1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Bozkırlar
Bozkırlar

Bozkırlar

Gözümün aldığı yere kadar. Her yer. Bozkır. Onlara baktığım zaman, başına buyrukluk görürüm. Yabanilik görürüm. Kendimde varolan. Sende varolan. Hepimizde. Üzerimizden atamadığımız. Atamadığım. İyi bir gizlenme yeridir. Onlar. Bozkırlar. Özellikle av mev

A+A-

 

 

Gözümün aldığı yere kadar. Her yer. Bozkır. Onlara baktığım zaman, başına buyrukluk görürüm.  Yabanilik görürüm. Kendimde varolan. Sende varolan. Hepimizde. Üzerimizden atamadığımız. Atamadığım. İyi bir gizlenme yeridir. Onlar. Bozkırlar. Özellikle av mevsiminde, yabani hayvanların, avcıların elinden kurtulmak için, kullandıkları yerdirler.

Benim için de. Herşeyden ve herkesten kendimi saklama ihtiyacı hissettiğimde, huzur bulabildiğim doğa harikasıdır. Onlar işte. Bozkırlar.

Zaman zaman, yıkıcı bir volkan gibi üstümüze gelen hayattan mola almak istediğim zaman, bozkırlarda yürüyüşe çıkarım. Aramızda da çıkanlar var.

Kendi kendimi tatile çıkarmış gibi yaparım. Tıpkı sizin yaptığınız gibi. Şaka gibi. Mahsuscuktan. Benim için adı konulmamış bir zaman dilimidir. Orda geçirdiğim vakit. Bir baharattır. Bana canlılık ve ışık veren.

Rastgele bir taşın üstüne oturur, onlara bakarım. Hayal kurarım.

Bozkırları doya doya seyrederim. Gelişi güzel oturduğum taşın etrafındaki, bakımsız otlara bakarım.

Onların arasından çıkan mor ve sarı küçük çiçeklere…

Az ötedeki efkaliptüs ağaçlarını farkederim. Gülümseyerek. Keyif alarak. Burnuma gelen kokularını içime çekerim.

Söylenilen sözler, kelimeler, inandığımız doğrular, içimizde yanan ateşle tutuşarak, kavrulur, yokolur. Tutunacak bir dal bile kalmıyor geriye. Bize. Bana.

İşte böyle bir zaman diliminde, doğa ile başbaşa kalmak isterim. İstersiniz. Biliyorum. Kendi kendimizle yalnız olmayı tercih ederiz. O başına buyruk doğayla. Bozkırlarla. Belki de, ne kendimize, ne de kimseye itiraf edemediğimiz o karabiber tadındaki, yalnızlık duygumuzla.

Ufuk çizgisine bakıyorum. Gün bitiyor. Başlıyor.

Yalnızların ve kimsesizlerin saati…

Bu vakit. İşte…

Ne yaşanırsa yaşansın, bir yanları hep yalnız, ketum ve kapalıdır. Başkalarına kapalıdır.

En şefkatli ten teması, en sevgi dolu sarılmalar bile o boşluğu dolduramıyor. Ulaşamıyor. Ulaşılamıyor. Ona. Her zaman yalnız bir taraf oluyor. İçimizde varolan her güzel duyguyu bir şekilde değersiz kılmayı becerebiliyor, bu bir türlü yeri doldurulamayan yalnızlık duygusu.

Bizim bir türlü üzerimizden atamadığımız duygumuz.

Dolaşırken bozkırlarda, hep düşünürüm. Düşünürsünüz. Tüm bunları. Tüm olanları. Tüm yaşananları.

Zaman geçer. Anlayamayız yine de. Çözemeyiz. Kavrayamayız. Bu duyguyu. Bize duyulan sevginin eksikliğinden kuşkulanırız. Bu şüphe bizi hırçınlıştırır. Başına buyruk bir insan olur çıkarız. Bozkırlar ve başına buyrukluk. Ben, siz ve bozkırlar. Aramızdaki bağ.

Kutsal bir bağ gibi…

 Birbirinden kopamayan. Vazgeçemeyen.

İsterim. İsteriz. Aslında. İtiraf etmesek bile. Bizi hiçbir boşluk bırakmadan sevecek bir insanı ararız.

Boşuna aslında,  öyle bir insan yok…

Birgün farkederiz. Hiç bir sevgi, o boşluğu doldurmaya yeterli değildir. Hayatımızı boşu boşuna bu anlamsız arayış ve bekleyişle tüketiriz. Sadece bize ait olan bir yaşamı değil.

Birçok hayatları da aynı şekilde tüketiriz.  

Çok düşünmüşümdür.

Kimsesiz akşam vakitleri, bakarken dışarıya bir pencerenin önünden…

Hep aynı anlamsız düşünce ve cümle yankılanır yüreğimizde. Yüreğimde. Ruhumuzda. Elimizde değildir. Düşünürüz. Haykırmak isteriz aslında.

“Sandığınız gibi değil” diye. Onlara göstermek isteriz. Gerçeği. Fakat buna cesaret edemeyiz. Korkularımızdan bahsetmek isteriz. Endişelerimizden bahsetmek isteriz. İsterim. 

İçimizdeki çocuktan size bahsetsem?

Dinler misiniz?  

O sevgi arayan çocuktan. Şefkat arayan. Sadece saçlarının okşanmasını isteyen bir çocuktan...

Tamiri olmayan bir yol dönemecine girdiğimizi konuşmak isterim. O zaman belki anlarlar. Bizi. 

Ruhumuzu, huzursuz olan ruhumuzu…

İçinde fırtınalar esen yüreğimizi. Üzerine kezzap dökülen hayallerimizi...

“Sevmek istiyorum ama korkuyorum. Çok korkuyorum. Kaybetmekten”.

Haykırmak istediğimiz budur. Korkarız. Yapamayız. Tıpkı şuan karşısında oturduğum bozkırları seyrederek, bu duygu ve düşüncelerimi yok farzetmek isterim. İşime gelmez.

Onları gün ışığına çıkarmak…

Akşamüstü kızıllığında bunlar geçiyor aklımdan. Senin aklından. Hissediyorum. Seni. Yorgunsun. İkinci bir şansa ihtiyacın var.

Verilir miydi? Sana.

Verirler miydi? Bana.

Gerçekleştiremediğin düşler için. Düşlerim için.

Çok mu istemiştik?

İkinci şansı?

Hep düşünmüştün. Biliyorum. Sen. Benim de düşündüğüm gibi.

Şu “adı konulmamış” zaman dilimlerinde. Rüyalarımda. Uyurken.  

Adı konulmamış zaman dilimleri. Var. Yüreğinde. Hep böyle midir?

Zor mudur? Verilmesi?

Bilmem. Belki de. Böyledir.

Zaman zaman. Hissederiz. Herşey karmakarışık.

Dağınık yatak gibi…

 Herşey. Sanki dünden kalmış düzeltilmemiş bir yatak gibi, içinde bulunduğumuz yaşam.

Bakıyor. Ufuk çizgisine. Topraklar yorgun. Hissediyor.

Batan güneşin buruk bakışı…

Son bakış gibi.

Akşamüstü. Bir vakit. Kızıl sıcaklık.

Mağrur ve yorgun bir ifade…

Bozkırlara bakıyorum.

Başına buyruk bir görüntü… 

Benim gibi. Senin gibi. Bu asiliğin içinde kaybolmak isterim. İsteriz. Biliyorum.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 654 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler