1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. BU ÇİŞ KİMİN?
BU ÇİŞ KİMİN?

BU ÇİŞ KİMİN?

Uzun zamandır sohbetlerin ana konusu ağır bir karamsarlıkla dolu. Hatta selamlaşmaların bile öyle. “Nasılsın?” diyoruz birilerine mesela, ardından gelen cevap “idare ediyorum” oluyor. Bu tavır her geçen gün biraz daha yaygınlaşı

A+A-

 

Uzun zamandır sohbetlerin ana konusu ağır bir karamsarlıkla dolu.

Hatta selamlaşmaların bile öyle.

“Nasılsın?” diyoruz birilerine mesela, ardından gelen cevap “idare ediyorum” oluyor.

Bu tavır her geçen gün biraz daha yaygınlaşıyor. En azından refleks şekline dönüşen “iyiyim” cevabı bile bir süredir geçerliliğini yitirdi.

Ama aslında idare edemediğimizin de son derece farkındayız.

Peki nedir idare ettiğimiz?

İçinde bulunduğumuz ağır karamsarlık hali, aslında öğrenilmiş bir çaresizlik içindeki kaderciliğimizde saklı.

Son dönemlerde farklı sebeplerle Güney Lefkoşa’ya alışılmışın dışında daha sık gitme fırsatı buldum.

Şehrin iki yanı iki ayrı ülke gibi. Sokaklar temiz, trafik düzenli…

Sadece temizlik değil, belli ki Lefkoşa’nın Güney’deki belediyesi, temizlik ve düzen kadar düzenlemeye de ayrı bir önem veriyor.

Her zaman düşünmüşümdür, mesela İstanbul gibi büyük ölçekli bir metropolde sokak düzenlemeleri bu kadar muntazam ve süreklilik içinde yapılırken, nasıl olur da biz bu ülkede yarım bir şehrin düzenlemesini yapamayız?

Sadece Lefkoşa için değil, bütün kentlerde yapılan sokak düzenlemelerinin rastgele olduğunu söylemek için uzman olmaya gerek yok.

Haftalardır biriken çöpler kepçelerle toplanmaya başladı. Manzara keşke toplanmasa denecek düzeyde. Çöplerden etrafa savrulanlar ve çöplerden akan sular çevreye daha dayanılmaz bir koku yayıyor.

Dünyaca ünlü psikanalist Vamık Volkan, Girne Lefkoşa yolunun halini gördükçe ağladığını anlatmıştı bir sohbetimizde. Belki Lefkoşa’nın biriken çöpleri belediye sorunu ama genel olarak çevreye duyarsızlığımız toplumsal olarak ortak yanımız.

Volkan, bunu evini kirleten kişilere benzetiyor. Ya da yaşı geçtiği halde altını ıslatan çocukların gerileme dönemlerine.

Bu manzaranın ardındaki psikanalitik çıkarım nedir bilemem. Ama bildiğim tek şey, bunun öğrenilmiş bir çaresizlik içinde kaderimiz olmaması gerektiği.

Lefkoşa Girne yolunda Lefkoşa Belediyesi dışında 3 belediye var. Gönyeli Belediyesi çembere kadar olan kendi bölümünde sürekliliği olan güzel bir düzenleme yapıyor.

Peki ya daha ilerisi?

Dikmen Belediyesi yol boyunun temizliği ve kavşağın düzenlemesi için son derece güzel bir çaba koydu ortaya. Bölgedeki askeri birliğin de katkıları var.

Girne Belediyesi, Hirondel kavşağı ve biraz aşağısına kadar bir düzenleme yapmış.

Peki bu yol boyunda arada kalan bölümün temizlenmesi, çevre düzenlemesi 3 belediyeyi aşan bir durum mudur gerçekten?

Turizm ve Çevre Bakanlığı, çöp atmanın yasak olduğunu anlatan levhalar yerleştirmiş refüjlere.

Son derece ironik duruyor.

Yol boyunca budanan ağaç dallarını kimse kaldırmadığından birikenler kendi halinde çürümeye başlamış.

Bu sadece görsel bir güzellik değil, en sıradan haliyle bu ülkenin genel haline dair önemli bir fotoğraftır.

En sorunsuz ve temiz halimizde bile sadece bu yola bakıldığında bile, aslında idare edemediğimiz ortadadır.

Oysa biz bir devlet idare etmekten bahsediyoruz. Kıbrıs sorununu çözmekten, gelecek planlamaktan, ekonomik programlar uygulamaktan, vizyon geliştirmekten, gelecek su projesi için çalışma yapmaktan, bütçeyi denkleştirmekten…

Sanırım bu hedefler bize birkaç beden büyük geliyor, gerçekten.

Bir kentin iki yüzüne baktıkça buna daha çok ikna oluyorum.

Hani çok alıştığımız bir söylem vardır, “biz önce kendi evimizin içini düzenleyelim, Kıbrıs sorununa ayrıca bakarız.”

Biz işte o ev içini kirletme ve bunu da normalleştirmeye o kadar alışmışız ki, bırakın düzenlemeyi en sıradan temizliği yapmaktan aciziz ve bunu normal sayıyoruz.

Bir toplum boğazına kadar pislik içindeyse, bunun sorumluluğunu kendisinin de üstlenmesi gerekir.

Çünkü, idare edemeyen başkaları değil, kendisidir de aynı zamanda.

Toplumsal sorumluluk, çıkarlar ve vaatler doğrultusunda oy kullanmakla kazanılamıyor, ne yazık ki. Biriken çöp yığınları içine kendinizinkini küçük poşetlerle bırakmak, hatta başkasının evinin önünü tercih etmek de kazandırmıyor bu sorumluluğu.

Hani diyoruz ya, toplumsal sorumluluktan uzaklaştık bireyselleştik diye, bireyselleşmiş olsak bu halde böylesi bir ortamda yaşayamazdık, sanırım.

Biz galiba daha çok çişini saklayan gerileme dönemi çocuklarına benziyoruz.

Bir sorunumuz var, hem de büyük bir sorunumuz ve bunu aşamadığımız her gün de yıktıklarımızın ve üzerimize yıkılanların altında ezilmeye devam edeceğiz.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 742 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler