1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Britanya'da Kriz, Kemer Sıkma Politikaları ve Siyasal Muhalefet
Britanyada Kriz, Kemer Sıkma Politikaları ve Siyasal Muhalefet

Britanya'da Kriz, Kemer Sıkma Politikaları ve Siyasal Muhalefet

ED ROOKSBY: Son birkaç hafta ve aydır Britanya’da hükümetin ‘açık kapatma’ ve kemer sıkma politikalarına karşı gittikçe şiddetini artıran bir muhalefet dalgası yükseliyor

A+A-

Britanya’da Kriz, Kemer Sıkma Politikaları ve Siyasal Muhalefet[1]

 

 

ED ROOKSBY

E.Rooksby@soton.ac.uk

 

 

Son birkaç hafta ve aydır Britanya’da hükümetin ‘açık kapatma’ ve kemer sıkma politikalarına karşı gittikçe şiddetini artıran bir muhalefet dalgası yükseliyor. Bu direniş bir muhalefet milletvekilinin “kamu harcamalarında şimdiye dek yapılmış olan en derin kesinti” diye tanımladığı duruma bir yanıt olarak yükseliyor. Kamu harcamalarında yapılan bu kesintiler etkisini göstermeye başladıkça ve iş güvenliği, emekli maaşları, kamusal hizmetler ve refah devletine ilişkin öfke ve toplumsal kaygı artmaya başladıkça, Britanya’da süregitmekte olan ekonomik krizin yanı sıra bir siyasi krizin de büyüyor olduğuna dair gittikçe güçlenen bir kanaat oluşmaya başlıyor. O kadar ki on yıllardan sonra ilk kez Britanya’da bir genel grev örgütlenmesi ihtimali şaşırtıcı, tuhaf bir senaryo gibi görünmüyor. Bugün için kesin olan bir şey var ki, o da tüm kamu sektöründe örgütlenecek ve uzunca sürecek bir grev üzerinde ciddi bir tartışma yürütülüyor.

         Muhafazakarların ve Liberal Demokratların koalisyonundan oluşan şu anki hükümet Mayıs 2010’da başa gelmişti. Koalisyon hükümeti ilk önceliğinin -önceki İşçi Partisi hükümetinin yüksek kamu harcamaları yüzünden ortaya çıktığını öne sürdüğü- sürdürülemez ve potansiyel olarak felakete yol açabilecek bir orana ulaşan ulusal borç yükünü hafifletmek olduğunu açıkladı. Bu açıklamanın göz önüne almadığı nokta ise ulusal borcun kamu hizmetlerine yapılan kamu harcamalarının sonucu olarak değil, 2007 yılında başlayan küresel mali krizin dolaysız bir sonucu olarak arttığıydı. Önde gelen bankaların iflasın eşiğine geldiği ortaya çıkınca, önceki hükümet finans sektörünü kurtarabilmek için 2008’de harekete geçti. İngiltere Merkez Bankası devletten bankalara ayrılan mali yardımın toplam bedelinin 1,300 trilyon sterline ulaştığını tahmin ediyor. İşte ulusal borcun artmasına sebebiyet veren işsizlik yardımları ve ekonomik duraklama koşulları içinde azalan vergi gelirlerinin yanı sıra devletin bankaları kurtarmak için ayırdığı bu mali kaynaklar oldu. Ancak hükümet, dürüstlükten nasibini almamış ve indirgemeci bir şekilde Britanya’nın şu anki ekonomik sorunlarının sorumlusunun kamu sektörüne yapılan harcamalar olduğu mesajını kamuoyunda öne çıkarmak konusunda başarılı oldu.

Koalisyon hükümetinin kamu harcamalarında yapacağı kesintiler programı son derece ağır bir program. Hükümet önümüzdeki dört yıl içinde 81 trilyon sterlinlik kesintiler yapmayı düşünüyor. Bu her hükümet departmanı için yüzde 19 kesinti, işsizlik parası gibi devlet yardımlarında kesinti ve Yüksek Öğrenim Bütçesinde yüzde 40 kesinti anlamına geliyor.  Basına sızdırılmış bir Maliye Bakanlığı değerlendirmesi önümüzdeki 4 yıl boyunca 500,000-600,000 kamu sektörü işinin azaltılacağını tahmin ediyor. (Aynı zamanda 600,000-700,000 özel sektör işinin de azaltılacağı tahmin ediliyor). Hükümet ayrıca kamu sektörü emeklilik maaşlarını da azaltmayı ve bu maaşın çekilebilme yaşını yükseltmeyi hedefliyor. Daha da ötesi, hükümet, üniversite öğrencilerinin ödediği üniversite harçlarını önemli ölçüde yükseltti. 

 

Tahmin edilebileceği üzere, kamu harcamalarında yapılan bu kesintilerin büyüme üzerinde çok zararlı etkileri oldu. Koalisyon hükümeti başa geldiği zaman ekonomi önceki hükümetin ekonomiyi canlandırmayı hedefleyen paketinden ötürü küçük çaplı bir genişleme sürecinden geçiyordu ancak Ekim 2010’dan Mart 2011’e dek ekonomi hiç büyümedi ve bu yaz da oldukça durgun görünüyor.  Kesintilerin koalisyon hükümetinin umduğu gibi özel sektörü canlandırmaya yaramadığı da açıkça görülüyor. Yavaş büyümenin ulusal borcu azaltmak anlamında bir katkı yapması beklenemez, aksine kamu harcamalarındaki kısıtlamalar ekonomideki talebi düşüreceği için borç daha da büyüyecektir.

 

O zaman hükümet işe yaramayan ve işleri daha da zora sokan bir kemer sıkma stratejisinde neden ısrar ediyor? McKibbin (2010)’in da işaret ettiği üzere, kesintilerin ardındaki rasyonel ekonomik değil siyasi ve ideolojik. Muhafazakarlar ve Liberal Demokrat müttefikleri bankalar krizini başarılı bir şekilde Refah Devleti’nin krizine dönüştürmeyi başardılar.  Krizin sorumluluğunu finans sektörü yerine kamu harcamalarına yüklemek onlara son 30 yıldır neoliberallerin kendilerini adadıkları siyasi ve ideolojik amaç olan ‘devleti küçültmek’ ve refah devletini ortadan kaldırmak yönünde manevra alanı sağlıyor.  

 

Hükümetin neden bu ekonomik stratejiyi izlediğinin bir başka ilintili sebebi servetin toplumsal bölüşümüyle ilgili hükümetin nasıl bir icraat içinde olduğuna bakarak anlaşılabilir. Burke (2011)’in de altını çizdiği gibi, koalisyon hükümeti döneminde reel ücretler düşerken kârlar önemli ölçüde arttı. Dolayısıyla kemer sıkma politikaları kâr oranlarını yukarı çekerken hayat standartlarını düşüren bir strateji olarak görülebilir. Gerçekten de kamu harcamalarında yapılan kesintiler krizin bedelini sermayeye değil emekçiler ve yoksullara ödetme yöntemidir. Kesintiler en temelde yoksulları, devlet yardımı alanları, düşük maaşla geçinenleri vuruyor ve dolayısıyla bu kemer sıkma politikalarından en fazla zarar gören bu kesimler oluyor. Kamu sektörü işlerinden ilk çıkarılacak olanlar genellikle düşük maaşla çalışan kadın çalışanlar. Bu arada varsılların kesintilerden büyük ölçüde etkilenmediği ve özellikle mali olarak oldukça iyi durumda oldukları gözlemlenebiliyor. Örneğin bankacılar kendilerini yüzde 20’lik maaş zammı ve devletin mali yardımından kaynaklanan milyonlarca sterlinlik primlerle ödüllendiriyorlar. Kesintiler, açığı zengin ve güçlü olanların değil çalışan ve yoksulların sırtından kapatmaya çalışıyor.

 

Ancak kemer sıkma politikaları Britanya’da uzun zamandır görülmemiş, sürekli bir şekilde yükselen bir kitle direnişini tetikledi. Bu süreç, okul harçlarının üç misline çıkarılması üzerine 10 Kasım 2010’da Londra’da toplanan 50,000 öğrenci ve öğretim üyesinin protesto gösterisiyle başladı. Bundan sonra daha geniş çaplı kitle gösterileri de düzenledi ve Aralık’a gelindiğinde üniversite işgalleri dalga dalga Britanya üniversitelerine yayılmaya başladı. Mart’a doğru kitlesel direniş ruhu örgütlü emeğe sirayet etmeye başlamıştı. 26 Mart’ta yarım milyon insan İşçi Sendikaları Kongresi (Trade Unions Congress-TUC) tarafından Londra’da kesintilere karşı düzenlenen protesto gösterisine katıldı.  En son olarak, 30 Haziran’da yüzbinlerce memur, öğretmen ve öğretim üyesi kamu sektörü emeklilik maaşlarında planlanan değişikleri protesto etmek amacıyla Londra’da buluştu. Şu an İngiltere’de hakim olan hava bu grevlerin ve protesto gösterilerinin daha fazla insanı içine alarak genişleyerek devam edeceği yönünde…

 

Hükümet grev ve gösterilere, özel sektör çalışanlarıyla kamu sektör çalışanlarını birbirine düşürmeye kalkışarak, bir başka deyişle klasik bir böl ve yönet taktiği kullanarak yanıt verdi. Kamu sektörü çalışanlarının özel sektör çalışanlarıyla ne ölçüde ittifaklar kurabileceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ancak şu söylenerek bitirilebilir: bu ittifak çok hayati bir önem taşıyor zira kemer sıkma politikalarını yenilgiye uğratmak kamu ve özel sektör çalışanları arasında kurulacak olan bu ittifaka bağlı…

 


Referanslar

McKibbin, Ross, “Nothing to do with the economy”, London Review of Books, 18 Kasım 2010

Burke, Michael, 2011 “How the Tories sabotaged the economic upturn”, Socialist Economic Bulletin, 2 Nisan 2011

    



[1] Umut Bozkurt tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

 

 

 

 

Bu haber toplam 750 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler