1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BU COĞRAFYADA BARIŞ KÜLTÜRÜ
BU COĞRAFYADA BARIŞ KÜLTÜRÜ

BU COĞRAFYADA BARIŞ KÜLTÜRÜ

7 Temmuz’da iki lider görüşmeye gidecek. Her şeyden evvel şunu açık bir şekilde belirtmek gerekir. Ne Türkiye’de, ne de Yunanistan’da ve onlardan tarihsel süreçte her yönü ile etkilenen Kıbrıs Türk ve Rum taraflarında, onların yönetim o

A+A-

BU COĞRAFYADA BARIŞ KÜLTÜRÜ…

7 Temmuz’da iki lider görüşmeye gidecek.  Her şeyden evvel şunu açık bir şekilde belirtmek gerekir. Ne Türkiye’de, ne de Yunanistan’da ve onlardan tarihsel süreçte her yönü ile etkilenen Kıbrıs Türk ve Rum taraflarında, onların yönetim olan veya muhalefet yapan aktörlerinin büyük çoğunluğunda,  Barış yapma kültürü hakim değildir..Bu coğrafya bu açıdan yoksuldur…

Çünkü bu  coğrafyaya hakim olan siyasi kültürde farklı bir şey vardır. Bu da  barışla elde edilenin yada elde edilecek olanın değeri yerine, barışa giderken yapılacak antlaşmada karşılıklı olarak verilecek olanlar en büyük kayıp olarak görülür.

Bu yüzden siyaset, ister iktidar, isterse muhalefet olsun “ulusal kayıplar” söylemi ile barış için al –ver sürecine sıcak yaklaşmaz. Bunun da modern söylemi, “kırmızı çizgiler” demagojisidir. Bunu hem Türkçe, hem de Yunanca çok duyarız..

BU KÜLTÜR İÇ SİYASETİ DE ETKİLER

Bu anlayış, yalnız komşuları ile ya da uluslararası niteliği olan sorunları çözmede öne çıkmaz. Türkiye’de örneğin Kürt meselesinde, Yunanistan’da “ Türk Azınlığı” meselesinde. Güneyde Kıbrıslı Türklere, kuzeyde Kıbrıslı Rumlara dair en küçük bir sorunun çözümünde de ayni mantık hakimdir.

Bu yüzden bu coğrafyalarda ayni dili konuşan toplumların kendi iç siyasi ilişkilerinde, sınıfsal, zümresel sorunların çözüm aşamasında veya iktidar- muhalefet ilişkilerinde de bu kültür hakimdir. .

Bu yüzden , Yunanistan’da ağır ekonomik koşullar altında Yunan Hükümetinin, muhalefetle  ilişkilerinde, ayni şekilde Türkiye’de Anayasa ve demokratikleşme konusunda iktidar -muhalefet ilişkilerinde ve  kuzeyde ile güneyde de, ayni mantığın belirlediği ciddi kopuşlar, anlayışlar hakimdir. Bu coğrafyanın en temel özelliğidir bu. Şimdi tarihsel süreçte bu konuya kısaca bakalım.

ATATÜRK- VENİZELOS DOSTLUĞU !

1925’te Türkiye, Lozan Barış Antlaşmasını imzaladı.. Atatürk’ün büyük tarihsel şahsiyetinin ağırlığı altında çok öne çıkarılmasa da, Lozan Barış antlaşması sonrasında  Türkiye’de, barışla kazanılandan çok, bu antlaşma ile kaybedilen üzerinde doğan hoşnutsuzluk siyasi kültür oldu.

 Bu antlaşma ile kazanılana değil, “ 12 Adalar kaybedildi,  Musul kaybedildi,  Selanik’i bile verdi” söylemleri hakim oldu. Lozan Barış Antlaşması gölgelendi. Hatay; bu doğan ve gelişen muhalefete dönük tatmin için bir de cevap niteliği taşıyordu.Ama Atatürk’ten sonrada kayıp edilenlerin geri alınması hedefine motivasyon yapıldı.

Yunanistan’da ise olay, “ Küçük Asya” felaketinin tamamlayıcısı olarak tanımlandı. Yunanistan’ı bu badireden çıkartan Venizelos ise hain olarak görüldü.  Hele Türkiye ile savaş sonrası gerçekleştirdiği,  “Atatürk –Venizelos” dostluğu , Yunanistan’da ulusal kayıpların devamı olarak algılandı. Günümüzde, Türk - Yunan Dostluğundan söz edenler dahi, Atatürk- Venizelos  dostluğuna  vurgu yapmazlar.

Bu olay yalnız bunlarla sınırlı kalmadı. Lozan Barış Antlaşmasından sonra ve Atatürk- Venizelos dostluğu olarak resmi ağızlar konuşmuş olsalar dahi, hiçbir zaman Türkiye’de kalan Yunan azınlığa dostça yaklaşılmadı.  Onları kaçırmak için elden gelen yapıldı. Meşhur 6-7 Eylül olayları budur.

Yunanistan’da ise yıllar geçmesine karşın, ne Batı Trakya’daki Türk azınlığına olumlu yaklaşıldı, ne de onların kimliği benimsendi. Müslüman Azınlık kavramında ısrar edildi.

Ayrıca iki ülke, kendi aralarında her açıdan  zenginliğin ortaklaşa gelişeceği  alan olan Ege denizinde de bir uzlaşmaya varamadı.. Hala çözülemedi bu sorun. Üstelikte her ikisi de NATO üyesi olmalarına ve soğuk savaş döneminde ve şimdi  ortak blok stratejisinde birleşmelerine rağmen….  

 NATO stratejilerinde birleştiler, NATO siyasetine bağlı kendi ülkelerinde sola, demokratik güçlere  karşı insafsız olma yarışında bir birleri ile yarıştılar, ama aralarındaki sorunları aşmada başarı gösteremediler. İş bunla da bitmez.

Yunanistan hala komşusu Makedonya ‘nın ismine bile itiraz ediyor.  Arnavutlukla sorunları aşamadı. Türkiye şimdilerde “komşularla sıfır sorun” siyaseti temelinde yeni ve önemli bir başka düzleme  geçse bile, hala komşularla olan sorunları aşamıyor.

PEKİ BİZ KIBRIS’TA ,AYNİ OSMANLI BANKASI DEĞİLMİYİZ?

Kıbrıs’ta bizler, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini doğuran antlaşmaya karşın, barış için hiçbir şey yapamadık. Çünkü ,bu antlaşma ile iki topluma ve ortak vatana gelecek barışın getirisinden ziyade, bu antlaşma ile her iki tarafta “ulusal kayıplarını” öne aldı.

K.Rumları ENOSİS’ten ,  K. Türkleri de Taksimden kayıp olarak bu antlaşmayı değerlendirdiler.. Kıbrıs Cumhuriyetini  yıkılması gereken bir yapı  olarak algıladılar. Öne çıkan; güneyde , “ Türklere bu antlaşma ile fazla haklar verildi”, Kuzeye de ise,  ” Cumhuriyete Rumlar hakimdir”  anlayışı oldu.

 Sonuçta, yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Hala ortak vatanımız bölünmüş duruyor. Üstelikte 1968’den beridir süren toplumlararası görüşmeleri bir sonuca hala ulaştıramadık. Her iki tarafta kendisi açısından “büyük ulusal” liderler ve kahramanlar üretti!  Ama sonuç alınamadı. İşte bu çözümsüzlüğün gerisinde, böyle yanlış bir tarihsel mantık vardır.

Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ın iki toplumunda da barış için yapılacak bir antlaşma için al –ver’ le ulaşılacak sonuca kayıp olarak bakıldığı için, iki tarafta masaya  kendisi açısından maksimalist hedeflere ulaşmak maksadıyla oturmaktadır.

Amaç her iki taraf açısından “kırmızı çizgilerden” gerilemediğini göstermektir, ” Kahramanlar Geçidinde”; iktidar veya muhalefet, siyasi önderlerinin yer almalarıdır...

BU ZİHNİYET  HALKLARCA SARSILABİLİNİR…

Bu zihniyetin ilk defa sarsıldığı dönem  Annan Planı oldu. Ama bu da yarı buçuk oldu.. Kıbrıs Türk halk kitleleri antlaşma ile verilecek olanlara değil, barışla gelecek olanı öne çıkartan sol, demokratik, liberal güçlerin etkinliği ile bu kültürde büyük bir gedik açtı.

Ancak Kıbrıs Rum toplumunda eski hakim anlayış yeterince sarsılamadı. Onlarda , barışla gelecek olanın değerine  değil, bu antlaşmanın gerçekleşmesi için verilecek olanlara , büyük kayıp olarak gören , bakış öne çıktı..

İşte bu coğrafyaya bu kültür hakimdir.  Ne Türkiye, ne Yunanistan, ne güneyde, nede kuzeyde ağırlıklı olarak al-ver ile barış yapma kültürü gelişmemiştir. Bu siyasette sağı da, solu da etkilemektedir.

7 Temmuz öncesi ,artık, barış için yalnızca iki tarafın Cumhurbaşkanlığı Saraylarına hapis olacak olan bir belirleyiciliğe saplanıp kalmamak gerektiğini, iki tarafın barışçı güçleri etkin olarak  ele almalıdır..

Kıbrıs’a bir antlaşma ile gelecek  barışın, ortak vatana ve her iki tarafa da getireceği ekonomik, demokratik, insani ve çağdaş değerleri bilen ve gören sol, demokrat, liberal insanlar ve siyasi güçler, sivil toplum, ortak bir hedef olan federal çözümün esaslarını ve diğer bütün unsurlarını ele alacakları bir program, bütünlüklü bir çözüm planı üzerinde uzlaşmalıdır.

 Bu yüzden bu temelde;   iki tarafta da halk diplomasisi ve etkinliği ile bu tarihsel yanlış anlayışa karşı, mücadele inisiyatifi geliştirilmelidir.Barış için al –ver.  Antlaşma ve barış ile gelecek olan, karşılıklı olarak alınıp verilecek olandan daha değerlidir.

 Sonuçta  ise  karşılıklı olarak alınıp verilecek olan bir yere gitmeyecek. Ortak Vatanda hepsimiz için kalacak bir değerdir.  AL –VER, Kayıp değil, ortak kazancın unsurudur. Bakış bu olmalı.

BAN Kİ MOON.

Ban Ki Moon da böylesi tarihsel bir temeli olan ve barış yapma kültüründen uzak, bütün bu dominant aktörlerin yapısını bilerek, onların, bir şekli ile zamana oynama ve yeni oldu bittilerle, yeni durumlar yaratma oyununa da artık fırsat vermemelidir.

 Eğer, 7 Temmuz ve sonrasında ayni film tekrar tekrar izlenecekse, artık BM aradan çekilmelidir. BM Barış Gücünü de alıp gitmeli ve artık sorumluluğu halkların almasına ve herkesin iki elini başının arasına alıp düşünmesine dönük yeni bir durumun oluşmasına da çekinmeden katkı koymalıdır…..

Ya Barış için gelişme, ya da Barış için her yönü ile mücadele….

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 809 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler