bölgedeki evinde kucaklayarak karşılamıştı..”

Vusumzi Mcongo ise şöyle diyor:
“1976’da Güney Afrika Öğrenci Hareketi SASM’ın bir üyesi olduğu için bir boykot nedeniyle tutuklanmıştım. Beni terörist aktivitelerde bulunmakla suçluyorlardı. Altı ay boyunca sorgulanıp işkence görmüştüm. Hayatta kaldığım için şanslıydım. Pek çoğu tutukluyken ölmüştü.

Hapishanede Christo’yu fark etmiştim ancak mahkumların subaylarla konuşması yasaktı. Hapishanedeki gardiyanları bizim şiddet dolu insanlar olmadığımıza inandırmamız gerekiyordu. Hiçbir zaman gardiyanlardan nefret etmedim. Bir sistem için çalışıyorlardı ve sistemin kendisi vahşiydi. Nefret ettiğim insanlar tutukluyken bana işkence yapan insanlardı. O zamanlar intikam hayalleri kurardım.

Ancak serbest bırakılınca o nefret de uçup gitti. Tek istediğim o insanları bulup onlara nasıl da hayatta kalmış olduğumu göstermekti, hatta yüzümde bir gülücükle hayatta kaldığımı göstermek istiyordum onlara…

Şans eseri Gerçek ve Yeniden Uzlaşma Komisyonu’nda Steve Biko’nun durumunun tartışıldığı günlerde bu davayla ilgili bazı güvenlik görevlileriyle tanıştım. Onlara merhaba dedim ve kendilerine beni de sorgulamış ve bana da işkence yapmış olduklarını hatırlattım. Ve kendilerine bu davada şans diledim.

Kırık kalplerle yaşayamayız. Zaman içerisinde başımıza böyle şeyler gelmiş olduğunu kabul etmeliyiz, o yılların harcanıp gitmiş olduğunu kabul etmeliyiz. Sürekli geçmişte kalırsanız, bu hayatınızı altüst eder. Affedemezse, hiçbir ulus hayatta kalamaz…

Şimdi yeniden uzlaşma için konuşmak günlük görevimdir. Bu benim için gönüllü bir değişimdir, içten gelen bir değişimdir, hükümet bana herhangi bir tazminat ödememiş olduğu halde… Ancak bazı siyasi tutuklular hala kalplerinde öfkeyi hissediyorlar, hükümetin kendileri için hiçbirşey yapmamış olmasından nefret ediyorlar…”

 

(http://theforgivenessproject.com – Türkçeleştiren: S. Uludağ)

Bu yazı toplam 1194 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar